GEÇMİŞTEKİ AĞRI DAĞI VE KANUN KAÇAKLARI

Tarih : 2020-06-05 / Kategori : Kültür & Sanat

GEÇMİŞTEKİ AĞRI DAĞI VE KANUN KAÇAKLARI Reklam Alanı

Emir Şıktaş
Aslında güzel bir sohbet oldu.
Önce, Doğu ekspresinin Iğdır’a neden gelmediğinden yakındık.
Doğu ekspresi 12 ay dolu dolu yerli yabancı turist taşımakta, Iğdır'a neden uğramasın ki, son durak yapılan Kars ilimiz Iğdır’a 130 km mesafede.
Gelen kafileler Ağrı dağı manzarasına bayılırlar, görmeden gitmeleri Iğdır’a ve güzel Ağrı dağımıza haksızlık.
Ağrı dağımız, Uludağ gibi bir çok dağdan konum olarak önemli, yükseklik, güzellik olarak çok daha güzel.
Bu sohbeti başlatan İSTAD Başkanı ve KAİ İş İnsanları Konseyi Üyesi Sefer Karakoyunlu idi.

Başkan Karakoyunlu, “sayın Valimiz bu işe el atarsa, Iğdır, gözardı edilen bir il olmaz, yıldızı parlar, zaten yıllarca Ağrı dağına biz bakmışız, o bize hiç bakmamış. Halbuki Ağrı dağı konum, yükseklik, güzellik, stratejik, bitki örtüsü, yaşayan medeniyetler olarak birçok yöredeki dağlardan daha önemli konumdadır. Hem inanç turizmi ve hem de yaylacılık artılarıdır” diye anlattı.
Öncelikle bizim derdimizle dertlenenler içerisinde yer alan kıymetli başkanımızı, hemşehrimizi duyarlılıklarından dolayı kutluyorum.
Ağrı dağında geçmişte yaşanılanlardan/yaşadıklarımızdan kesitler sunmaya çalışayım hafızamda kaldığı kadar;
Tahminim yıl 1968/69. Karakoyunlu'ya acı bir haber gelir.
Ağrı dağı Korhan yaylasında 1000/1500 civarında sürüyle otlatılan, Karakoyunlu halkının ortak koyun sürüsü kaçırılmış. Sürü silahlı eşkıyalarca götürüldükten bir gün sonra çoban bağlandığı ipten kurtulabilmiş ve Karakoyunlu'ya haber getirebilmiş.
Yöreyi tanıyan koyun sahipleri, "koyun İran sınırına birkaç saate kadar vardı, varacak" diye yorum yapmaktalar. Götürülen koyunların içinde bizim aileden olan bireylerinde koyunu vardı.
Rahmetli amcamız H. Fazıl Şıktaş Doğubayazıt'ta Narin kale gazetesini çıkarıyor ve orada yaşıyor. Koyunların çalındı haberi kendisine ulaşınca bir yerlerden haber almış olacak ki "koyunlar çiftlik bölgesinden geçecek" diye Karakoyunlu halkına haber gönderir, ya da kıt imkanlara rağmen acele telefonla bildirir.
Köylü, Devlet Üretme Çiftliği bölgesi diye algılar, silahlanıp Dil ucu çiftlik mıntıkasında beklerler.
Sonra anlaşılır ki Doğubayazıt Çiftlik köyü kastedilmiş.
Koyunu çalan eşkıyalar, sınır mıntıkasına geldiklerinde bir grup askerin sınırı kapattığını görünce koyunların üzerinden kurşun atarak korkutup, ürkütmüş ve koyunlar da basmış sınırı geçmişler.
O dönem de yine İran’ın sınır rahatlığından istifade ederek koyunlar sınırı geçince hırsız kaçaklarda sınırı geçip gitmişler.
Boş durmayan rahmetli amcamız, İran devletiyle Türkiye devlet kanalıyla istişarede bulunur ve devletinde desteğiyle İran tarafından “İrana gelsinler, haber aldıkları evlere gidelim hayvanları varsa toplayalım” denilir.
Öyle de oluyor, pasaport çıkaran koyun sahipleri hayvanlarının kulağında damga olması nedeniyle gittiler ve Maku gibi yakın yerlerde, sınırdaki köylerde evlerden koyunları toplayıp bir kısım getire bildiler, yada İran devleti bedelini ödedi.
Gittikleri evlerdeki gördüklerini anlatan büyüklerimiz şöyle anlatmışlardı; “bazı evler koyunları gelinlerine başlık olarak vermişler, kan davalı olanlar barışık yapmak amaçlı kan bedelini çaldıkları koyunlarla ödemişler, kimileri bu koyunlardan kesmiş babasına ihsan yemeği vermiş. Getirilen koyunlar çoğu zaman sınırdaki köylüler arasında paylaşılmaktaymış yani.
İşte size müslüman'ım! diyen insanlar.
Başkasının emeğini çalmış götürmüş baba analarına, evlatlarına hayır işler yapmış, ihsanda bulunmuşlar.
Koyun sahipleri ne bulabildikleri ve ele geçirdikleri
ile dönüp geldiler.
Ama hırsızların yedi ceddine halk tarafından beddualar okunmaya hep devam edildi. Mal canın yongasıdır. Yıllarca yemeyip, çocuğuna yedirmeyip, emek verip kazandığınız bir anda yok olursa varın siz empati yapın..
Yine yıl 1975/76. Ağrı Cuma çay ilçesi Çekem yaylasına amcalar gitmişler. Bende sonradan rahmetli babamın ısrarı üzerine gittim. Bütün akrabalar üzerime titriyor desem yeridir. Günler, benim radyolu teybim olmazsa zor geçecek. Yaylaya çerçi dediğimiz öte beri satan at arabacı, bir müddet sonra grup asker ve tahmini üç ay zarfında en son olarak bir grup kaçak dedikleri, kan davası nedeniyle hasmını öldürüp adalete teslim olmayarak dağa çıkan, yaşamını at sırtında geçiren, beş altı kişilik ekibiyle dolaşan Kurdo lakaplı silahlı kaçak geldi.
Oba başının evinde yemeğe oturdular.
Güzel, cins atlarını da çocuklara emanet edildi, yeşilliklerde doysunlar diye. Ama biz atları çocuklardan aldık, bindik, gezdik. Hayvanlar gerçekten cins ve kıymetli atlardı.
Kaçaklar kalktıklarında önlerinde 8/10 koyun görünce arkadaşlara sordum, bu koyunlar kime gidiyor diye.
Arkadaşlar da, "o hayvanları, oba da ev başına bir tane olmak üzere siz bizim himayemiz desiniz, koruma bedelini (haraç) verin” diye bu kaçaklar gelip alıyorlarmış.
Böylece kaçaklar da halkın sırtında asalak gibi yaşamaktaydılar. Bunların akıbeti de malum.
Diğer terör örgütleri dağa yerleşince bunların pabuçları da dama atıldı. Yok olup gittiler.
İşte bugüne kadar Ağrı dağında yaşananlardan ve yaşadıklarımızdan kesitler.
Bugüne kadar, inanç turizmi, yayla turizmi, her türlü spor faaliyeti, yazın dağ evleri ile faydalanabileceğimiz Ağrı dağı bize hep sıkıntı, yasak, korku, terör, kabus yeri oldu.
Umarız bundan sonra insanlarımız tadını çıkarırlar.
Kötülükler Ağrı dağı'mızdan ve halkımızdan uzak olur..

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası