DİLİMİZ GELECEĞİMİZDİR.

Tarih : 2019-09-26 / Kategori : Kültür & Sanat

DİLİMİZ GELECEĞİMİZDİR. yesil_igdir_yemek.jpg Reklam Alanı

        İnsanın insan olmasını sağlayan ve onu diğer tüm canlılardan ayıran temel özelliklerin başında düşünebilme ve konuşabilme yetileri gelir. Belirli bir düzen içinde düşünebilme ve düşündüklerini diğer insanlarla paylaşma arzusu da “dil” denilen soyut iletişim düzeneği ile gerçekleşir.
        Millet kavramının ortaya çıkmasında en önemli rolü oynayan aidiyet bilincinin oluşabilmesi için ilk aşama toplum bireylerinin birbirleri ile anlaşabilmeleridir. Ancak dil yalnızca bir anlaşma aracı değil, aynı zamanda duyma, düşünme, dış dünyayı anlama ve en önemlisi dış dünyayı şekillendirip aktarma aracıdır. Her dil kendine has düşünme ve hissetme tarzını kendi içinde taşır bu da onu kullanan toplumlarda ortak yorum, düşünce ve davranış kalıplarına sebep olur. Bu yüzden de “her milli dilin ardında aslında milli bir ruh vardır”.
 

         Bizim milli dilimizin bizler için anlamı ise diğer milletlerinkinden tarih boyunca çok daha fazla ve büyük olmuştur. .Zira çok geniş coğrafyalar, çok farklı dinler, çok farklı milletler ve diller üzerinde hüküm sürmüştür.  Türk varlığı ve hâkimiyetleri sırasında bizlere hangi milletten olduğumuzu hatırlatan, ırksal vasıflarımızdan biri olan kolay intibak ve benimseme gibi özelliklerimizin tehlikeli taraflarından koruyan, ruhsal ve geleneksel farklılıklarımızı halen yaşayabilmemizi sağlayan niteliğimiz, binlerce yıldır süren her türlü saldırı ve kirlenmeye karşı halen direnmeyi başarabilecek kadar güçlü olan dilimizdir. 
        Ancak tarih boyu bizi bu kadar koruyup kollayan ve en köklü milletlerden biri olarak ayakta tutan dilimizi onun bizi kolladığı kadar iyi kollayıp geliştirememiş ve zenginleştirememişiz. Hem yapısal hem de içerik olarak diğer dillerin saldırılarına ve boyunduruklarına maruz bırakmışız. Halkımızın arasında, binlerce yıldır hiç yaşanmamış sınıf ve algılayış farkları ortaya çıkmış. Bilim ve medeniyet, istemeden de olsa toplumun kısıtlı bir sınıfının tekelinde kalmış ve bu gelişmeler halkımız tarafından iyi bir şekilde içselleştirilememiş. İşin kötü tarafı, aynı zamanda, bilim çevrelerinden ve uluslararası teknik-düşünsel gelişmelerden yeterince faydalandırılamamış halkın, gelenek göreneklerinden, millî özeliklerinden ve hayatı algılayış biçimlerinden ortaya çıkan ürünler, felsefeler, sanat eserleri de modern bilimsel gelişmeler ile yeterince harmanlanamayıp milli medeniyet oluşturma sürecimiz bu şekilde çift başlı gelişmek zorunda kalmış.
        Bu acı sürecin farkına varmamız ve Türk aydınları, Türk yöneticileri tarafından bazı topyekûn dil devrimi çalışmalarının başlatılma tarihi, Karamanoğlu Mehmet Bey’in 13 Mayıs 1272 tarihli fermanından sonra, ancak günümüzden yaklaşık 150 sene öncesine kadar gitmektedir. 
Geniş halk kitlelerine kadar ulaşan ve halkın konuşma dili ile bilim, sanat ve yönetim dillerini birleştiren ilk başarılı dil ve abece çalışması ise cumhuriyetimizin kurucusu olan vatansever kadro tarafından başarılmıştır. Ancak bu çok önemli milli davanın, son yıllarda ne kadar büyük yaralar aldığı, ne kadar güçsüzleştirildiği ve önemsenmediği de ortadadır. 
          Bizlerin de, küreselleşen ve tüm milli değerleri yutarak hafızasız, ülküsüz, dilsiz, inançsız tek bir dünya halkı hedefine emin adımlarla ilerleyen bu yenidünya düzeninde, milli varlığımızın en önemli teminatlarından olan dilimizi korumak ve geliştirmek ülkemizin emanetçileri olarak görev ve sorumluluğumuzdur, boynumuzun borcudur.
          Dilim benim, ana dilim, Güzel Türkçem: “Anamın sütünde, vatanımın havasında, ekmeğimde, suyumda seni gördüm. Ülkemin yeşilliğinde, çayırında, düzünde, Ağrı’nın zirvesinde, Aras’ımda seni gördüm. Elimde, günümde, dersimde, kitabımda seni sevdim. 
Tarihimin iniş yokuşlarında halkımın gözbebeği gibi koruduğu dilim, Türk Dilim. Anamın hazin hazin ninnilerinde arzulu arzulu okşamalarında kanıma işledin. Babamın yiğitlik sohbetlerinde ruhuma doldun.”
        Bu gerçeği Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk çok iyi bilmekteydi. Dil ve kültür alanında Atatürk'ün ilk büyük atılımı Yazı İnkılâbıdır. Osmanlı Devleti'nde 19. yüzyılın ilk yarısından itibaren tartışılmaya başlanan ve çeşitli denemelere rağmen bir türlü sonuç alınamayan yazı sorunu, Atatürk'ün kararlı ve isabetli uygulama­sıyla sonuca ulaşmıştır. Yazı İnkılâbı müjdesini verirken söyledikleri, yazının yanı sıra Türkçeye verdiği değeri göstermesi bakımından son derece önemlidir:
Böylece Fuzuli’nin, "Ey Arap, Acem ve Türk milletlerine feyiz veren Rabbim! . . Sen Arap kavmini dünyanın en fasih konuşan kavmi yaptın, Acem hatiplerinin sözlerini İsa'nın nefesi gibi cana can katan bir güzelliğe ulaştırdın! Ben, Türküm ve Türkçe söylemek istiyorum, benden iltifatını esirgeme Tanrım." Diye ettiği duayı Yüce Allah kabul etmişti.
            Fikir ve edebiyat şahsiyeti Kemal Paşazade Sait Bey; bir şiirinde: “Arapça isteyen Urban’a gitsin, Acemce isteyen İran’a gitsin, Frenkler Frengistan’a gitsin Ki biz Türk’üz bize Türkçe gerek.” Demiştir.
            Büyük üstat Şehriyar, Türk’ün Dili isimli şiirinde; “Türk’ün dili tek sevgili, istekli dil olmaz, Aynı dile katsan bu esil (asil) dil esil olmaz, Türk’ün meseli, folkloru dünyada tektir, Hem yorgan, kent içre meseldir-mitil olmaz, Pişmiş kişi şiirinde gerek dad-duzu olsun”
Kaşgarlı Mahmut Divanu Lugati-t-Türk’ten: “Allah’ın devlet güneşini Türk burçlarında doğdurduğunu, bütün feleklerin onların toprakları üzerinde dönmekte olduğunu gördüm.” Allah onlara Türk adını verdi ve onları yeryüzüne hâkim kıldı. “Ant içerek söylüyorum, ben Buhara’nın sözüne güvenilir imamlarının birinden ve ayrıca Nışaburlu bir imamdan işittim.” İkisi de senetleriyle bildiriyorlardı ki peygamberimiz kıyamet alametlerini ahir zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerinin ortaya çıkacaklarını söylediği anda “Türk Dilini Öğreniniz; çünkü onların uzun sürecek egemenlikleri vardır.” Buyurmuştur. Bu hadis doğruysa sorumlulukları üzerine Türk dilini öğrenmek çok gerekli bir iş olur; yok, bu söz doğru değilse akla göre gereklidir.”
Türkçemize son yıllarda Batı dillerinden, özellikle de İngilizceden, bir kelime akını olduğu gerçektir. Başlangıçta birkaç kelime ile sınırlı olan kelime girişi, zamanla Türkçemizi istila etme şekline dönüştü. Kelimelerin bir bölümü teknolojiyle birlikte geldi. Yeni bulunan ve yeni üretilen aletler, ülkemize gelirken adını da birlikte getiriyordu. “Dilimiz geleceğimizdir.” Bu gerçeği Türk Gençliği çok iyi görmelidir. “
Ziya Zakir ACAR

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.