Ekrem BAYDAR POLİTİKA KAZANLARI KAYNIYOR
Tarih : 2008-10-27
Tüm Yazılar

Ekrem BAYDAR



    Yerel seçimler yaklaştıkça, ırkçı ve şöven süvariler atlarına binmiş, durmadan kamçılıyorlar. Mahşere kadar sürercesine… Nedir bu hiddet, bu öfke, bu kin, Allah’ım anlamış değilim. “BU SEFER KÜRTLER KAZANACAK.” Yok,  “BU SEFER DE AZERİLER KAZANACAK.” Lafları deli ediyor insanı! Her köşede bir politika kazanı kurulmuş ocağa, her geçen bir odun atarak ateşi gürleştirmeye çalışıyor.  Hacısı, hocası, esnafı, köylüsü, şehirlisi, herkesimin derdi aynıdır. Kimse bir bardak su serpmiyor bu ateşe, kimse, bu memlekete yazık ediyoruz, gelin aklımızı başımıza toplayalım. Gelmiş geçmiş tüm belediye başkanlarının yapmış oldukları, siyasi, sosyal, kültürel,  v.s işleri şöyle bir gözden geçirelim. Cumhuriyetten bu yana kimler ne yapmış, hangi taşı hangi taşın üstüne koymuşlar, nereye bir çivi çakmışlar, varsa çaktıkları bir çivi hangi amaca hizmet etmiştir. Bunları sağduyu ile irdeleyelim, ona göre bu memleketin siyasi geleceğine bir yön verelim demiyor, diyemiyor. Diyen var mı? Yok. Varsa yoksa Azerilerin ve Kürtlerin varlıkları ve bu varlıklarını birbirlerine karşı siyasi sermaye olarak kullanmalarıdır.  Yiğidi öldürelim ama hakkını da yemeyelim. Bu işin en daniskasını da biz Iğdırlılar yapıyoruz. Hiç kimse bu konuda elimize su dökemez. Seçim ırkçılığında, şövenliğinde üstümüze yoktur.  Bizim güttüğümüz bu ırkçı, vıcık politika, Türkiye’nin hiçbir yerinde görülemez. Ne 40 km. ötedeki Aralıkta var ne de 35 km. berideki Tuzluca’da! Demek ki; Yüce Allah’ımın bildiği bir şey var ki, bu ulaşılmaz ırkçı fikri ve zikri biz Iğdırlılara nasip etmiştir. Ne zamana kadar ha! Ne zamana kadar… Utanın, utanalım. Yeter artık bıktık usandık, boğulduk bu gittikçe çirkinleşen vıcıklaşan politikanın içinde… Okuma yazmamız olmasa da her gün televizyon izliyoruz hiç olmazsa. Bakın bakalım, 10 milyonluk İstanbul’a, 3–5 milyonluk Ankara’ya, İzmir’e, Trabzon’a, Bursa’ya, en küçük ilçeden en büyük şehre kadar, neresinde var bu çirkinlik! Oralardaki seçmenler, bu Kürt’tür, bu Azeri’dir, bu Laz’dır, Şu Terekemedir, şu Çerkez’dir, falanca Göçmendir, bu Türk’tür diyorlar mı? Yoksa bizler yeryüzünün ve Türkiye’nin en akıllı politik toplumu muyuz? Peh… Peh… Ne de çok akıllıymışız da haberimiz yokmuş.
     Adamlar seçecekleri kişilerin projelerine bakıyorlar, akıllarına bakıyorlar, geleceğe olan bakışlarına bakıyorlar, toplumsal düşüncelerine bakıyorlar, Üretimlerine bakıyorlar. Adam gibi adam olduklarına bakıyorlar. Biz neye bakıyoruz? “ O DEDİĞİN KÜRT MÜ, AZERİ Mİ.” Var mı bundan başka bildiğimiz? Yok. İster Kürt olsun, ister Azeri olsun, Türk olsun, İngiliz, Fransız, Rus, Ermeni olsun, ne çıkar bundan adam olmadıktan sonra… Yıllardır bu iki kavram arasında sıkışıp kalmışız. Gittikçe kalınlaşan ve bizleri sıkmaya başlayan bu kabuğumuzu kıramadık bir türlü.
      Batıdaki bir köy görünümünden farkı var mı Iğdır’ın, hem de üç ülkeye birden açılan, ekonomik, sosyal, kültürel köprü görevi yapan, yapacak olan Iğdır’ın… Hiç olmazsa, Allah razı olsun Başkan Nurettin Arastan, Şehir merkezini ve bazı mahalleleri asfaltlattı da, kısmen de olsa ayıbımız kapandı dışarıdan gelenlere karşı. Onun da yok mu yapamadıkları, elbette vardır. Yapamadıklarının nedenlerini de yeri gelince anlatacaktır tabi ki.
       Adam oturmuş Söğütlü Kahvelerinin önünde, masasının üstünde tavşankanı çayı, etrafında da onun gibi düşünen birkaç kişi, savuruyor savurabildiği kadar. Ağzında diş kalmamış, başında saç, bir de Hacı olacak üstelik utanmaz hallaç. Dün Yere Göğe sığdıramadığı Nurettin Aras’ı bu gün, kahvelerin önünde yerden yere vuruyor. Ne imiş beyefendinin kişisel çıkarlarına dokunmuş, ne imiş, onun düşündüğü gibi düşünmemiş Nurettin Bey. Eline sopayı alıp işine gelmeyenlerini dövüp çıkarmamış şehirden… Şimdi bazı okur arkadaşlar, “Ekrem Hoca yine Nurettin Arası savunuyor.” Diyecekler. Hayır, canım kardeşim savunmuyorum, doğruları ve politikanın Iğdır’daki çirkinliğini anlatmaya çalışıyorum. Olumlu şeyler, güzel şeyler, bu memleketin yüzünü ağartacak, güldürecek şeyler elbette savunulur. Ama olumsuz şeylerde acımasızca eleştirilir. Ancak; yıkmadan, kırmadan, dağıtmadan… Bu memleketin günahı, vebali büyüktür.  Elimizi vicdanımıza koyalım. Hangi birimiz hangi gün, her hangi bir dönemin belediye başkanına gidip, şu işi doğru yaptın, seni kutlarız. Ya da, şu işi yanlış yaptın seni ayıplıyoruz dedik. Dahası şöyle bir projemiz var, geleceğimiz için, Iğdır için… Dedik mi? Demedik. O zaman da atıp tutmanın hiçbir anlamı yoktur.
    Elbette yeri ve zamanı gelince bir belediye başkanı seçeceğiz. Ancak geçmişten de dersler alarak atacağımız her adım bizleri yeni bir pişmanlığa itmesin. Aksi takdirde hepimiz dizlerimize vurarak “Ah keşke, keşke…” Diyeceğiz. Atı alan Üsküdar’ı geçince bizlerin de “AH KEŞKELERİ…”  fayda etmeyecektir artık.  

                                                  

                                                                                                      

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası