HER BAHAR BANA, BABA'MI HATIRLATIYOR..

Tarih : 2020-05-07 / Kategori : Kültür & Sanat

HER BAHAR BANA, BABA'MI HATIRLATIYOR.. Reklam Alanı

Emir ŞIKTAŞ
Uzun kış geceleri bitmek bilmeyerek, genç insanları yorardı.
Yaşlılar ve hastalar için ise her gece bir yıl gibi gelirdi.
Kışın gündüzleri daha mı iyiydi sanki.
Hele yaşlılar için.

Sert ayazlı, sabahtan öğlene kadar bir türlü çekilmek bilmeyen,sis, duman, derelere, dağlara çöktüğü yetmezmiş gibi bahçeleri artık tükenmeye başlayan tek katlı evlerin yerinde oluşmuş beton yığınları apartmanların caddesini, sokağını sarmış, görmeye bile fırsat vermemekteydi.
Soba’da çıtır çıtır yanan kayısı odununa alışık olan yaşlılar, kömürle ısınan kaloriferlere bir türlü alışamamakla, ‘oğul, bir canımız gızmadı’ diyerek serzenişte bulunmaktaydılar.
Artık bahar geliyordu.
Ayaklarındaki sızı azalınca anlamışlardı yaşlılarımız.
Baharın gelişi, sabah uyandığında esen rüzgarın hoşa gitmesi, kuşların erinmeden canlı canlı ötüşü, insanların alaca karanlıkta işe gitmeye başlamaları, ayın ve yıldızların geceyi alelacele terk etmelerinden de anlaşılıyordu.
Sabah doğan güneş, ısıtmayla yakmak arasında bende varım artık demeye başlamıştı.
Gençler bahar uykusu ağır diye zor uyandırırlardı.
Yaşlılar, erken kalkıp tarlaya çapaya “kağa” gitme, hayvanları “nahıra gatma” otlatmaya gönderme, kuzuları “emişdirip” karınları doyurup, kuzucuyla otlatmaya gönderme, tarlayı sürdürme, ektirme, sulatma gibi işleri takip edip yaptırma sorumluluğu olduğu ve uyku da tutmadığı için erken uyanırlardı.
Kadınların işi daha zordu.
Erkenden okula gidenleri karnını doyurur, giydirir hazırlardı, sofrayı kurar diğer aç olanlar yerdi, inek nahıra katılmadan önce sağılması gerekiyorsa sağardı, tarlaya çapaya “kağa” gideceğinden çocuklara öğlen için bir şeyler hazırlardı, zaten tabakta ekmek azalmışsa hamuru hazırlar, ikindi de tarladan döner tendir ocak zamanı tandırda bir hafta yetecek ekmek pişirirlerdi. Çocuk kirlenmişse dışarıda çalı çırpıdan yakılan ocakta su ısıtılır “teştte çimdirirler” banyo yaptırırlardı.
Bu hatıraları geride bırakarak geldiğimiz şehirde zaman zaman köydeki sohbet ortamını arayan rahmetli babam H. Salih Şıktaş’la pazarları iple çeker, Pazar kahvaltısından sonra hazırlanır, Karakoyunlu’ya doğru yola koyulurduk.
O zaman arabalarda kaset çalar vardı.
Kasetçalarımızı “teybimizi” hemen açar ve rahmetlinin ve benimde çok sevdiğim kaseti hemen yerleştirir sesini biraz yükseltir, duyabilmesini sağlardım.
Ben araç kullanırken hız 70-80 demezdi pek. Bu ağır ve rahat gidişimde rahmetli babamlarım ve annelerim tarafından beyeni kazandığından şoför tercihleri bendim.
Bazen de ben teybi açmayı unutunca rahmetliden uyarı alırdım “Heyder babayı niye açmıyorsun oğul” derdi.
Evet, vaz geçilmezimiz Şair Şehriyar’ın kendi sesinden "Heyder Baba" şiirini dinlemeye başlardık.
Ben Heyder Baba şiirinin akıcılığından haz alır ve ahenkli okuması hoşuma giderdi. Ama babamın çocukluğunu şiirle birlikte yaşadığını hissederdim.
Rahmetli babam, kendisini, geçmişini, çocukluğunu, kaybolmuş anılarını, duygularını, askerde iken vefat etmiş babası Ali Ekber dedemi, annesi Sakine nenemi hatırlar, kendi dünyasında onlarla yaşamaktaydı.
Rahmetli Mehemmed Hüseyin Şehriyar ‘Heyder Baba’ şiirinde;
 
Heyder Baba, kehliklerin uçanda,
Kol dibinden dovşan kalkıb, kaçanda,
Bahçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa, yâd ele,
Açılmayan ürekleri şâd ele.
 
Bayram yeli çardakları yıkanda,
Novruz gülü, kar çiçeği çıkanda,
Ağ bulutlar köyneklerin sıkanda,
Bizden de bir yâd eyleyen sağ olsun,
Derdlerimiz koy dikkelsin dağ olsun.
 
Heyder Baba, gün dalıvı dağlasın,
Üzün gülsün, bulakların ağlasın,
Uşaklarun bir deste gül bağlasın,
Yel gelende ver getirsin bu yana,
Belke menim yatmış bahtım oyana.
 
Şiir alıp götürmekte idi geçmiş hatıralara, anılara, sinema şeridi gibi geçen yaşanmışlıklara..
Rahmetli Babamın şiiri de zor yıllarını anlatıyordu zaten;
 
FAKİRLİK
 
Göz açıp dünyaya baktığım günden
Gam gesavet gördüm senden fakirlik.
Ne bir şad eyledin, davan ne benle,
Tutmuşsun yakamdan neden fakirlik.
 
Aş, ekmek bulunmaz evde hiç zaman,
Süt, yoğurt nerede, evde boz ayran,
Kuru ekmek ile karın doyuran,
Dermansız yaralar açar fakirlik.
 
Bükersin kişinin çelik belini,
Sormaz hiç zenginler fakir halini,
Terk eder bu yüzden kendi elini,
Gezdirirsin diyar diyar fakirlik.
 
Geldi geçti boşa hayırsız günler,
Oynatma yaramı dermansız inler,
Salihler sona dek ayrılsak bizler,
İmkansız ayrılmaz kara fakirlik.
Salihlerden 15 Ağustos 1972
 
Şair Salihler, geçmişte yaşadıkları sıkıntılı günler ile kıyaslıyordu iç dünyasında.
Belki de sıkıntılara nazaran yaşadıklarını, köydeki saf, insani, iyi ilişkilerini Şehriyar’dan dinlediği şiirin sözlerinde bulabiliyordu..
Bazen, Karakoyunlu ilçesi girişi, Kobu yerlerinde mola verir sohbet eder, Babamın hoşlandığı yerde, kanal başında plastik sandalyelerimize kurulur, biraz dinlenir ve on üç km yolu geziye dönüştürürdük.
Karakoyunlu’da akraba, dost, arkadaşları ile akşama kadar sohbet eder, çay içer, akşama doğru namaz vakti yaklaştığı için hasbihali bitirir “müsaadenizle ben kalkıyorum" der ve “oğul, gidelim artık” derdi. Bu turumuz rahmetli babamı bir hafta idare ederdi.
Sonra bir gün 20 Temmuz gece sabaha karşı çok ağırlaştı ve sabah çok sevdiği Karakoyunlu ilçesi topraklarını mesken tuttu rahmetli..
20.7.2004 tarihinde sevenlerinin yoğun katılımı ile Iğdır’a veda ederek ebedi istirahatgahı Karakoyunlu’ya yerleşti..

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası