Ekrem BAYDAR POLİS
Tarih : 2008-04-10
Tüm Yazılar

Ekrem BAYDAR



    Akşam oturdum masanın başına, yarın Türk Polis Teşkilatının163. Kuruluş yıldönümüdür. Bu yıldönümünü kutlamak amacıyla bir yazı yazayım dedim. Evet; bu kuruluşun 163. yılını başta Emniyet Teşkilatı olmak üzere canı gönülden kutluyor, bu günün bütün vatandaşlarımıza sevginin, hoşgörünün, sosyal güzelliklerin ve güven ortamının sürekliliğinin devamı dileği ile bir vatandaş olarak, içimden geçeni yazıyorum.
     Polis kelimesi köken olarak Latince bir kelimedir. Dünyada olduğu gibi bize de Latinceden geçmiştir.  Eski Yunan dilinde şehir anlamındadır. Latince de "POLİ" çok demektir. Yunanca da ise "S" ekini alınca Çok kalabalık yer olan şehir anlamına gelmektedir. Zaten eskiden Yunanlılar Şehre POLİS diyorlardı. İşte bu tür kalabalık, İnsan yoğunluğunun fazla olduğu yerlerin de belirli bir düzen ve tertip içinde sürekliliğinin sağlanması için bir takım kuruluşlara ihtiyaç vardır.
     Ülkemizde de bu kuruluş 10 Nisan 1845 yılında ilk olarak İstanbul'da kurulmuş ve günümüze kadar gelmektedir. 1845'ten önce de Zaptiye(Zapt eden) veya Zabıta denen askeri kuvvetlerle bu görev yürütülüyordu. Bu teşkilat ilk kurulduğunda on maddelik bir nizamname ile kurulmuştur. Bu nizamnamenin ilk maddesi de bulunduğu beldenin her türlü güvenliğinden sorumlu olmaktı. Polis görevi gereği halkın canını, malını, ırzını, asayişini, istirahatını, koruyan, isteyene yardımcı olan, kanun ve yönetmeliklerin kendisine verdiği yetkileri çerçevesinden taşmadan uygulayan, biraz da sevginin ve hoşgörülü davranmanın sembolü olan silahlı bir uygulama kuvvetidir. Bu teşkilatın 1845'ten 1907'ye kadar kuruluşunun kanuni bir dayanağı yoktu. 1907'den sonra da hızla gelişen bu teşkilat bir takım kanuni dayanaklarla günümüzde görev ve sorumluluklarını, bazen üzücü görüntüler olsa da yerine layığı  ile getirmektedir. Bizlerin rahat ve huzur dolu bir ortamda yaşamımızı sürdürebilmemiz için onlar gece gündüz demeden çalışmakta, geceyi gündüz, gündüzü gece yaşamaktalar. En ufak bir sıkıntımızda ilk sığınacağımız limandırlar. Kapıldığımız fırtınalardan kurtulmamız için çekinmeden canlarını hiçe sayanlardırlar. Eşimize, çocuğumuza, annemize babamıza sarılıp mışıl mışıl uyurken, uykumuz bölünmesin diye, gecesini gündüz yaşayanlardırlar, karısından kızından çoluk çocuğundan uzak...
   Polis; Kendisine verilen kanunlar çerçevesindeki yetki ve sorumlulukları harfiyen uyguladığı zaman hiçbir sorunla karşılaşmaz, aksine tüm sorunları da halkımızın her ferdi tarafından paylaşılır kanısını taşıyorum. Ben öğretmenim. Öğretmen olmak başka şeydir, öğretmenlik yapmak daha başka bir şeydir. Herkes polis olabilir ama herkes polislik yapamaz. Bu önemli teşkilat içindeki polisler azalıp, polislik yapan polisler çoğaldıkça teşkilat halkın gözünde de kendi gözünde de daha bir başka güzellikle anılacaktır. Dünün polisinin sadece elbisesi değişiyordu kafası değişmiyordu! Üniformasının gücünü kendi gücü zannedip,  kendisini babasının çiftliğinde kâhya sanan polis yok artık Olsa bile ki, vardır bu tip kişiler de, topluma ve teşkilata fazla zarar vermeden kendi iç dinamiği içinde yavaş yavaş yok olmaktadır. Bu gün polisimizin elbi sesi de değişiyor kafası da… Polis akademi okuyor, toplum psikolojisi okuyor, sosyoloji okuyor, kolej okuyor, insan hakları seminerleri alıyor, önce kanunu öğreniyor sonra uyguluyor. Zaman, zaman ekranlarda gördüğümüz birtakım nahoş olaylar olsa da, inanıyorum ki bu tür olaylar teşkilatı da en az vatandaşlar kadar üzmektedir. Hani derler ya "Orman Çakalsız olmaz" Varsın olsun, olacak da..  Bu tür insanların da hakkını yememek gerekir. Birtakım insanlar da bir takım hareket ve tavırlarıyla bu insanlara yalvarıp duruyorlar. "Ne olur polis amca, Allah'ını seversen, çoluk çocuğunun başı için, ben dayak yemek istiyorum. Bak sen zahmet çekmeyesin diye sopa da getirdim."  Buna da polis zavallının yapacağı hiçbir şey yoktur onun isteğini yeri ne getirmekten başka… Diyeceğim ama onu da diyemiyorum.  Diyemiyorum çünkü o insana devlet bir üniforma giydirmiştir. O üniformanın altında sevgi vardır, şefkat vardır, hoşgörü vardır. O andaki hislerine hakim olmalıdır. Asla ve asla devletin ona verdiği gücü kendi gücüymüş gibi kullanmamalıdır. Ülkesini seviyorsa, halkını seviyorsa, her şeyden önemlisi mensubu olduğu teşkilata leke gelsin istemiyorsa kişisel duygularına yenik düşmemelidir.
   "Teşbihte hata olmaz."  Bütün olumsuzluklara rağmen sizler bu ülkeye lazımsınız. Biliyoruz ki "Bir damla mürekkep koskoca bir denizi siyaha boyayamaz." Hoşgörünüze sığınarak en küçük memurundan en büyük amirine kadar hepinizin 163. kuruluş yıldönümünüzü canı gönülden kutluyor çok daha başarılı, sağlıklı, çalışmalar diliyorum. "GÜNÜNÜZ KUTLU OLSUN."

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.