Gadir-i Hum Bayramı Cumartesi Kutlanacak

Tarih : 2018-08-22 / Kategori : Kültür & Sanat

Gadir-i Hum Bayramı  Cumartesi Kutlanacak Bahceşehir Koleji

yesil_igdir_yemek.jpg Reklam Alanı

           Iğdır Ehlibeyet Alimleri Derneği Başkanı  Veli Beder yaptığı açıklamada, Cumartesi günü Gadir-i Hum bayramının öğlen namazından sonra Alyans düğün salonunda düzenleneceğini açıkladı. 

           Gadir-i Hum bayramının ne demek olduğunu kısaca özetleyen Beder şöyle dedi: 
           Gadir-i Hum Olayı Nedir? 
           Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (s.a.s) son Kâbe ziyaretinde (VEDA HACCI’NDA) İslam tarihinin önemli bir olayı gerçekleşmiştir. Bu çok önemli olay, GADİR HUM’da yaptığı konuşmadır. (Kameri Zilhicce 18) Resulullah (s.a.a) Hicretin onuncu yılında hacca gitmeyi kararlaştırmıştı. 
           Bu kararı açıkladığında, Resulullah ile birlikte hacca gitmek için Medine’ye çok sayıda insan geldi.
Bu hacca Haccet-ül Veda Haccet-ül İslam Haccet-ül Belağ Haccet-ül Kemal ve Haccet-üt Tamam da denilmektedir.
Resulullah (s.a.a) gusledip, saçlarına yağ sürerek taradıktan sonra, iki çöl elbisesiyle Zilhicce ayından beş-altı gün önce Cumartesi günü Medine’den yola çıktı. 
             Resulullah (s.a.a) Medine’den çıktığında onunla birlikte eşleri, Ehl-i Beyti, Muhacir, Ensar ve diğer Arap kabilelerinden büyük bir topluluk da yola çıktı. Resulullah (s.a.a) Medine’den yola çıktığı o günlerde Medine halkından birçok kimse çiçek veya kızamık hastalığına yakalanmıştı. Bu yüzden birçok insan Resulullah (s.a.a) ile Hacca gitmek şerefine erişemediler. Buna rağmen çok büyük bir insan topluluğu onunla beraber Medine’den hareket etti.
             Pazartesi günü Merr-uz Zahrana vardılar. İkindiyi orada geçirerek akşamleyin Serefe ulaştılar. Akşam namazını kılmadan Mekke’ye ulaştılar. Geceyi Mekke girişindeki dağın arasında geçirdiler ve salı günü sabahleyin Mekke’ye girdiler. 
Resulullah (s.a.a) hac amellerini yaptıktan sonra, Mekke’ye geldiği insanlarla Medine’ye geri dönerlerken, Medine, Mısır ve Iraklıların yol ayrımı olan Gadir-i Hum’a ulaştıklarında, Cebrail şu ayeti indirdi: Ey Peygamber, Rabbi’nden sana indirileni tebliğ et.
           Allah-u Teâlâ bu ayetle, Resulullah’ın (s.a.a), Hz. Ali (a.s)’ı imam olarak halka tanıtmasını ve velayet hakkında nazil olanı, onlara tebliğ etmesini emretti ve ona itaat etmeyi herkese farz kıldı. 
           Bu olay Zilhiccenin 18. Günü vuku buldu. Hacdan dönenlerden ilk grup Cuhfe’ye yaklaştığında Resulullah (s.a.a) önde gidenlerin geri dönmesini ve geride kalanların da bu bölgede onlara ulaşmasını emretti. 
O bölgede bulunan, birbirine yakın beş büyük ağacın altında oturmaktan onları sakındırdı; bu ağaçların altını temizletti, öğle namazı için ezan okundu, daha sonra Resulullah (s.a.a) halkla birlikte o ağaçların altında namaz kıldı.
           Resulullah (s.a.a) namazını bitirdikten sonra cemaatin ortasında, deve semerleri üzerine çıkarak, herkesin duyacağı şekilde yüksek bir sesle şöyle buyurdular: Bütün övgüler Allah’a mahsustur; O’ndan yardım diliyor, O’na iman ediyor, Ona güveniyoruz. Nefsimizin şerlerinden, kötü amellerimizden Allah’a sığınıyoruz. Sapan kimseyi O’ndan başka kimse hidayet edemez; O’nun hidayet ettiğini ise kimse saptıramaz. Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in Onun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ediyorum. Ve Sonra: Ey insanlar! Latif ve Habir olan Allah bana haber verdi ki, hiçbir Peygamber, kendisinden önceki peygamberin ömrünün yarısından fazlasını yaşamamıştır; ben yakında Rabbimin davetine icabet edeceğim. 
Ben sorumluyum, siz de sorumlusunuz.  
           Resulullah: Ben sizden önce (Kevser) havuzun başına gideceğim, siz orada benim yanıma geleceksiniz. O havuzun genişliği San’a ve Busra arası kadardır. Benden sonra sekaleyn hakkında nasıl davranacağınıza bakın.
Halktan birisi: Ya Resulullah, sekaleyn nedir? 
          Resulullah: Değerli büyük emanet: Allah’ın kitabıdır; bir tarafı Allah’ın elindedir, diğer tarafı ise sizin elinizdedir. Ona sımsıkı sarılın, sapmayın. Değerli küçük emanet ise: Ehl-i Beyt’imdir. Allah-u Teâlâ bana bildirdi ki, onlar havuzun başında bana ulaşıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Bunların birbirinden ayrılmamasını ben de Rabbimden istedim. Onlardan ne öne geçin ve ne de geride kalın.
           Resulullah (s.a.a) daha sonra Hz. Ali (a.s)’ın elini tutup her ikisinin koltuk altları görülecek kadar kolunu yukarıya kaldırdı. Herkes onu görüp tanıdı; sonra şöyle buyurdu:
           Resulullah: Allah-u Teâlâ benim mevlamdır, ben de mü’minlerin mevlasıyım; ben onlara kendilerinden daha evlayım. Öyleyse ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.
         Resulullah bu cümleyi üç defa tekrarladı. (Hanbelî’lerin imamı Ahmed b. Hanbel’e göre, dört defa tekrarlamıştır.) Daha sonra şöyle buyurdular:  Allah’ım, onunla dost olana dost, ona düşman olana düşman ol; onu seveni sev, ona buğzedene buğzet; ona yardım edene yardım et, ondan yardımını esirgeyenden yardımını esirge; o nereye dönerse hakkı onunla döndür. Biliniz ki, bu sözleri hazır olanlar hazır olmayanlara bildirmelidirler.
             Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Allah-u Ekber! Din kemale erdi, nimet tamamlandı, Allah benim risaletime ve benden sonra Ali’nin velayetine razı oldu. Daha sonra orada bulunan insanlar Hz. Ali (a.s)’ı tebrik etmeye ve kutlamaya başladılar. 
            Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer, Hz. Ali (a.s)’ı ilk kutlayan kimselerdendirler.   Onlardan her biri; Bu makam sana kutlu olsun ey Ebu Talibin oğlu! Sen, her mü’min erkek ve kadının mevlası oldun denildi. 

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.