Serdar GÜNDOĞDU Tarih, Tarihçi ve Toplum
Tarih : 2016-09-27
Tüm Yazılar

Serdar GÜNDOĞDU



    Tarih nedir? sorusu ile yazımıza başlamanın uygun olacağını düşünüyorum. Tabi birçok kaynakta birçok uzman farklı tanımlarla insanları aydınlatmaya çalışmıştır. Bende piyasada var olan klasik tarih tanımları yerine tarih felsefesi konusunda uzman olan E. E. Carr’ın Tarih Nedir? isimli kitabında yer alan tanımla durumu izah etmeye çalışacağım.
    Carr; “Tarih nedir sorusuna ilk cevabım, tarihin, tarihçi ile olaylar arasında devamlı iletişim emayesidir; hal ile mazi arasında bitmeyen diyalogdur.” şeklinde tanımlamıştır.
    Evet, bu tanımlama üzerinden yola çıkarsak tarih geçmiş, günümüz ve gelecek arasında yaşanılan insan temelli etkileşimin tamamıdır. Hal ile mazi arasında hiç bitmeyen bu diyalogu diğer insanlara aktaran en önemli kaynak ise bu işin uzamı olan tarihçilerdir. Fakat son zamanlarda televizyon kanallarında, gazete ve dergi sayfalarından tarih reçetesi yazanların önemli bir kısmının tarihçi olmadığı dikkat çekmektedir. Gelişen toplum düzeninde insanlar arasında iki tarih türü ortaya çıkmıştır. Bunlar; Akademik Tarih ve Popüler Tarih’tir.
    Akademik ve popüler tarih arasında ülkemizde inanılmaz derece de büyük uçurumlar mevcuttur. Aslında böyle bir ayrım tarih ilminin yapısı açısından olanaksızdır fakat insanları algı ve istekleri bu ayrımı meydana getirmiştir. Arzu edilmeyen bu farkın yaratıcıları ilk başka piyasa boşluğundan yararlanmaya çalışan kişiler olarak karşımıza çıksa da esasında bunlardan daha fazla bu kişilere izin veren akademisyenler, profesyonel tarihçiler ve üniversite öğreticileri suçludur.
    Amerikalı tarihçi J. Bazun’un ifadesiyle tarih, “Bizi yönlendiren düşünce tarzlarından biridir.” yani toplum mühendisliği olarak isimlendirebileceğimiz tarih ilminin işin ehli olmayan kişiler tarafından geniş insan kitlelerine sunulmasının toplumun geleceği açısından ne denli zararlı olacağı tahmin bile edilemez. Bu noktada şunu belirtmek gerekir ki doğru bilgilerin insanlara ulaşmamasında tarihçi sayısının azlığı gibi bir problem yoktur.
    İngiliz tarihçi David Thomson’un da ifade ettiği gibi “Dünyada bugün olduğundan daha çok tarihçi hiçbir zaman var olmamıştır.”
    Son zamanlarda toplumun tarihe olan ilgisinin artması tabi ki bazı çevrelerin iştahını kabartmış ve bu konuda daha fazla payı kapmak maksadıyla mantar gibi tarihçi türemiştir.
    Tarihin sosyal bir bilim olmasından veya insan temelli yapısından dolayı herkes kendinde söz söyleme hakkı bulmaktadır. Tarih bilimi toplum arasında o denli kör, topla edilmiştir ki insanlar –hangi alanda uzman olursa olsun- kendilerini tarih konuşmak ya da ahkâm kesmek zorunda hissetmektedir. İnsanlar, bilinçaltında yaşattıkları tarihi yazarken/ konuşurken bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde toplumu şekillendirme kaygısı ortaya çıkmaktadır. İşte bu noktada akademisyenlerin halkın ihtiyacı olan doğru bilgiyi edebi bir anlatım tarzıyla, doğru bir yöntemle ihtiyaç duyan kişilere ulaştırması gerekmektedir. Bu noktada son zamanlarda yapılan en iyi çalışmanın Doç. Dr. Erkan Göksu’ya ait olan “Berzem” isimli tarihî roman olduğunu vurgulamadan geçemeyeceğim. Akademisyenlerin de doğru bilgiyi doğru üslupla toplumun tamamına ulaştırabileceğini net şekilde bize göstermiştir.
            Halka tarihi sevdirmek ve onlarda bir tarihî davranış yaratmak için bir el kitabı hazırlayan İngiliz tarihçi A. L Rowsen’e göre, “Boş vakti olan halktan bir kişi için ideal okuma parçası niteliğinde bilimsel olmayan, edebi tarih çekici bir seçimdir.” İşte bugün insanların ihtiyaç duyduğu bu bilgiler ehli olmayan kişiler tarafından her yerde dile getirilmektedir.
        Ülkemiz de ise Osmanlı Tarihçiliği üzerinden insanları daha fazla çekebilme yarışı yaşanmaktadır. Son zamanlarda televizyon kanalarında yayınlanan tarih konulu dizilerde kahramanların senaristlerin hayal dünyalarına göre şekillenmesinin büyük etkisi vardır.
    Reyting için yapılan programlar ve hemen akabinde bunları destekleyen –yaklaşık olarak 2-4 hafta arasında azılıp piyasaya sürülen- yayınlar toplum arasında inanılmaz derecede bilgi kirliliği yaşanmasına sebebiyet vermektedir. Yukarıda değindiğimiz gibi buna sebebiyet veren ise maddi/ popüler kazanç sağlamaya çalışan profesyonel tarihçilerdir.
    İnsanların milli ve inanç duygularını okşayarak kazanım elde etmeye çalışan insanların tahrip ettiği bilgileri insanlara doğru şekilde ulaştırma işi ise yine toplum- tarih bağını doğru- aynı zamanda gerçekçi- şekilde kuramaya çalışan tarihçilerin vazifesi olacaktır. Toplum zihninde gerçekleşen bu bilgi erozyonun önüne geçmenin bir başka yolu da toplumun ciddi ve doğru bilgi aktaran kişilere/ yayınlara başvurmasıdır.  Son olarak George Santayana’nın bir sözünü aktararak gerçek tarih okumanın faydası ya da okumamanın zararını özetlemek isterim. Santayana, “Tarih öğrenmeyenler, onu tekrar yaşamak zorunda kalırlar.” diyerek bu olayın vahametini özetlemiştir.

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.