Fetö, Adnan, Müslüm, Kalkancı Sapıkları
           

           Benim bir arkadaşım var; hayatı gırgıra alan, söylediği şaka mı yoksa ciddi mi çoğunlukla anlaşılmayan, aslında derinliklerinde duygusal, yardımsever fakat dışa yansıması hiçbir şeyi umursamayan biri olarak bilinen, ummadık yerde beklenmedik tepkiler veren, enteresan birisi olarak tanınır. Şöyle diyor arkadaşım: “Türkiye’de her bir uyanığa 675 keriz düşer. Bazı az uyanıklardan arta kalanları da hesaba katarsak, bir kişiye 1.010,5 kişi düşüyor diyebiliriz.”

           Latife bir tarafa da, harbiden çok enteresan milletiz. Herifin biri çıkıyor, ne anlatıyor bilinmez, binlerce insan arkasına takılıp gidiyor. Gitmek var gitmek var, kimi eliyle oğlunu - kızını götürüp teslim ediyor, kimisi parasını pulunu teslim ediyor, kimi aklını - fikrini teslim ediyor. Bu millete hangi ara ne içirdiler merak ediyorum doğrusu. Ne oldu size, din afyonu mu içtiniz? Neden görmüyor, anlamıyor, aptal aptal işlere malzeme oluyorsunuz?

            Yıllarca FETÖ denilen adamın arkasından gittiniz. Burnunun sülüğünü sildiği peçetesini koca koca profesörler olarak teberrüken yediniz. Din adına ülkenizi, halkınızı sattınız. Yetmedi top yekûn yıkıp ağababalarınıza teslim etmeye kalkıştınız. Sayınız milyonu aşmıştı. İçinizde ne aransa vardı. İşçi de vardı, başbakan da. Gerisini siz düşünün artık. Bizim gibi muhalifler ne dese yok etmek için elinizden geleni yaptınız. Şimdi de güya siz yok ediliyorsunuz. En üst düzeyleriniz yurt dışında keyif çatıyor. Ama aptal takımı, kader mahkumu takımı ortalıkta sürünüyor. Bazı üst düzey takımı halen Türkiye’de ama onlar da yine ağa paşa gibiler.
Dün El Nusra, El Kaide, IŞİD hortladığında selam duranlar, yardım kampanyaları başlatanlar, anlata anlata bitiremeyip övünenlere, “kardeşim bunlar İslam düşmanı dediğimizde”  “ilk senin başını kesip top oynayacağız” diye karşılık veriyorlardı. Şimdi sözde kendileri de onlara karşılar. Bu ve benzeri birçok örgüte karşıyız diyenler, yine, yeni kurdukları başka bir örgütte durup onlara karşıyız diyorlar. Ne kadar samimilerse artık onu da size bırakıyorum.

          28 Şubat öncesi batı çalışma gurubu peydah olduğunda, sözde irticayla mücadele edeceğiz diye cami ehli herkesi fişlemeye başlamışlardı. Namaz kılıyorsan, camiye gidiyorsan potansiyel irticacısın deniliyordu. Çevik Bir, paşanın kılıcının önü de arkası da kesiyordu. Ama Atatürkçü görüntüsünün altında batının bir kuklası olduğu biliniyordu. Yapılan doğru muydu, asla değildi. FETÖ ve muadili dini tarikat ve yapılanmalar nasıl doğru yolda değillerse, o gün de irtica karşıtı askeri cunta doğru yolda değildi. Yani al birini vur ötekine denilebilirdi.

         O tarihlerde Müslüm Gündüz, Ali Kalkancı gibi uyduruk tarikatlar, sapık fikirler ve yine her zamanki gibi kadın, para, sapık ilişkiler ön plandaydı.

          FETÖ katalogla evlendiriyordu. Kalkancı ve Gündüz baht açmak için yatak odasında muska yazıyordu(!) IŞİD kadınları ganimet olarak toplayıp önce kullanıyor, sonra parayla satıyordu. El Kaide, El Nusra sözde İslam adına savaştıkları(!) için, destekçileri kadınlarını, kızlarını onlara yolluyor ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Adnan Oktar denen şarlatan yıllardır kedicikleri ile tv ekranlarında maşallah, inşallah deyip duruyordu. Bu güne kadar hiçbir din adamının, tarikat şeyhinin, İslam örgütlerinin çıkıp tek laf ettiğini duydunuz, gördünüz mü?

         Bakınız dostlar, ben İslam’a karşı değilim, Allah’a, Kur’an’a ve Peygambere inanıyorum. Benim inandıklarım yukarıda sıraladıklarımın hangisine icazet veriyorsa gidip hep beraber tabii olalım. Eğer bu sapıklıklara icazet vermiyorsa hep beraber karşı durmalıyız. 

            İşimize geldiği sürece iyiler deyip sırtlarını sıvazlarsak, güçlendiklerinde vaveyla koparsak da çok para etmeyecektir.
         

             Hasan Sabbah efsanelerinden biri şöyle anlatılır: “Hasan Sabbah padişaha elçi gönderir. Giden elçi padişahın huzuruna çıkarılır. Size bir mesaj getirdim der. Padişah, söyle bakalım neymiş mesajın der. Elçi, sadece size söylemeliyim der. Padişah, odasındaki muhafızları çıkarır. Elçi, olmaz efendim, sadece size söylemeliyim der. Padişah, vezirlerini de çıkarır ve bir kendisi, bir de en yakın adamı kalır. Elçi bu da çıksın der. Padişah, bu benim her sırrımı bilendir sen bana ne desen, zaten ben bunu ona söyleyeceğim der. Elçi, padişahın en yakınım dediğine gözüyle işaret eder ve adam silahını çıkarır padişahı esir alır.
Yani Padişahın en yakınındaki adam bile Hasan Sabbah’ın adamıymış. Bu sözden ne anladınız bilmem. Ama eminim ki anlayan çok şey anlamıştır.

            Su uyur düşman uyumaz derler ya hani, ülkemizi sevmeyen bir dünya yabancı devlet var. Kimisi açık aleni düşmanlık ediyor, kimisi de dost görünüp düşmanlık ediyorlar. Aslında dost görünen düşmanlarımızdan kendimizi korumalıyız. Ancak görüyorum ki zafiyetler baş almış gidiyor. Herkes ayrı bir havada, kimse tehlike oluşturacak oluşumlara dur deme ihtiyacı duymuyor.

            Son olarak üzerine gidilen Adnan Oktar hadisesinin altından herkese ucu dokunacağı endişesiyle İslamcı Yazar Abdurrahman Dilipak hemen devreye giriyor ve bunun ucu çok farklı yerlere dokunur aman haaa dikkatli olun uyarısında bulunuyor.

            Yani bu söz bile durumun ne kadar vahim olduğunu ortaya koymaya yeter de artar da. Dikkatinizi çekerim. Son günlerde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret edenler bir anda çoğalmaya başladı. Hepsi de İslami görünümlü. Atatürk’e sövene mükâfat veriliyormuşçasına, her geçen gün sayıları artıyor. Gizli saklı sövmenin bir karşılığı olmadığı için söven sövdüğünü sosyal medyada göstere göstere yapıyor. Bu ahlaksız kişiler İŞİD, EL NUSRA, EL KAİDE, ADNAN OKTAR, ALİ KALKANCI, MÜSLÜM GÜNDÜZ ve muadilleri zihniyeti taşıyan kişileridir. Bunlara ve bunların benzerlerine asla taviz verilmemelidir.

             Biliyorum bu satırlarımı okuyan birçok kişi, dün FETÖ benzerinde olduğu gibi bana içten içe kin besleyecek, nefret duyacaklardır. Ama gün gelip devlet müdahalesi gördükleri anda da benden beter eleştiren olacaklardır.

             Biz alışığız aslında, çok da önemsemiyoruz “din(i)dar” kafalıların bizim hakkımızda ki düşüncelerini. Nasıl olsa bir gün 15 Temmuz örneğinde olduğu gibi sokakları doldurup, dün sülüklü peçetesini yedikleri adama söveceklerini biliyoruz.

            Yeter ki bizler Hasan Sabbah örneğinde de olduğu gibi en yakınımızdakilere dikkat edelim. 

 

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.