IĞDIR’IN GÖÇ DÖNEMLERİ..

Tarih : 2020-08-13 / Kategori : Kültür & Sanat

IĞDIR’IN GÖÇ DÖNEMLERİ.. Reklam Alanı

Emir ŞIKTAŞ
1992 yılında İl olan Iğdır ilimiz tüm Türkiye'de yaşandığı gibi uzun süreli iki terör eylemleri dönemi yaşamıştır.
1970/1980 arası tüm Türkiye'mizde ve ilimizde yaşanan, o dönemleri yaşayarak görenlerden biri olarak düşünen beyinleri yok etme iç savaşı diye algıladığım, sağ-sol yada terör belası Iğdır'da da şiddetini artırarak devam ettirmekte idi.. 

Konuşmaların yerini şiddet olayları almaya başlamış, bazen sokak çatışmalarına, bazen bir aile gibi biri birine yakın olanların aile içi kavgalarına, bazen kardeşin kardeşe saldırmasına kadar varmıştı. 
Türkiye'nin ‘kalkınma modeli’ düşünceleri fikir alışverişi yerini silahlı çatışmalara bırakmış, karşılıklı çoğu masum insanımızın genç çağda hayattan koparılması boyutuna vardırılmıştı maalesef.. 
Yaşanan olayların vahametiyle gençlik silahlı eylemi, okumaya, sağlıklı düşünmeye tercih ettirilmekte idi.  
Artık sağduyulu karar verme gitmiş, “ben diyorsam doğrusudur” dayatması gelmiş ve gittikçe biraz daha sertleşiyordu olaylar. Türkiye, mahalle mahalle, sokak sokak ayrıştırılmıştı. 
Gençliğin eline silah tutuşturanlar da da zaten ‘gençlik düşünmeyi bıraksın, farklı yol seçsin’ isteği olduğundan mutlu olmakta idiler.
Iğdır'da, onlarca insanımız acı sonuçtan zarar gördü. 12 Eylül 1980 ihtilaline kadar. 
Evler, iş yerleri kurşunlanıp, bombalanıyordu. (ki bundan bizim gazete matbaa iş yerimizde nasibini almıştı zaten.)
Zarar görenlerin çoğu sadece görüşünün sempatizanı idi. Militan düzeyinde aktif olmayan, esnaf, şoför, ekmeğinin peşinde olan insanlardı. 
İstanbul’da ikamet eden rahmetli amca oğlu Ataman Şıktaş’ı da 12 Eylül ihtilalinin bir hafta öncesi hayatının baharında koparmışlardı. Allah rahmet etsin.
Halk mutsuzdu ama gençliğe silah verip, koruyup, kollayıp, maşa olarak kullanan sömürgeci zihniyet emeline ulaşmaktaydı. 
Bir ülkenin düşünebilecek, üretebilecek, vatan sever, çoğu okuyan,  yorum yapabilecek,  iyiyi kötüyü ayırt edebilecek seviyeye gelmiş 5000 gencini yok etmek, düşünememesini sağlamak, ülkenin geleceğini karartmak, bir neslin yok edilmesi demekti. 
Ülkenin kolunu, kanadını kırmaktı. 
Sonra, 12 eylül askeri darbesi ve malum biri sizden, biri onlardan mantığı. 
Cezaevlerinde, acı hatıralarla dolu olduğunu anlatanlardan öğrendiğimiz dramlar.. 
Bu olaylar süresince Iğdır'dan büyük şehirlere yüzlerce aile göç etmek zorunda bırakıldı, ya da aileler selametleri için göç etmeyi tercih ettiler. 
Giderken yok fiyatına sattıkları ev ve arsalarını yine göçle gelenler aldılar.
Şöyle de diyebiliriz; genelde ekonomik durumu diğerlerine göre iyi olan, eli kalem tutan aileler batıyı tercih etmiş/ettirilmiş, bu aileler mal varlıklarını da nakite dönüştürüp batıya taşıyınca, geriye Iğdır’da yaşayanlardan ekonomik gücü zayıf olanlar kalmıştı. 
Iğdır ticari hareketliliğini kaybetmiş ve Iğdır ticaretinde, göçle gelen, ekonomik gücü olan ve finans gruplarının etkinliği başlamıştı. Bu da Iğdır'ın tabandan kalkınmasını önlemiş, fert bazında maddi güç değişimleri olmuştu.
Bu zor süreci atlatan Iğdır’da, başka adla tekrar eski günlerin hortlatılmak istendiği eylemlerden anlaşılmaktaydı. 
1994’e kadar yaralarını sarmaya çalışan ülkemizin biraz rahatladığını, gelişmeye başladığını gören kan emici sömürge devletler bu sefer de yine içten insanlarımızı kışkırtarak adı değişen terör belasını yeniden başlattılar.
Doğu’da çoğu ilde halk akşam karalık çökmeden evlere kapanıyor, sabahlara kadar silah sesleri arasında uyumuyordu. Gece neler oldu acaba diye haberleri dinlemek için sabırsızlanıyordu? 
Halk, istisnasız saat başı pür dikkat haberleri  izliyor, il dışına gitse bile, ne oldu, ne bitti'yi takibe çalışıyordu. 
Nitekim sıkıntılı süreçte gittiğim İzmir’de haberlere bakmaya çalıştığımda müzik dinleyen birisi “git işine be kardeşim, boş ver, ben müzik dinliyorum” diye sertçe haber dinleme müsaade talebime itiraz etmişti. 
Farklı bir anımda şöyleydi; Öğretmen ataması ile ilimize gelen ve bizim gençlerin arkadaşının yakını olması hasebiyle bizden il içinde atandığı okul bölgesi hakkında fikir edinmeye çalışan öğretmenimize bizde dilimizin döndüğünce psikolojik olarak rahatlaması adına telkinde bulunuyor, bu sıkıntının ülkenin birçok yerinde olduğunu, Iğdır’da da zaman zaman olduğunu, rahat olmasını söylüyorduk.
Saat öğlen 12.30’ du. İş yerimiz Basın (Eğri) sokakta idi. Ben hem öğretmenimizle konuşuyor, hemde gelen bir müşterinin işlerini teslim etmeye çalışıyordum.. Masa başında ayaktaydım. Öğretmenimizin sırtı cama dönük oturmuş, çay ikram etmişiz. Bir anda camı, bez bağladığı elinin yumruğu ile kıran terörist, misafir öğretmenin kafasının üzerinden (bu işte eğitildiği belli) içeriye Molotof fırlattı. 
Kırılan şişeden dökülen benzin etrafı yangın alanına çevirdi. Biz toparlanana kadar öğretmen zavallı şoka girmişti. Bizimde beklemediğimiz bir olaydı. İçeriyi söndürdük. Şok yaşayan öğretmeni  dönemin Milli Eğitim Müdürüne götürmüş ve yardımcı olunmuştu. Öğretmenin ilk fırsatta Iğdır’dan gittiğini öğrendik. 
Bu eylemlerle dolu sürecin sonunda istedikleri göçü sağlayan terör ve destekçileri kazanmıştı. 
Göçmeye çalışırken evini, arsasını ucuza satan Iğdırlı kaybederken, fırsattan ev, arsa alanların sayısı az değildi. 
Demografik yapı değişimi de artısı.
Sonuç olarak; Yeşil Iğdır’ın eski sakinleri de azaldı.. Betonlaşmayla beraber Yeşil Iğdır’ın şehir merkezindeki yeşilliği de..

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası