I. Uluslararası 20 yy. ilk yarısında Türk Ermeni İlişkileri Sempozyumu

Tarih : 2019-09-30 / Kategori : Kültür & Sanat

I. Uluslararası 20 yy. ilk yarısında Türk Ermeni İlişkileri Sempozyumu Reklam Alanı

         Tarih boyunca iç içe yaşadığımız birçok topluluktan birisi olan Ermenilerle olan ilişkilerimizde dış etkenlerin de tesiri ile, 19.yy. ın ilk yarısından sonra büyük bir kırılmalar yaşanmaya başlandı. Artık, özellikle Osmanlı Devleti içerisinde “Millet-i Sadıkan”  olarak bilenen Ermeniler , bilhassa Ruslar başta olmak üzere bazı devletlerin, bölge ile ilgili planlarının bir parçası haline getirilmişlerdi.
     

           Anadolu, Azerbaycan, Kafkaslar ve İran’ın batı kesimlerinde uzun süre iç içe yaşayan Türkler ile Ermeniler, Rusya ile İran arasında imzalanan  “Türkmen Çay” (1828 ) anlaşmasından sonra, felaketlerin ayak sesleri duyulmaya başlandı.. Çarlık Rusya’sının stratejik hedeflerinin gereği olarak, bir Ermenistan vatanı oluşturma ve akabinde Ermenistan Devleti kurmak gayretleri, birbiri ardınca birçok dramatik olayı da beraberinde getirdi. 
           Bu amacı gerçekleştirebilmek için Anadolu, Azerbaycan, Kafkaslar, İran coğrafyalardaki binlerce Ermeni  aile, çeşitli metotlar kullanılarak, kurmayı hedefledikleri Ermeni Devleti için seçtikleri tarihi Türk ve Müslüman kimliği ile bilinen İrevan ( Erivan ) bölgesine yerleştirilmeye başlandı. Doğal olarak buranın gerçek Sakinleri de çeşitli yöntemlerle bölgeden uzaklaştırılma yollarına gidildi. Bu bazen, çeşitli bahanelerle yer değiştirmek şeklinde olurken, çoğu defada cebir ve şiddet kullanılarak yapılıyordu. 19.yy. da bölge nüfusunun %98 den fazlası Türk-Müslüman iken, bu sayı 20. Yy. ın başlarında %68 lere inmiştir. Günümüzde ise bugün Ermenistan Cumhuriyetinin kurulduğu bu topraklarda hemen hemen hiçbir Türk göremezsiniz.
          Bölgenin bu dramatik tabloya gelmesinde ki en önemli dönüm noktası hiç şüphesiz 1914 – 1920 yılları arasındaki facialarla dolu yıllardır. Bu yıllarda meydana gelen ve Dünya tarihinde önemli yere sahip Birinci Dünya Savaşının başlaması, Osmanlı Devletinin yıkılmaya giden zorlu ve acılarla dolu durumu ve          1917 Bolşevik Devrimi gibi olaylar, bölgeyi derinden etkilemiş ve   büyük kaotik durumu da beraberinde getirmiştir. 
          Başta Ruslar olmak üzere, İngiltere gibi bazı devletlerin desteğini arkalarına alan Taşnaksutyun, Hınçak, Ramgavar gibi Ermeni terör örgütleri, vahşet sözcüğünün hafif kaldığı eylemleri ile bu puslu havadan faydalanmak için saldırılarını gittikçe artırdılar. Bu kimi zaman müttefik olarak gördükleri Ruslara savaşta askeri destek olarak ortaya çıkarken, kimi zamanda bu coğrafyalarda bulunan, kendileri dışındaki herkese toplu katliam yapmak dahil, çeşitli şeklinde ortaya çıkıyordu. Bu saldırılara karşı, Birinci Dünya savaşında yenilmiş olan Osmanlı Devletinin , lağvedilme aşamasında olan 3. Ordusunun kıt imkanlarla verdiği destek ile örgütlenen bölgedeki milis kuvvetleri kendilerini savunmada çoğu zaman yetersiz kalıyorlardı. Zira karşılarında çok iyi silahlandırılmış ve desteklenen Ermeni kuvvetleri karşısında, silah ve mühimmat yetersizliğinin had safhada olduğu yerel milislerinin yapacağı fazlada bir şey yoktu.
 Bilindiği gibi olaylar tamamen kontrolden çıkmaya başladığı safhada, Kurtuluş savaşının en kritik döneminde TBMM, 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa ya “ Doğu Orduları Komutanı” vazifesi verilerek olaya el koymuştur.. Kazım Karabekir Paşa bu emir üzerine 1920 yılının bahar aylarında başlattığı zorlu mücadele ile bölgedeki Ermeni saldırılarını önemli bir ölçüde püskürtmüş ve Gümrü Anlaşması ( 2 Aralık 1920 ) ile bugünkü sınırlarımızın oluşmasını sağlamıştır. 
          Ermeni silahlı birliklerinin saldırıları ile, Aras Nehrinin her iki tarafında bulunan binlerce yerleşim yeri baskına uğramış, köyler, kasabalar, şehirler yakılıp yıkılmıştır. Sayıları milyonlarla ifade edilen savunmasız insanlar yurtlarından koparılıp atılırken, vahşetin en korkunç yöntemleri uygulanarak insanlar katledilmiştir. Katledilen savunmasız insanların gömülü olduğu 20’den fazla toplu mezar bilim heyeti tarafından açılarak kamu oyuna sunuldu geçtiğimiz yıllarda.. Bu bölgelerde açılmayı bekleyen onlarca toplu mezar yerinin olduğunu belgeler ve canlı tanık anlatımlarından anlıyoruz.
Bu dramatik olayların üzerinden 100 yıl gibi uzun bir zaman geçti. Büyük acıların çekildiği, parçalanmış aileler, yurtlarından, evlerinden koparılmış insanların şiirlere, türkülere konu olmuş acı dolu dramları… 
           Bu duruma rağmen başta Ermenistan Devleti olmak üzere, dünyanın çeşitli yerlerinde Türkiye aleyhine faaliyet gösteren, Ermeni Diaspora teşkilatlarının çalışmaları tüm hızı ile sürmektedir. Adeta “Yavuz hırsız, ev sahibini basar” gibi… Hak etmediğimiz halde, dünyada aleyhimize kamu oyu oluşturmaya çalışıyorlar. Türkiye aleyhine yaptıkları bu saldırıları devam ederken, Azerbaycan’da, Karabağ’da yaptıkları saldırı ve katliamlar, eski tavırlarında hiçbir değişikliğin olmadığını göstermektedir. 
          Tarihe kara bir leke olarak geçen bu olayların 100. Yılı dolayısı ile,  Iğdır Üniversitesi ile TTK ortaklığında bir Sempozyum yapmak, Tarihi gerçeklerin bir kez tarafından bilim adamları tarafından ortaya konularak, tartışılmasının doğru olacağını düşündük.. Böylece Tarihi gerçekleri tahrif eden, siyasi olarak başlatılan Türkiye düşmanlığına verilecek bir cevap olacak, hem de bu saldırılar sonunda katledilen, büyük acılar yaşayan binlerce masum insanının hatırasına bir saygı olacaktır. 
          16-18 Ekim 2019 tarihinde, Iğdır Üniversitesi Karaağaç Yerleşkesinde yapılacak olan Sempozyuma, yurtdışı ve yurtiçinden 100’den fazla sahalarında uzman bilim insanı katılacaktır. Sempozyum da tebliğlerin sunulacağı 16 ve17 Ekim günlerindeki bölüm, herkese açıktır. Arzu edenler bu önemli etkinliği takip edebilirler. Amaç tarihi gerçeklerin bir kez daha ortaya konulmasıdır.

       27-09-2019
    Öğr. Gör. Arslantürk AKYILDIZ

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.