Cuma, 08 Şubat 2008 00:50

Şehrazat

 

Sen gündüzün gecenin dışında

Sen kalbin atışında kanın akışında

Sen Şehrazat bir lamba bir hükümdar bakışında

Bir ölüm kuşunun feryadını duyarsın

 

Sen bir rüya geceleyin gündüzün

Sen bir yağmur ince, hazin

Sen şarkılarca büyük uzun

Sen yolunu kaybeden yolcuların üstüne

Bir ömür boyu yağan bir ömür boyu karsın

 

Sen merhamet sen şefkat sen tiril tiril kadın

Sen bir mahşer içinde en aziz yalnızlığı yaşadın

Sen başını çeviren cellat başının güne

Sen öyle ki sen diye diye seni anlayamayız..

Şehrazat ah Şehrazat..

Sen sevgili, sen can, sen yarsin...

 

 

Sezai Karakoç

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:50

Çeşmeler

 

I.

 

Benim yalnızlığımdan

Damıtılmış çeşmeler

Kurumuş unutulmuş

Ceşmelerin akışıyım

İnsanlık içinde

 

Ay görmez onları onlar ayı görür

Aydan haberlidirler

Söylediklerinin çoğu

Ay hakkındadır

Aya dair

Ayın tarihine ait

 

Fındıklılı Mehmet Ağa

Çeşmesi

Silahtar Tarihinin yazarı

Yenilmez karpuzlar

Acı salatalıklar yıkamıştım suyunda

İçilmez

Bozuk suyunda

Gece yarısı

Ayışığında

Yaz ay ve ben

Silinmeye yüz tutmuş yazı

Ölümü hecelemiştik

Ortalığı dolduran sesinde

Ta... aşağılarda olan yatıra

Bir türkü söylüyordu

Ölüm ötesinde açmış

Menekşeler kimliğinde

 

Ölüydü insanlar

Yalnız yaşıyordu o yatır

Ve o çeşme

Ben de

Sıratı andıran bir çizgide

Soluyordum devrildim devrileceğimi

Hayatı ve ölümü birlikte

Aynı geçmezlik ve değişmezlikte

Aynı yenilik ve tazelikte

Ürpererek geçiyordu yarasalar

Uzaklardan

Beyoğlu'nu bir telgraf gibi

İleterek birbirine

 

Kaynak: Ayinler

Sezai Karakoç

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:49

O Ve Ben

 

Sana kosuyorum bir vapur icinde

Olmemek,delirmemek icin...

Yasamak;butun adetlerden uzak

Yasamak...

Hayır değil,değil sıcak

Dudaklarının hatırası

Değil saçlarının kokusu

Hiçbiri değil,

Dünyada büyük fırtınanın koptuğu böyle günlerde

Ben onsuz edemem

Eli elimin içinde olmalı,

Gözlerine bakmalıyım

Sesini isitmeliyim

Beraber yemek yemeliyiz,

Ara sıra gülmeliyiz

Yapamam,onsuz edemem.

Bana su, bana ekmek, bana zehir;

Bana tad, bana uyku

Gibi gelen çirkin kızım

Sensiz edemem.

 

 

Sait Faik Abasıyanık

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:49

Kıyamadığım

 

Hey bir zaman bakıp bakıp

Seyrine doyamadığım!

Şimdi gurbette bırakıp

Sesini duyamadığım!

 

Evde kapanıp kaldın mı?

Seyrana çıkıp güldün mü?

Başkalarının oldun mu?

"Benimsin!" diyemediğim!

 

Akıtıp gözüm yaşını

Hatırlarım gülüşünü;

Kıvırcık saçlı başını

Göğsüme koyamadığım!

 

Dik yamaçların selisin,

Sen benden daha delisin,

Şimdi kimlerin kulusun?

Başını eğemediğim!

 

Nasıl vurgunum bilirdin,

Niçin benden yüz çevirdin?

Kimlerin koynuna girdin?

Öpmeğe kıyamadığım!

 

 

Sabahattin Ali

 

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:49

Çocuklar Gibi

 

Bende hiç tükenmez bir hayat vardı

Kırlara yayılan ilkbahar gibi

Kalbim her dakika hızla çarpardı

Göğsümün içinde ateş var gibi

 

Bazı nur içinde, bazı sisteydim

Bazı beni seven bir göğüsteyim

Kah el üstündeydim, kah hapisteydim

Her yere sokulan bir rüzgar gibi

 

Aşkım iki günlük iptilalardı

Hayatım tükenmez maceralardı

İçimde binlerce istekler vardı

Bir şair, yahut bir hükümdar gibi

 

Hissedince sana vurulduğumu

Anladım ne kadar yorulduğumu

Sakinleştiğimi, durulduğumu

Denize dökülen bir pınar gibi

 

Şimdi şiir bence senin yüzündür

Şimdi benim tahtım senin dizindir

Sevgilim, saadet ikimizindir

Göklerden gelen bir yadigar gibi

 

Sözün şiirlerin mükemmelidir

Senden başkasını seven delidir

Yüzün çiçeklerin en güzelidir

Gözlerin bilinmez bir diyar gibi

 

Başını göğsüme sakla sevgilim

Güzel saçlarında dolaşsın elim

Bir gün ağlayalım, bir gün gülelim

Sevişen yaramaz çocuklar gibi

 

 

Sabahattin Ali

 

 

 

 

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:49

Heyder Baba 2

 

Heyderbaba, geldim seni yoklayam,

bir de yatam, qucağında yukluyam,

ömrü qovam, belke burda haklıyam,

uşaqlığa deyem: bize gelsin bir,

aydın günler, ağlar üze gülsün bir.

Heyderbaba, çekdin meni getirdin,

yurdumuza yuvamıza yetirdin,

Yusifivi uşaq iken itirdin,

qoca Ye'qub, itmişsem de tapıbsan,

qovalayıb qurd ağzından qapıbsan.

Gedenlerin yeri burda görünür,

Kanım nenem ağ kefenin bürünür,

dalımcadır, hara gedim sürünür:

- Bala geldin? Niye bele gec geldin?

Sebrim senle güleşdi, sen güc geldin.

Men gördüyüm kervan çatıb, köçübdü,

ayrılığın şerbetini içibdi,

ömrümüzün köçü burdan keçibdi,

keçib gedib geder - gelmez yollara,

tozu qonub bu daşlara, kollara.

Burda şirin katireler yatıblar,

daşlarılan başı - başa çatıblar,

aşnalığın daşın birden atıblar,

men bakanda qavzanırlar, bakırlar,

birde yatıb yandırırlar, yakırlar.

Qebilemiz burda qurub ocağı,

indi olmuş qurd - quşların yatağı,

gün batanda, söner bütün çırağı,

Ve beledeti leyse leha enisu

İllel yeafire ve illel - isu.

Zaman keçir, ufuqlerde toz qalır,

kervan kimi uzaqlarda toz salır,

duman gelir, ürekleri çulğayır,

ürek deyir: Zaman, keçme, amandır!

keçenlerde gözüm var, bir dayan, dur.

Rüzgarın deyirmanı fırlanır,

mekluq onun dişlerine tollanır,

bak ki, yene beşer nece allanır,

hemişelik şadlıq umur özüne,

qebri görür, toz qondurmur üzüne.

Köhnelerin sür - sümüyü dartılıb,

qurtulanın çul - çukası yırtılıb,

Molla İbrahim lap eriyib, qurtulub,

Şeykulislam sehman qalıb, qıbrakdı,

Novruzeli qaçaq keçib, qoçaqdı.

Ahılların yetmiş kefen çürüdüb,

cahılları dünya qemi kiridib,

qız - gelinler et - canların eridib,

Rekşendenin neve tutub elini,

Neneqızın kürekeni, gelini.

Çok şükür var, yene gelduk, görüşduk,

itenlerden, bitenlerden soruşduk,

küsmüşduk da, allah qoysa, barışduk,

bir de görüş qismet ola, olmaya,

ömürlerde fürset ola, olmaya.

Burda keyal meydanları genişdi,

dağlar, daşlar bütün menle tanışdı,

görcek meni Heyderbaba danışdı:

- Bu ne sesdi, sen aleme salıbsan,

gel bir görek özün harda qalıbsan?

Kecaveyle bu çaydan çok keçmişik,

bu çeşmelerden ne sular içmişik,

bu yoncalıqlarda kesib biçmişik,

çepişleri qıdıklayan günlerim,

çepiş kimi oynaklayan günlerim.

Bu kermende 'Aradankır' oynardıq,

comalaşıb qarışqa tek qaynardıq,

yavaş - yavaş bakçalara ağnardıq,

ağaclardan çilincağac keserdik,

qoruqçunun qorkusundan eserdik.

Bu tövlede sarı inek doğardı,

Kanım nenem inekleri sağardı,

ana iysi dam - duvardan yağardı,

men buzovu qucaqlardım, qaşmasın,

deyerdi: - Bak, bayda dolsun, daşmasın.

Bu damlarda çoklu cızıq atmışam,

uşaqların aşıqların udmuşam,

qurquşumlu saqqa alıb - satmışam,

uşaq nece heç zadınan şad olar,

indi bizim qemi tutmur dünyalar.

Mekteb qalır, uşaqlar ders alırlar,

hey yazırlar, hey pozurlar, yalırlar,

Molla İbrahim özü, evi qalırlar,

amma bizim yoldaşlardan qalan yok,

bunlardan bir bizi yada salan yok.

Bir vaktında bu mekteb pergar idi

bir Müseyyib, bir Memdesen var idi,

biri kelfe, biri verzişkar idi,

Akund bizle oynamağa gederdi,

özü bize oynamaq öyrederdi.

Dedim, balam, o Memdesen nolubdu?

me'lum oldu tifil cavan ölübdü

ne var, ne var, burnundan qan gelibdi,

bir yel esir, bakırsan Memdesen yok,

bu kendde bir burun qanı kesen yok.

Dedim, deyin Müseyyibe ne geldi?

Qulam gördüm, ağlar göz ile geldi,

dedi: O da bahalıq düşdü, öldü,

dedim, yazıq bizle hasıl bölenler,

bitmeyende aclarından ölenler.

Bu mektebde, şe'rin şehdin dadmışam,

Akundun ağzından qapıb, udmuşam,

gahdan da bir Akundu aldatmışam,

- Başım ağrır, - deyib, qaçıb getmişem,

bakçalarda gedib gözden itmişem.

Azad olanda mektebden çıkardıq,

hücum çekib bir - birini sıkardıq,

yolda her ne geldi, vurub yıkardıq,

uşaq deme, ipin qırmış dana de,

bir dana da deme, elli dana de.

Melikniyaz, itgin gedib yok olub,

Emiraslan, sekte ile yıkılıb,

here qaçıb bir derede sıkılıb,

çörek qemi çıkıb kalqın ayına,

her kes qalıb öz canının hayına.

Kendli yazıq çıraq tapmır yandıra,

görüm sizin berqiz qalsın andıra,

kim bu sözü erbablara qandıra:

nedir akır bu milletin günahı?

tutsun sizi, görüm, mezlumlar ahı!

Her ne alır, baha verir qiymeti,

ucuz feqet ekinçinin zehmeti,

bitenden artıq biçenin ücreti,

kend uşağı gedir yolda işleye,

orda belke qendi tapa, dişleye.

Kendli gelin kimi dünyanı bezer,

öz övreti yamaq - yamağa düzer,

eyne bezer kalqı, özü lüt gezer,

indi de var çarşabları albaqdı,

uşaqların qıç - paçası çılpaqdı.

Bu bakçada aş teresi ekerdik,

hey su açıb kerdiye göz dikerdik,

çıkmaq hemin derib, aşa tökerdik,

finqılışlar qaşıqlardan aslanı,

yağlı desem, quru ağzın islanı.

Bu döşlerde, quzuları yayardıq

akmasınlar ulduz tekin, sayardıq,

quşqovanı çekib daşa dayardıq,

quşqovan da ele bil ki, qabandı

qurd uzaqdan deyir bes ki, çobandı.

Kanım nenem nakoş olan il idi,

qış var iken külek idi, yel idi,

qış da çıkdı, yağış idi, sel idi,

yük - yapını hey çatırdıq ki, gedak,

sel çımkırıb, mecbur idik geyidak.

Neysan düşdü, biz de düşdük yağışa,

kim bacarar seller ile boğuşa?

hey deyirdik, belke yağış yığışa,

Balakişi faytonçumuz gelmişdi,

İmamiyye qehvesinde qalmışdı.

Bu zemide gedib, gözden iterdik,

tonqal qurub, sütülleri üterdik,

deyib gülmek muradına yeterdik,

el de gülsün, muradına yetişsin,

üreklerin yaraları bitişsin.

Kelverçiler burda kelver daşırdı,

bu küllükden ulaqlar dırmaşırdı,

seller kimi, ne'met aşıb - daşırdı,

her iş deyeydin her kime, görerdi,

can dermanı isteseydin vererdi.

İndi beşer ac qurd tekin durukub,

çömbelenti göz qıcırdıb durukub,

bakırlar ki, görsünler kim sınıkıb,

tökülsünler onun leşin yırtsınlsr,

here bir diş ensesinden qırtsınlar.

Heyderbaba, sende defineler var,

dağlar vediesi kezineler var,

amma sene benzer de sineler var,

bu sineler dağlar ile danışır,

dağlar kimi göyler ile qonuşur.

Gör hardan men sene saldım nefesi,

dedim qaytar sal aleme bu sesi,

sen de yakşı simurq etdin megesi,

sanki qanad verdin yele, nesime,

her terefden ses verdiler sesime.

Heyderbaba, seni veten bilmişdim,

veten deyib, baş götürüb gelmişdim,

seni görüb göz yaşımı silmişdim,

halbuki, lap qemli qurbet sendeymiş,

qara zindan, acı şerbet sendeymiş.

Kim qaldı ki, bize buğun burmadı,

altdan - altdan bize kelek qurmadı,

bir merd oğul bize havar durmadı,

şeytanları qucaqlayıb gezdiz siz,

insanları ayaqlayıb, ezdiz siz.

Divar ucaldı, gün bize düşmedi,

zindan qaraldı, göz - gözü seşmedi,

gündüz gözü menim lampam keşmedi,

sel de basdı, evimiz dolub göl oldu,

çok yazığın evi çönüb çöl oldu.

Evvel başı menden istiqbal etdiz,

sondan çönüb işimde iklal etdiz,

öz zennizce ustadı iğfal etdiz,

eybi yokdur, keçer geder ömürdür,

qış da çıkar, üzü qara kömürdür.

Menim yolum mehebbet caddesiydi,

son sözlerim haqqın iradesiydi,

mehebbetin risalet ve'desiydi,

yoksa mende bir kes ile qerez yok,

siyaset adlı mende bir merez yok.

Haqq ne deyir? Küfre qarşı getmeyiz,

nurdan çıkıb, zülmet içre itmeyiz,

fırıldağa fırfıratek bitmeyiz,

gördüz de ki, olmadı küfrün dibi,

pul da verse, almağa tikmiş cibi.

Şeytan bizim qiblemizi çönderib,

allaha deyen yoldan bizi dönderib,

ilanlı çeşmeye bizi gönderib,

minnet qoyur ki, arkınız nehr olub,

biz görürük sular bize zehr olub.

Heyderbaba, gileylikden ne çıkar?

zülmün evin sebrü tehemmül yıkar,

derviş olan sebrin elin berk sıkar,

gel qayıdaq, çıkaq ağa düzüne,

keçek yene mehebbetin sözüne.

Deyne uşaq bir - birile saz olsun,

belke bu qış bir de çönüb yaz olsun,

çay, çemenler ördek olsun, qaz olsun.

biz de bakıb ferehlenib bir uçaq,

sınıq - salkaq qanadları bir açaq.

Bu bakçadan alçaları dererdik,

qış adına çıkıb damda sererdik,

hey de çıkıb yalandan çöndererdik,

qış zumarın yayda yeyib doyardıq,

bir küllü de minnet kalqa qoyardıq.

Evler qalır, ev sahibi yok özü,

ocaqların ancaq işıldır közü,

gedenlerin az - çok qalıbdır sözü,

bizden de bir söz qalacaq, ay aman!

kimler bizden söz salacaq, ay aman!

Bizden sonra kürsülerin tovunda,

kendin nağıllarında, söz - sovunda,

qarı nenenin çakmağında, qovunda,

Heyderbaba özun qatar sözlere,

içki kimi kumar verer gözlere.

Aşıq deyer: Bir nazlı yar var imiş,

eşqinden odlanıb yanar var imiş,

bir sazlı, sözlü Şehriyar var imiş,

odlar sönüb, onun odu sönmeyib,

felek çönüb, onun çarkı çönmeyib.

Heyderbaba, alçaqların köşk olsun,

bizden sora qalanlara eşq olsun,

keçmişlerin, gelenlere meşq olsun,

evladımız mezhebini danmasın,

her içiboş sözlere aldanmasın!

 

Şehriyar

Cuma, 08 Şubat 2008 00:49

Heyderbaba'ya selam

 

Heyder Baba, ıldırımlar şakanda,

Seller, sular şakkıldayıb akanda,

Kızlar ona saf bağlayıb bakanda,

Selâm olsun şevkatize, elize,

Menim de bir adım gelsin dilize.

 

 

 

Heyder Baba, kehliklerin uçanda,

Göl dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,

Bahçaların çiçeklenib açanda,

Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,

Açılmayan ürekleri şâd ele.

 

 

 

Bayram yeli çardakları yıkanda,

Novruz gülü, kar çiçeği çıkanda,

Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda,

Bizden de bir yâd eyleyen sağ olsun,

Derdlerimiz koy dikkelsin dağ olsun.

 

 

 

Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın,

Üzün gülsün, bulakların ağlasın,

Uşaklarun bir deste gül bağlasın,

Yel gelende ver getirsin bu yana,

Belke menim yatmış bahtım oyana.

 

 

 

Heyder Baba, senin üzün ağ olsun,

Dört bir yanın bulak olsun, bağ olsun,

Bizden sora senin başın sağ olsun,

Dünya kazov-kader, ölüm-itimdi,

Dünya boyu oğulsuzdu, yetimdi.

 

 

 

Heyder Baba, yolum senden keç oldu,

Ömrüm keçdi, gelenmedim geç oldu,

Heç bilmedim gözellerin neç oldu,

Bilmezidim döngeler var, dönüm var,

İtginlik var, ayrılık var, ölüm var.

 

 

 

Heyder Baba, igit emek itirmez,

Ömür geçer efsus bere bitirmez,

Nâmerd olan ömrü başa yetirmez,

Biz de vallah unutmarık sizleri,

Görenmesek helâl edin bizleri.

 

 

 

Heyder Baba, Mir Ejder seslenende,

Kend içine sesden-köyden düşende,

Aşık Rüstem, sazın dillendirende,

Yadındadır ne hövlesek kaçardım,

Kuşlar tekin kanad çalıb uçardım.

 

 

 

Şengülava yurdu, aşık alması,

Gâh da gedib orda konak kalması,

Daş atması, alma-heyva salması,

Kalıb şirin yuhu kimin yadımda,

Eser koyub, ruhumda her zadımda.

 

 

 

Heyder Baba, Kuru gölün kazları,

Gediklerin sazak çalan sazları,

Ket kövşenin payızları, yazları,

Bir sinema perdesidir gözümde,

Tek oturub, seyr ederem özümde.

 

 

 

Heyder Baba, Karaçemen caddası,

Çovuşların geler sesi, sedası,

Kerbelâ’ya gedenlerin kadası,

Düşsün bu aç, yolsuzların gözüne,

Temeddünün uyduk yalan sözüne.

 

 

 

Heyder Baba, şeytan bizi azdırıb,

Mehebbeti üreklerden kazdırıb,

Kara günün ser-nüviştin yazdırıb,

Salıb halkı bir-birinin canına,

Barışığı beleşdirib kanına.

 

 

 

Göz yaşına bakan olsa, kan akmaz,

İnsan olan hancer beline takmaz,

Amma hayıf, kör tutduğun burakmaz,

Behiştimiz cehennem olmakdadır,

Ziheccemiz meherrem olmakdadır.

 

 

 

Hazan yeli yarpakları tökende,

Bulut dağdan yenib kende köçende,

Şeyhülislam gözel sesin çekende,

Nisgilli söz üreklere deyerdi,

Ağaçlar da Allah’a baş eyerdi.

 

 

 

Daşlı bulak daş-kumunan dolmasın,

Bahçaları saralmasın, solmasın,

Ordan keçen atlı susuz olmasın,

Deyne bulak, hayrın olsun, akarsan,

Ufuklara humar-humar bakarsan.

 

 

 

Heyder Baba, dağın daşın seresi,

Kehlik okur, dalısında feresi,

Kuzuların ağı, bozu, karası,

Bir gedeydim dağ-dereler uzunu,

Okuyaydım: 'Çoban, kaytar kuzunu'.

 

 

 

Heyder Baba, Sulu yerin düzünde,

Bulak kaynar çay çemenin gözünde,

Bulakotu, üzer suyun üzünde,

Gözel kuşlar ordan gelib keçerler,

Halvetleyib bulakdan su içerler.

 

 

 

Biçin üstü sünbül biçen oraklar,

Ele bil ki, zülfü darar daraklar,

Şikarçılar bildirçini soraklar,

Biçinçiler ayranların içerler,

Bir huşlanıb, sondan durub biçerler.

 

 

 

Heyder Baba, kendin günü batanda,

Uşakların şamın yeyib yatanda,

Ay bulutdan çıkıb kaş-göz atanda,

Bizden de bir sen onlara kıssa de,

Kıssamızdan çoklu gam u gussa de.

 

 

 

Karı nene gece nağıl deyende,

Külek kalkıb kap-bacanı döyende,

Kurd keçinin Şengülüsün yeyende,

Men kayıdıb bir de uşak olaydım,

Bir gül açıb ondan sora solaydım.

 

 

 

‘Emmecan’ın bal bellesin yeyerdim,

Sondan durub üs donumu geyerdim,

Bahçalarda tiringeni deyerdim,

Ay özümü o ezdiren günlerim,

Ağac minib, at gezdiren günlerim.

 

 

 

Heçi hala çayda paltar yuvardı,

Memmed Sadık damlarını suvardı,

Heç bilmezdik dağdı, daşdı, divardı

Her yan geldi, şıllak atıb aşardık,

Allah, ne koş, gamsız-gamsız yaşardık.

 

 

 

Şeyhülislam münâcatı deyerdi,

Meşed Rahim lebbâdeni geyerdi,

Meşdâceli bozbaşları yeyerdi,

Biz hoş idik, hayrat olsun, toy olsun,

Fark eylemez, her n’olacak, koy olsun.

 

 

 

Melik Niyaz verendilin salardı,

Atın çapıb kıykacıdan çalardı,

Kırkı tekin gedik başın alardı.

Dolayıya kızlar açıb pencere,

Pencerelerden ne gözel menzere.

 

 

 

Heyder Baba, kendin toyun tutanda,

Kız gelinler hena, pilte satanda,

Bey geline damdan alma atanda,

Menim de o kızlarında gözüm var,

Aşıkların sazlarında sözüm var.

 

 

 

Heyder Baba, bulakların yarpızı,

Bostanların gülbeseri, karpızı,

Çerçilerin ağ nebatı sakkızı,

İndi de var damağımda, dad verer,

İtgin geden günlerimden yad verer.

 

 

 

Bayram idi gece kuşu okurdu,

Adaklı kız bey çorabın tokurdu,

Herkes şalın bir bacadan sokurdu,

Ay ne gözel kaydadı şal sallamak,

Bey şalına bayramlığın bağlamak.

 

 

 

Şal istedim men de evde ağladım,

Bir şal alıb tez belime bağladım,

Gulam gile kaçdım, şalı salladım,

Fatma hala mene çorab bağladı,

Han nenemi yada salıb ağladı.

 

 

 

Heyder Baba, Mirzemmed’in bahçası,

Bahçaların turşa şirin alçası,

Gelinlerin düzmeleri, tahçası

Hey düzüler gözlerimin refinde,

Heyme vurar hatıralar sefinde.

 

 

 

Bayram olub, kızıl palçık ezerler,

Nakış vurub, otakları bezerler,

Tahçalara düzmeleri düzerler

Kız-gelinin fındıkçası, henası,

Heveslener anası, kaynanası.

 

 

 

Bakıçının sözü, sovu, kağızı

İneklerin bulaması, ağızı,

Çerşenbenin girdekânı, mövizi

Kızlar deyer: “Atıl-matıl, çerşenbe,

Ayna tekin bahtım açıl, çerşenbe”.

 

 

 

Yumurtanı göyçek, güllü boyardık,

Çakkışdırıb sınanların soyardık,

Oynamakdan birce meğer doyardık,

Eli mene yaşıl aşık vererdi,

İrza mene novruz gülü dererdi.

 

 

 

Novruz Ali hermende vel sürerdi,

Kâhdan enib küleşlerin kürerdi,

Dağdan da bir çoban iti hürerdi,

Onda gördün ulak ayak sahladı,

Dağa bakıb kulakların şahladı.

 

 

 

Akşam başı nahırçılar gelende,

Kodukları çekib, vurardık bende,

Nahır keçib gedib yetende kende,

Heyvanları çılpak minib kovardık,

Söz çıksaydı, sine gerib sovardık.

 

 

 

Yaz gecesi çayda sular şarıldar,

Daş kayalar selde aşıb, karıldar,

Karanlıkda kurdun gözü parıldar,

İtler gördün, kurdu seçib ulaşdı,

Kurd da gördün, kalkıb gedikden aşdı.

 

 

 

Kış gecesi tövlelerin otağı,

Kentlilerin oturağı, yatağı,

Buharıda yanar odun yanağı,

Şebçeresi, girdekânı, iydesi,

Kendi basar gülüb-danışmak sesi.

 

 

 

Şücâ haloğlunun Baki savgati,

Damda kuran samavarı, söhbeti,

Yadımdadı şestli keddi, kameti,

Cünemmegin toyu döndü, yas oldu,

Nene Kız’ın baht aynası kâs oldu.

 

 

 

Heyder Baba, Nene Kızın gözleri,

Rakşende’nin şirin-şirin sözleri,

Türki dedim, okusunlar özleri,

Bilsinler ki, adam geder ad kalar,

Yahşı-pisden ağızda bir dad kalar.

 

 

 

Yaz kabağı gün güneyi döyende,

Kend uşağı kar güllesin sövende,

Kürekçiler dağda kürek züvende,

Menim ruhum ele bilin ordadır,

Kehlik kimi batıb kalıb, kardadır.

 

 

 

Karı Nene uzadanda işini,

Gün bulutdan eyirerdi teşini,

Kurd kocalıb, çekdirende dişini,

Sürü kalkıb dolayıdan aşardı,

Badyaların südü aşıb-daşardı.

 

 

 

Hecce Sultan emme dişin kısardı,

Molla Bağır emoğlu tez mısardı,

Tendir yanıb, tüstü evi basardı,

Çaydanımız arsın üste kaynardı,

Kovurkamız saç içinde oynardı.

 

 

 

Bostan pozub getirerdik aşağı,

Doldurardık evde tahta tabağı,

Tendirlerde pişirerdik kabağı,

Özün yeyib, tohumların çıtlardık,

Çok yemekden lap az kala çatlardık.

 

 

 

Verzeğan’dan armud satan gelende,

Uşakların sesi düşerdi kende,

Biz de bu yandan eşidib bilende,

Şıllak atıb bir kışkırık salardık,

Buğda verib armudlardan alardık.

 

 

 

Mirza Tağı’ynan gece getdik çaya,

Men bakıram selde boğulmuş aya,

Birden ışık düşdü otay bahçaya,

”Eyvay dedik, kurddu”, kayıtdık, kaşdık,

Heç bilmedik ne vakt küllükden aşdık.

 

 

 

Heyder Baba, ağaçların ucaldı,

Amma hayıf cevanların kocaldı,

Tokluların arıklayıb acaldı,

Kölge döndü, gün batdı, kaş kereldi,

Kurdun gözü karanlıkda bereldi.

 

 

 

Eşitmişem yanır Allah çırağı,

Dayır olub mescidüzün bulağı,

Râhat olub kendin evi, uşağı,

Mensur Han’ın eli kolu var olsun,

Harda kalsa, Allah ona yar olsun.

 

 

 

Heyder Baba, Moll’ İbrahim var, ya yok?

Mekteb açar, okur uşaklar, ya yok?

Hermen üstü mektebi bağlar, ya yok?

Menden ahonda yetirersen selâm,

Edebli bir selâm-ı mâ lâkelâm.

 

 

 

Hecce Sultan emme gedib Tebriz’e,

Amma ne Tebriz ki, gelemmir bize,

Balam durun, koyak gedek evmize,

Ağa öldü, tufakımız dağıldı,

Koyun olan yad gediben sağıldı.

 

 

 

Heyder Baba, dünya yalan dünyadı,

Süleyman’dan, Nuh’dan kalan dünyadı,

Oğul doğan, derde salan dünyadı,

Her kimseye her ne verib alıbdı,

Eflatun’dan bir kuru ad kalıbdı.

 

 

 

Heyder Baba, yaru yoldaş döndüler,

Bir-bir meni çölde koyub, çöndüler,

Çeşmelerim, çırahlarım, söndüler,

Yaman yerde gün döndü, akşam oldu,

Dünya mene harâbe-i şâm oldu.

 

 

 

Emoğluynan geden gece Kıpçağ’a,

Ay ki çıkdı, atlar geldi oynağa,

Dırmaşırdık, dağdan aşırdık dağa,

Meşmemi Han göy atını oynatdı,

Tüfengini aşırdı, şakkıldatdı.

 

 

 

Heyder Baba, Kara gölün deresi,

Hoşgenâb’ın yolu, bendi, beresi,

Orda düşer çil kehliğin feresi,

Ordan keçer yurdumuzun özüne,

Biz de keçek yurdumuzun sözüne.

 

 

 

Hoşgenâb’ı yaman güne kim salıb?

Seyyidlerden kim kırılıb, kim kalıb?

Amir Gafar dam daşını kim alıb?

Bulak gene gelib gölü doldurur,

Ya kuruyub, bahçaları soldurur.

 

 

 

Amir Gafar seyyidlerin tacıydı,

Şahlar şikar etmesi kıykacıydı,

Merde şirin, nâmerde çok acıydı,

Mazlumların hakkı üste eserdi,

Zalimleri kılıç tekin keserdi.

 

 

 

Mir Mustafa dayı, uca boy baba,

Heykelli, sakkallı, Tolustoy baba,

Eylerdi yas meclisini, toy baba,

Hoşgenâb’ın âb-ı rûsu, erdemi,

Mescidlerin, meclislerin görkemi.

 

 

 

Mecdüssâdât gülerdi bağlar kimi,

Guruldardı, buludlu dağlar kimi,

Söz ağzında erirdi yağlar kimi,

Alnı açık, yakşı, derin kanardı,

Yaşıl gözler çırağ tekin yanardı.

 

 

 

Menim atam süfreli bir kişiydi,

El elinden tutmak onun işiydi,

Gözellerin âhire kalmışıydı,

Ondan sonra dönergeler döndüler,

Mehebbetin çırağları söndüler.

 

 

 

Mir Sâlih’in deli sevlik etmesi,

Mir Aziz’in şirin şahsey getmesi,

Mir Memmed’in kurulması, bitmesi,

İndi desek, ahvâlâtdı, nağıldı,

Keçdi getdi, itdi batdı, dağıldı.

 

 

 

Mir Abdül’ün aynada kaş yakması,

Çövçülerinden, kaşının akması,

Boylanması, dam-divardan bakması,

Şah Abbas’ın dürbini, yâdeş behayr,

Hoşgenâb’ın hoş günü, yâdeş behayr.

 

 

 

Sitâr’ emme nezikleri yapardı,

Mir Kadir de her dem birin kapardı,

Kapıb, yeyib, dayça tekin çapardı,

Gülmeliydi onun nezik kappası,

Emmemin de, ersininin şappası.

 

 

 

Heyder Baba, Amir Heyder neyneyir?

Yakın gene samavarı keyneyir,

Day kocalıb, alt engiynin çeyneyir,

Kulak batıb, gözü girib kaşına,

Yazık emme, havâ gelib başına.

 

 

 

Hanım emme Mir Abdül’ün sözünü,

Eşidende eyer ağzı, gözünü,

Melkâmıd’a verer onun özünü,

Da’vaların şuhlugılan katallar,

Eti yeyib, başı atıb yatallar.

 

 

 

Fizze hanım Hoşgenâb’ın gülüydü,

Amir Yahya em kızının kuluydu,

Ruhsâre artist idi, sevgiliydi,

Seyid Hüseyn Mir Salih’i yansılar,

Amir Cefer geyretlidir, kan salar.

 

 

 

Seher tezden nahırçılar gelerdi,

Koyun kuzu dam bacadan melerdi,

Emme Can’ım körpelerin belerdi,

Tendirlerin kavzanardı tüstüsi,

Çöreklerin gözel iyi, istisi.

 

 

 

Göyerçinler deste kalkıb uçallar,

Gün saçanda kızıl perde açallar,

Kızıl perde açıb, yığıb kaçallar,

Gün ucalıb, artar dağın celâli,

Tebietin cevanlanar cemâli.

 

 

 

Heyder Baba, karlı dağlar aşanda,

Gece kervan yolun aşıb çaşanda,

Men hardasam, Tehran’da, ya Kâşan’da,

Uzaklardan gözüm seçer onları,

Hayâl gelib, aşıb keçer onları.

 

 

 

Bir çıkaydım Damkaya’nın daşına,

Bir bakaydım keçmişine, yaşına,

Bir göreydim neler gelib başına,

Men de onun karlarıylan ağlardım,

Kış donduran ürekleri dağlardım.

 

 

 

Heyder Baba, gül konçesi handandı

Amma hayıf, ürek gazası kandı,

Zindegânlık bir karanlık zindandı,

Bu zindanın derbeçesin açan yok,

Bu darlıkdan bir kurtulub kaçan yok.

 

 

 

Heyder Baba, göyler bütün dumandı,

Günlerimiz birbirinden yamandı,

Birbirizden ayrılmayın, amandı,

Yakşılığı elimizden alıblar,

Yakşı bizi yaman güne salıblar!

 

 

 

Bir soruşun bu karkınmış felekden,

Ne isteyir bu kurduğu kelekden?

Deyne, keçirt ulduzları elekden,

Koy tökülsün, bu yer üzü dağılsın,

Bu şeytanlık korkusu bir yığılsın.

 

 

 

Bir uçaydım bu çırpınan yelinen,

Bağlaşaydım dağdan aşan selinen,

Ağlaşaydım uzak düşen elinen,

Bir göreydim ayrılığı kim saldı?

Ölkemizde kim kırıldı, kim kaldı?

 

 

 

Men senin tek dağa saldım nefesi,

Sen de kaytar, göylere sal bu sesi,

Baykuşun da dar olmasın kefesi,

Burda bir şîr darda kalıb bağırır,

Mürüvvetsiz insanları çağırır.

 

 

 

Heyder Baba, gayret kanın kaynarken,

Karakuşlar senden kopub kalkarken,

O sıldırım daşlarıynan oynarken,

Kavzan, menim himmetimi orda gör,

Ordan eyil, kâmetimi darda gör.

 

 

 

Heyder Baba, gece durna keçende,

Köroğlunun gözü kara seçende,

Kıratını minib, kesib biçende,

Men de burdan tez matlaba çatmaram,

Eyvaz gelib çatmayıncan yatmaram.

 

 

 

Heyder Baba, merd oğullar doğginan,

Nâmerdlerin burunların oğginan,

Gediklerde kurdları dut boğginan,

Koy kuzular ayın şayın otlasın,

koyunların kuyrukların katlasın.

 

 

 

Heyder Baba, senin könlün şad olsun,

Dünya varken ağzın dolu dad olsun,

Senden keçen yakın olsun, yad olsun,

Deyne menim şâir oğlum Şehriyâr,

Bir ömürdür gam üstüne gam çalar.

 

Şehriyar

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:48

El Kimin

 

Şehriyar'ım gözüm yaşı sel kimin,

Garip sen mi vetanında el kimin,

Sevdan üreğimde kara yel kimin,

Heç elden özgeye gardaş olar mı?

Haramzadalardan yoldaş olar mı?

 

Gurt gurtnan dolaşır, itler it inen,

Gurt şikarnan doyar, itler küt inen,

Yanaşmanın goynu dolar pit inen

Heç elden özgeye gardaş olar mı?

Fars, Çin, Urustan yoldaş olar mı?

 

Oğuz Atam bizi görse neyliyer,

Dövüner dizini helak eyliyer,

Yeğin geyze gelir, gönü göynüyer,

Heç elden özgeye gardaş olar mı?

Yılandan, çiyandan yoldaş olar mı?

 

Bed-güman değilem Allah kerimdir,

Turan hayalimdir, etim, derimdir,

Böyyük Asya nece olsa benimdir,

Gurt yuvalarına tilki dolar mı?

Ayıdan, Moskof'tan yoldaş olar mı?

 

Şehriyar'ım, incinmeyin sözüme,

Dost acı danışar dostun özüne

Gah ağlaram, gah vururam dizime

Heç elden özgeye gardaş olar mı?

Hayından, uğrudan yoldaş olar mı?

 

Şehriyar

 

 

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:48

Aman Ayrılıg

 

1

 

Bu darıhdıran duman ayrılıg

Başa sovrulan saman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

2

 

Bir gözün açar, bir gözün yumar

Araz'ı serin gördükde umar

Hezer'i derin gördükde cumar

Can deryasına cuman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

3

 

Araz'ım vursun baş daşdan daşa

Göz yaşı gerek başlardan aşa

Nece yad olsun gardaş gardaşa

Ne din ganır, ne iman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

4

 

Göylerin günün, ayın gizledir

Ulduz ahdırır, sayın gizledir

Ohunu atır, yayın gizledir

Ceddimi edip kâman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

5

 

Ayrılıg gele, bir kerem gıla

Bir neçe gün de bizden ayrıla

Gem de bir biz tek sova-savrula

Hanı bir bele güman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

6

 

Dedim ayrılıg, gınama meni

Seni görmüşem eller düşmeni

Yüz min kerre de sınasam seni

Haman ayrılıg, haman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

Amansız gözün yuman ayrılıg

Can cızlığından uman ayrılıg

Ne ğemli yazar roman ayrılıg

Dillere salan duman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

8

 

Sen unudsan da Süleyman meni

Unudmuyacag Şehriyar seni

Yaz geler bülbül gapsar çemeni

İndilik sevsin zaman ayrılıg

Aman ayrılıg, aman ayrılıg.

 

Şehriyar

 

 

 

 

 

 

Cuma, 08 Şubat 2008 00:48

Kim Demiş

 

Kim demiş ki benim için bu beldede âti yok,

Kim demiş ki bu toprakta Türk oğlunun hakkı yok...

Bu diyarlar sizin için etmez diyen cahil kim?

Haykırırım cevap versin bizi fazla gören kim?

 

Ey Türk oğlu bu beldede senin için her şey var,

Bu toprağın her adımı senden bir parça saklar.

Türk kanıyle kızıl güller veriyorken bu diyar,

Ümit yoktur bu beldede Türk’e diye kim demiş?

 

Bu topraklar senin için yeşerirken burada,

Ataların destanları inilderken sularda,

Kim demiş ki yabancısın ey Türkoğlu bu yurtta.

Bu toprakta emeğin yok, çekil burdan kim demiş?

 

Ey asîl Türk, bu sözleri söyleyecek herkesin,

Demir gibi yumruğunu vur başına inlesin

Bu toprakta atan kalpler nerden gelmiş dinlesin,

Türk’e yer yok bu diyarda, çıksın, gitsin, kim demiş?

 

 

Rauf Raif Denktaş

 

ığdır web tasarım

iletisim

 

  • Yeni
  • Son Yorumlar
  • Ekrem Baydar 29.08.2014 06:43
    Boş dedikodulara kulak asmayalım. Unutmayalım ki, Davulla gelen zurnayla gider. En acı günlerinde ...
     
  • Adalet ÇINGIL 26.08.2014 23:18
    Çok kısa bir süre Iğdır'da kaldım ve Bey efendi ile tanışma ve sohbet etme imkanım oldu.Gerçekten çok ...
     
  • SAVAŞ YENER EROL 26.08.2014 18:12
    İl Emniyet Müdürümüzün olgun ve mütevazı tavrı,kurum müdür ve müdür yardımcılığına atanmış bazı sıradan ...
     
  • Ali Tunay 25.08.2014 22:09
    Hissiyatımıza tercüman olan bir yazı... "Saygı edepten sevgi gönüldendir" denir ya; çok şükür ki,Iğdır ...
     
  • alper 25.08.2014 12:06
    Iğdır çok değerli bir Müdür kazandı Müdürümüze yeni görev yerinde başarılar diliyorum
     
  • isimsiz 25.08.2014 11:10
    peki bu ığdır sosyal bilimler lisesinin pansiyonu varmı ben şehir dışından geliyorum çünkü
     
  • kenan 25.08.2014 10:30
    şehrin en çok kullanılan çarşısı valilik yolu arka caddeler dökülmüş. siz ta nereyi yapıyorsunuz? Ne ...
     
  • Murat parim 25.08.2014 09:58
    Bende çok takdir ediyorum bu hassas günlerde herkesimle dialog içinde samimi çalışkan. Birinin özverili ...
     
  • serhat salam 24.08.2014 06:23
    içinden biri okuduğu bir cümleyi anlatabilir mi! Türkiyenin bugünkü durumundan Diyanet hiç mi hiç ...
     
  • serhat salam 21.08.2014 20:19
    rüyalarda göle maya çalmak

Arşiv

« Eylül 2014 »
Pzt Sal Çrş Per Cum Cmt Paz
1 2 3 4 5 6 7
8 9 10 11 12 13 14
15 16 17 18 19 20 21
22 23 24 25 26 27 28
29 30          

Hızlı Arama

Kimler Online

598 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi