Ekrem BAYDAR GEÇMİŞE GERİ DÖNMEK
Tarih : 2017-12-14
Tüm Yazılar

Ekrem BAYDAR



        Şu Söğütlü Kahveleri var ya, hani benim Halk Akademileri dediğim, geçmişin ve geleceğin birlikte yoğrulup harmanlandığı o kahveler…  Hani, acıların, sevinçlerin, varlığın ve yokluğun kol gezdiği kahveler…  Ve geçmişin her gün yeniden yaşandığı, geleceğe ışık tutan o kahveler ve onların müdavimlerinin anılarını paylaştığı o yerler…
      Oralara uğradığım her an, içimden bir şeylerin kopup gittiği hissine kapılıyorum, içim burkuluyor. Her an,  “ Ay Ekrem Hoca gel biz buradayız.”  Seslerini duyar gibi olup, dönüp o masalara baktığımda hayal kırıklığına uğruyorum. Ne hacı Salih Şıktaş var, ne Hacı Timur var, ne Mecit Hun, Ferzende Armağan var, ne Ahmet Bulut, Celil Aslantürk var, ne Ali Karasu, Mir Cevat, Talat Tufan var,  ne de onlar gibi adını sayamadığım niceleri. Oturdukları masa ve sandalyeleri öksüz kalmış. 
Hani derler ya; “ Leylek uçmuş yurdu kalmış.” İşte onlarsız ve onların yurdunda oturan tanımadığım bilmediğim sessiz, sedasız, asık suratlı onca insanlar.  Geçen zaman kördür, dilsizdir, sağırdır sanki.  “ Ey geçmiş, gel birlikte yeniden yaşayalım.”  Desem gelmez! Gelsem ne yazar gelmesem ne yazar, sana kalacak olan, tıpkı onlar gibi, üç beş metrelik bir kefen, kırık dökük bir mezar.”  Der gibi Suratıma çarpıyor sanki hayallerim, geçmişim…  Ne demiş Mevlana Hazretleri!  “ Bu dünyada kesin olan tek şey geçmiştir. Fakat üzerinde çalışmak zorunda olduğumuz tek şey ise gerçektir.” 
      Sonra kendi kendime; Geçmişini bilmeyenin geleceği de olmaz,  gerçeği de, değince, içime inceden inceye bir hüzün çöküyor. Ağlamak istersin ağlayamazsın, içine akıtırsın gözyaşlarını. Gözlerin ağlamaklı birilerini ararsın ama bulamazsın. İçinden bir “ AHH “ Çekersin derinlemesine, Ah keşke, ah keşke dersin ama fayda etmez artık keşkeler. 
Birbirlerini kovaladı aylar, yıllar, daha kaç yıl oldu ki sizler gideli. Yetim kalmış, öksüz kalmış Söğütlüdeki masanız sandalyeleriniz. Ne siz varsınız ne de beni çağıran sesiniz. Sizi arıyorum, sizi özlüyorum, sohbetlerinizi, öğütlerinizi, gülüşlerinizi özlüyorum. Dönüp baktıkça masanıza, siz yoksunuz, onlar var ama, onlar da hiçbir zaman “ SİZ “ olmadınız,  olamadılar. Geçmişte ve gelecekteki hayalleriniz hayallerimdi. Ben sizsiz, siz bensiz hep bir boşluk histik masamızda. Ağabeylerimdiniz, amcalarımdınız. Kimilerinizi babam yerine, kimilerinizi amcam yerine, koymuştum. Kimileriniz dostumdunuz,  sırdaşımdınız, kimileriniz arkadaşım olmuştunuz. Ahh…  Ahh…
       Kiminiz çok acele ettiniz gitmek için, kiminiz daha vakit var diyerek direndiniz yaşama ama,  birer birer kopup gittiniz dalından kopan yaprak misali. İncitmeden,  kırmadan, üzmeden.
Aceleniz mi vardı be adamlar! Hiç mi düşünmediniz ardınızda bırakıp gittiklerinizi. Çok çabuk çekip gittiniz kapıları yüzümüze kapatarak. “ Aha gidiyoruz, Iğdır sizin olsun .” Der gibi… Bıraktığınız tek mirasınız, size olan özlemim ve hasretimdir. Siz geçmişsiniz bense gelecek. Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez. 
       Bu duygu ve düşüncelerimle ölenlere rahmet, yaşayanlara sağlıklı ömürler, hasta olanlara da acil şifalar diliyorum. Adını sayamadığım daha onlarca insanlarımızdan da özür diliyorum. 

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası