Seçildiği günden bu yana, bir türlü yeterli zamanı bulup, Sayın Belediye Başkanını ziyarete gidemiyordum. Şu iki günlük tatili fırsat bilip, hem ziyarette bulunup tebriklerimi sunmak, hem de kamuoyunda sıkça konuşulan, tereddüt dolu bir takım soruların yanıtını almak istedim. Bu nedenle Belediye Başkanlığının kapısında bir süre bekledikten sonra içeri giriyorum.
        — İçeri girdiğimde ilk gözüme çarpan başkanlık odasının eski görünümünden farklı olmasıydı. Sanki bomboş bir odaya birkaç sandalye ve bir makam koltuğu bırakılmış, biraz sonra buradan göç edilecekmiş gibi bir havası vardı odanın!
    Sayın başkanı seçildiğinde dolayı tebrik ettikten sonra ilk sorum “Makam odanızı boşaltıyor musunuz, yoksa başka bir odaya mı taşınıyorsunuz?” sorusu oldu.
     —BAŞKAN; Sizin de mi dikkatinizi çekti, bu soruyu soran ilk kişi siz değilsiniz. Sizden önce de soranlar oldu.
      — Ya öyle mi? Sahiden neden böyle? Leylek uçmuş yurdu kalmış gibi! Sayın Nurettin Aras zamanında odaya girdiğimizde daha bir göz alıcı, daha ferah geliyordu insana. Şimdi her yerde bir boşluk varmış gibi geliyor.
        — BAŞKAN: Haklısınız. Daha önce Sayın Nurettin Beyin birtakım özel eşyaları, ödül ve kendine ait plaketleri, duvar panoları vardı. O özel eşyalar alınınca oda biraz boş gibi görünüyor. Yoksa başka bir durum yok.
         — Anladım. Umarım Bundan sonra da sizlerin çalışmalarınızla almış olduğunuz belgeleri ve plaketleri görürüz bu odanın dört duvarında…
    — BAŞKAN; İnşallah. Ancak; çalışmalarımızda Sayın Iğdırlıların bize laik gördükleri her ödül şahsımdan ziyade tüm mesai arkadaşlarıma ve tüm belediye personeline ait olacaktır. Ben sadece sembolize olacağım.
          —Çok alçak gönüllüsünüz Birlikte biraz gülüşüyoruz. Bu gülüşmeden de cesaret alarak asıl sormam gereken soruları sormak istiyorum!
         —Sayın başkan, izniniz olursa size birkaç sorum olacak! Sizinle ilgili, belediye ile ilgili, çalışmalarınızla ilgili ve hepsinden önemlisi, Iğdır’ın mimarisi, siyasi, kültürel ve ekonomik geleceği ile ilgili, bir de çalışan personelle ilgili… v.s
       —BAŞKAN: Beni biliyor ve yakından tanıyorsun. Hiç bir zaman hiçbir konuda dolambaçlı yollar takip etmedim. Ben ne isem, hep “o ben oldum” Başka bir “ben” olmaya da hiç niyetim yoktur. Benim kişiliğimi ne mevki makam değiştirir, ne de başka bir neden… Buyurun sizi dinliyorum.
     —O halde ilk sorum sizi tanımak olacak. Gerçi ben tanıyorum ama tanımayanlar açısından soruyorum. M. Nuri Güneş kimdir?
      —BAŞKAN: Size kısaca şöyle özetleyelim. Mehmet Nuri Güneş 1952 Iğdır doğumlu Iğdır Lisesi mezunu, geçimini serbest meslek hayvancılık ve çiftçilikle sağlayan, genelde demokrat, sosyal bir hukuk devletinin tüm kurum ve kuralları ile her vatandaşına eşit mesafede olan bir devlet yapısı için çalışıp politika üreten, haksızlığa karşı, haklının yanında olan, ülkesini ve vatanını seven,  Iğdır’ın aristokrat ailelerinden birine mensup bir ailenin çocuğudur. Desem yeterli olur herhalde…
   * Aristokrat değince bizden yaşlı olanların, özelikle Azerilerin, sıkça ve övgüyle bahsettikleri dedeniz Ali Eşref Bey geldi. Hani, yanına gitmişler ve sormuşlar! “Bey Iğdır’ın Kürtleri mi iyidir, Yoksa Azerileri mi iyidir” Bunun üzerine de dedeniz Ali Eşref Bey oradakilere şu cevabı vermiş. “Bunların hiç biri iyi değil, adam olanı iyidir”  diyerek çok anlamlı bir cevap vermiş. Tanıdığım kadarı ile siz de dedenizin bu misyonunu taşıyorsunuz zaten.
      — BAŞKAN:  Bizde bir söz vardır bilir misiniz? Şöyle derler ; “Ot kökü üzerinde biter.” Bana da o genlerden bulaşmıştır mutlaka. Bunu da zamanla anlayacağız.
    * İkimizin de yüzünde tatlı bir tebessüm beliriyor. Ve yeniden soruyorum. Seçilmeden önceki, “ ben Başkan olursam” düşüncesi ile “ ben Belediye Başkanıyım” Düşüncesi arasındaki bir duygu farkı oluştu mu sizde, oluştu ya da oluşmadı, bunu biraz açar mısınız? Şu andaki duygularınız nedir?
    * BAŞKAN: Seçilmeden önce belediye başkanlığına aday olacağım diye bir düşüncem yoktu. Belediyenin yaptığı çalışmalardan dolayı zaman zaman ben belediye başkanının yerine olursam şunu şöyle yapardım, bunu böyle yapardım gibi düşüncelerim olmuştu tabi herkes gibi. Ancak işin içine daha yeni girmiş bulunuyorum, daha dur bakalım. Bunu zaman gösterecek. Elimde Alaaddinin Sihirli Lambası yok ki, Iğdır’ı hemencecik güllük gülistanlık yapalım. Biliyorsun Milletvekili olarak ta seçildim. Ancak partim seçim barajının altında kaldığı için parlamento dışında kaldım. İster milletvekili, ister belediye başkanı olarak bir tek amacım vardır. O da bu memlekete dilimin döndüğünce, gücümün yettiğince hizmet etmektir. Hepimiz Iğdırlıyız ve Iğdır da yaşıyoruz Türkiye’nin en ırkçı ve en çirkin politikası Iğdır da yaşanıyor. Bizleri yıllardır BİZ ve ÖTEKİLER diye ayırıp yönetenler hepimizi birbirimize karşı ÖTEKİLEŞTİRDİLER. Hep “BİZ” ve “ÖTEKİLER” arasında bocalayıp durduk. Bundan dolayıdır ki şehir olarak bir arpa boyu yol alamamışız. Globalleşen dünyamızda global düşünmek zorundayız, paylaşmak zorundayız, iyi ve kötü başarı ve başarısızlık hepimizin olmalıdır. Bunu paylaşmalıyız. Bu memleketi bundan böyle, birlikte yönetecek, alkışlanan her hizmetin mutluluğunu birlikte yaşayacağız. Bizler ve ötekiler yoktur. Hepimiz aynı geminin yolcularıyız. Hepimiz Iğdırlı olacağız.
         Dört beş yıl sürecek bir yolculuğa birlikte çıkıyoruz. Umarım benim kaptanlığımdaki bu yolculuk mutlu sonla başarıya ulaşır.
    * Peki, sayın başkan size başka bir soru;  Şu anda rakipleriniz olan ve yerelde güçlü görünen iki partiyi de geride bırakarak belediye başkanı oldunuz. Ve göreve başlamış bulunuyorsunuz. Nasıl bir belediyecilik düşünüyorsunuz?
    * BAŞKAN:  29 Mart 2009 seçimi Iğdır da 86 yıllık bir hegemonyanın, despotluğun, tek düşünce anlayışının gerici ve vurdumduymazlığın yıkılmasına sebep olmuştur. Irkçı düşünceyi yerle bir etmiştir. Tabiri caiz ise Iğdır da eski çağ kapanarak yeni bir çağ açılmıştır. Yeni, bir belediyecilik anlayışı hâkim kılınacaktır. Iğdır yeni bir gelecek için tam bir dönüm noktası yakalamıştır. Bazı çıkarcı, bölücü, ayırımcı, sahte, milliyetçi, politikacıların dediği, “Biz Iğdır’ı artık kaybettik” sözler son derece yanlış ve tehlikelidir. Bu sözler ırkçı, faşist, inkârcı zihniyetlerin sloganlarından başka bir şey değildir. Aksine Iğdır kazanmıştır. En azından bizleri yıllardır hep ötekileştiren bu çirkin zihniyetlerin politikasından kurtarmıştır. Geçmiş geçmişte kalmıştır. Biz artık önümüze bakacağız. Hiç kimseyle kısır çekişmeler içerisine girip zaman kaybetme niyetinde değiliz. Geleceğe, hep geleceğe bakacağız.
          —Yani…
         —BAŞKAN: Yani Iğdır eski Iğdır olmayacaktır. DTP belediyeciliği Iğdır da yeni bir çağ açıp yepyeni, yenilikçi, değişime açık, yolsuzluklara karşı, yoksulun yanında yer alan, insanlar arasında din, dil, ırk, cinsiyet, fakir, zengin ayırımı yapmadan, barışın ve kardeşliğin egemen kılındığı, herkesin ve her kesimin haklarına saygılı bir belediyecilik örneği sergileyeceğiz. Buna hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yapacağımız her hizmete her Iğdırlı ortak olmuş olacaktır. Hizmeti biz sunacağız, başarı tüm Iğdırlıların olacaktır. Çünkü 29 Mart seçimi Iğdır da 86 yıllık tek yönetim, tek zihniyet devri bitmiştir artık.
   Iğdır geçmişten günümüze kadar işlenip nakışlanarak gelen seçimden seçime filizlenen sandık savaşlarının, kişisel çıkarcıların savaş olanı olmayacaktır. Barışın sevginin ve hoşgörünün kalesi olacaktır. Hepsinden önemlisi toplum çıkarlarını her zaman kendi çıkarlarımız üzerinde tutacağız. Takdir edersiniz ki belediye başkanı, bir tek seçildiği siyasi partililerin belediye başkanı olamaz. Bulunduğu çevredeki tüm siyasi partililerin belediye başkanı olmak zorundadır. En azından ben şahsen böyle düşünüyorum ve çalışmalarımda bu ilke doğrultusunda olacaktır. Demokratik, özerk belediyecilik felsefemizde “ Hem kendimizi, hem kentimizi yöneteceğiz.” Sloganımız tam da bu günün şartlarına uygulanacak bir yaklaşımdır. Süreç içerisinde kent meclisimiz çerçevesinde, oluşacak, mahalle meclislerimiz, sokak komitelerimizle yönetime doğrudan katılarak, hem planlamayı ve hem de uygulamayı birlikte kararlaştıracağız. Yani belediyenin sorumluluğu bir tek bende olmayacak. Bu sorumluluğu tüm Iğdırlılar olarak hepimiz paylaşacağız.
—Çok teşekkür ederim sayın başkan.
 — Sayın Güneş, Hoşgörünüze ve de samimiyetinize sığınarak samimi bir soru daha sormak istiyorum. Bu soruya vereceğiniz yanıt umarım birçok önyargılı kişilerin zihnindeki yargısız infaz kalelerini de yıkmış olacaktır.
      Sizin DTP (Demokratik Toplum Partisi)den belediye başkanı seçilmeniz, bazı çevrelerce ve özellikle Azeri kesimde bayağı hoşnutsuzluk ve tedirginlik yarattı! Bağımsız çalışamayacağınız, kararlarınızda özgür olamayacağınız, genel merkeze bağlı çalışacağınız, merkez ne derse onu yapacağınız, belediye personelini tümden değiştireceğiniz,  v.s. gibi birtakım sorular… Ne dersiniz bütün bunlar için? Doğruluk payı olabilir mi?
            —BAŞKAN: Bakın Hocam; Bunların tümü geçmişten gelen tek adam hegemonyacılığının çığırtkanlığından başka bir şey değildir. Herkesi kendi gibi düşünen, ufuksuz, uzağı göremeyen, çevreye at gözlüğü ile bakan kişilerin başka bir şey düşünmeleri mümkün mü? Baştan da anlattığım gibi, biz kişilerin değil herkesin belediyesi olacağız. Kimsenin DTP den korkmasına gerek yok. DTP de diğer siyasi partiler gibi Türkiye Cumhuriyetinin anayasası dâhilinde kurulmuş bir siyasi partidir. MHP ne ise, AKP ne ise, CHP ne ise DTP de öyle… Anayasamızın seçme ve seçilme hakkından faydalanan, siyasi partiler yasası dâhilinde kurulan bir parti… Kanunlar yanlış yapan herkesin yakasına yapışacağı gibi yanlış yaparsak, bizim de yakamıza yapışacak elbette. Bundan doğal ne olabilir ki… Seçim bildirgemizde vaat ettiğimiz her sözümüz bizim için siyasi bir senettir. Toplumsal bir sorumluluktur. Ve biz bu sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Bizim çalışmalarımız tedirginlik yaşayanların düşüncelerini boşa çıkaracağı gibi gelecek belediyecilere de ışık tutacaktır. Çünkü bizim felsefemizde kaynaştırıcı, katılımcı, barışçıl davranışlar vardır, paylaşımcı davranışlar vardır. Bu söylemlerimizin tamamını hayata geçirmek de bizim en büyük sorumluluğumuzdur. Belediyeler siyasi parti alanları olmaktan ziyade yerel hizmet alanlarıdır. Göreceksiniz, Iğdır mimari, sosyal, kültürel, paylaşımcı kalkınma hamlesini bizimle başaracaktır. Belediye personeline gelince; çalışan, işinin başında olan, kaytarmayan, ayrımcılık yapmayan, herkese aynı mesafede olan tüm çalışanlarımızın başımızın üstünde yeri vardır. Bunun aksi davranışlarda da bulunanların yanımızda yeri olamaz. Çünkü bizim bir misyonumuz ve siyasi bir sorumluluğumuz vardır. Öyle bedavadan maaş alıp yan gelip yatmak yok. Bunca insanın günahı ve vebalı benden sorulur. Herkes kendi kadrosunda ve kadrosunun bilincinde, görevini bilincinde çalıştıktan sonra kim kime ne diyebilir. Ben elbette kendime göre bir çalışma grubu oluşturacağım, Çalışabileceğim kadrom olacaktır. Bundan da doğal bir şey olamaz.
           — Personel değişikliğine gidecek misiniz? Kamuoyu bu konuyu çok merak ediyor.
           —BAŞKAN: Şu anda temizlik işçisinden masa başı memuruna kadar toplam 420 personelle çalışıyoruz Mevcut Personelle yolumuza devam edeceğiz. Dediğim gibi, Çalışan herkesin başımızın üstünde yeri vardır. Çalışmayanlara da yasal çerçevede gereken ne ise o yapılır. Her kurum ne uyguluyorsa bizde onu yaparız. Yoksa kimsenin ekmeği ile oynama niyetimiz olamaz. Ne var ki personel arasında ufak tefek görev değişikliği yapabiliriz. Bunun için de çalışan personellerimizi biraz daha yakından tanımam gerekir ki; Ona göre tavrımızı koyalım. Çalışanın ekmeğini elinden almak değil, ihtiyacı olana ekmek vermek istiyoruz. Niyetimiz budur. Biz ötekiler gibi olmayacağız Personel alımında tarafsız olacağız, eşit davranacağız. Azeri, Kürt, Türk, Laz, Terekeme demeden her vatandaşımıza tarafsız gözle bakacağız. Ayrımcılık yaparsak o zaman da bizim ötekilerden farkımız olamaz.
     —Bu konuda bayağı kararlı ve dolusunuz. Yıllardır suya hasret toprak misali bir anda suya kavuşma arzusunda olan toprağı aksediyorsunuz. Sizin bu anlattıklarınız inşallah tez zamanda hiçbir sekteye uğramadan hayata geçirilir.
      — BAŞKAN: İnşallah…
    —Peki, Çalışmalarınızda şüphesiz ki paraya ihtiyacınız olacaktır. Yeterli paranız ya da bütçeniz var mı?
   —BAŞKAN: Şu anda belediyede kapsamlı ve projelere dayalı hiçbir çalışma veya faaliyet gösteremiyoruz. Enkaz halinde bir belediye devralmışız. 19 trilyonun üzerinde bir borç görünüyor. Belediyenin kasasında tek kuruşu olmadığı gibi, yedi aydır çalışanlar da tek kuruş maaş alamamışlar. Mevcut imkânlarla çalışanlarımıza birer maaş ödeyebildik. Önce bu enkazdan kurtulmamız gerekir. Eldeki makine ve ekipmanla sadece temizlik, su ve kanalizasyon işlerini yapabiliyoruz. Araç gereçler yetersiz ve birçok araç ta arızalı ya da devre dışı bırakılmıştır. Mevcut anlayışla hizmet etmemiz mümkün değildir. Bir vurdumduymazlık içinde, çok insafsızca har vurup harman savurmuşlar. Böyle şey olamaz! Plansız ve projesiz çalışmanın sonucu da ancak bu kadar olur. Altyapı yetersiz, ihtiyaçlara cevap verecek durumda değil. Kanalizasyon yapılırken 14–15 bin nüfus oranına göre yapılmış. Yani 35–40 bin nüfusa göre oranlanarak yapılmış. Oysa şu andaki nüfusumuz 80 binin üzerindedir. Bu 400 bin nüfusa tekabül demektir ki, mevcut su ve kanalizasyon şebekesi buna cevap veremez. Iğdır’da altyapı oturmamış, her taraf köstebek yuvasına çevrilmiş ama yine de asıl amaca ulaşılmamış. Anlayacağını Iğdır’ın sil baştan bir çalışmaya ihtiyacı olacaktır.
    —Anladığım kadarı ile siz, sizden önceki belediye başkanlarını başarısız ve projesiz görüyorsunuz. Iğdır bizimle kalkınma hamlesi başlatacaktır diyorsunuz. Sizin var mı projeleriniz? Bazı örnekler verebilirimsiniz?
     —BAŞKAN: Ben yine de şu ana kadar çalışan tüm belediye başkanlarına yaptıkları olumlu her işten dolayı teşekkür ederim. Iğdır ne çektiyse bu güne kadar, hep projesizlik ve plansızlık yüzünden çekmiştir. “Seçilecek belediye başkanı benden olusun da ne olursa olsun” anlayışı bizi hep bu hale getirmiştir. Güzelim Iğdır’ı Köy görünümünden kurtaramamıştır. Çarpık bir şehirleşme daracık daracık cadde ve sokaklar, hatıra, gönülle göre bir yapılaşma izni, bilmem daha neler neler… Görünen köye kılavuz istemez. Durum ortadadır.
    Güneşin ilk doğduğu şehir, üç ülkeye sınır bir şehir, sosyal ve kültürel, hatta ekonomik bir köprü durumunda olan şehir, havasıyla, suyuyla, mimarisiyle, ticareti ile en revaçta olması gereken şehir, adeta bir köy görünümünden farksızdır. Değil Türkiye de,  dünyada bile coğrafi konum olarak Iğdır gibi şanslı bir coğrafya yoktur. Ne yazık ki geçmiş belediyeciler ya da yerel yöneticiler bunu asla görememişler. Iğdır dört mevsim her türlü etkinlikle yaşmayabilecek bir il. Din turizminden tutun, kış turizmi, Tarih turizmi, hatta kültürel etkinlikler turizmi açısından daha şanslı bir il düşünemiyorum. Yapılan her etkinlik, Güzelim Iğdır’ımızı Avrupa’nın, hatta dünyanın aranan turizm şehri haline getirir. Bir kere elimizde AĞRI DAĞI gibi bir sermayemiz vardır. Yaz turizmine de kış turizmine de din turizmine de açık bir dağ. Bundan daha güzel ne olabilir? Hele bir de ovasında organik tarım projesi başlasın. Ondan sonra kim tutar Iğdır ekonomisini! Tarımsal ve hayvancılık konusunda yeterince kurumsallaşmadığı içindir ki yeterli ekonomik düzlüğe çıkamamıştır. Kilosunu dört liraya yediği domatesin kasasını bir liraya satmaktadır. Neden? Çünkü kurumsallaşma bilinci gelişmemiştir. Bundan dolayı da her türlü sorunlarımız dağ gibi üst üste yığılmıştır. Belediye olarak bizim bu konuda da birtakım projelerimiz ve hedefimiz olacaktır.
— Üç ülkeye sınır bir il dediniz de aklıma geldi: Unutmadan sorayım.
Komşu ülkeler vardır. İran, Nahçıvan, Ermenistan gibi. Bu ülkelerle belediye olarak ne gibi ilişkiler düşünüyorsunuz? Bu konuda herhangi bir düşünceniz var mı? Buna Erivan da dâhil mi? Biliyorsunuz Iğdır bu konuda çok hassas bir sosyal yapıya sahiptir. Acılar çekmiştir, katliamlar yaşamıştır, göç görmüştür. Ne dersiniz, Alican Kapısının açılmasından yana mısınız?
       —BAŞKAN: Benden önceki Belediye Başkanlarınca bu konuda, bu güne kadar zaten herhangi bir girişimde bulunulmamış ve herhangi bir hedef de belirlenmemiş. Komşularımız bizi, biz komşularımızı hep dışlamışız. Kültürel ve ticari hiçbir diyalogumuz olmamıştır. Hep kendi kısır döngümüz içerisinde bocalayıp durmuşuz. Dışa açılma ve tanıyıp tanıtma gibi bir derdimiz olmamıştır. Bu nedenle de Iğdır’ın menfaatiyle ilgili komşu ülkelerle her hangi bir proje geliştirilerek hayata geçirilmemiştir. Biz bu konuda çok ısrarcı ve ciddi çalışmalar içerisine girerek Iğdır’a yatırımlar ve ortaklıklarla iş imkânları yaratmaya çalışacağız. Yurt içi ve yurt dışı bağlantılar kurarak istihdam yaratmaya çalışacağız. Biz belediye olarak bu konudaki her türlü desteğimizi sunacağız Ticaretin Milliyeti olamaz. Bu gün Erivan’ın tüm mağazalarında, dükkânlarında Türk Malları satılıyor. Trabzonlusu, İstanbullusu, Ankaralısı, Rizelisi Yüzlerce kilometre uzaktan İran üzeri gidip ticaret yapıyorsa, bana 15 kilometrelik uzaklıkta olan mesafeden neden ticaret yapmayayım. Tarihsel sorunlarımı da tartışırım, ticaretimi de yaparım. Türkiye’nin dört bir yanında gidip orada iş yapanlar ihanetçi, hain olmuyor da biz mi ihanetçi olacağız, hain olacağız. Ben Alican Kapısının açılmasından yanayım. Diyalog olmazsa, karşılıklı konuşma olmazsa, birebir konuşmazsak sıkıntılarımızı birbirimize anlatamayız. Biz tarihi ve tarihin karanlık kalan sahifelerini tarihçilere bırakalım. Bizim işimiz belediyecilik ve ona paralel olarak, Iğdır’ımızı sosyal, ekonomik, kültürel ve mimari yönden en üst düzeye taşımaktır. Biraz ufkumuzu açalım ki bazı gerçekleri görebilelim.
             —Bu düşünceniz güzel, mantığa da hoş geliyor. Örneğin, ne gibi çalışmalarınız olur, bu konuyla ilgili projeleriniz var mı?
        — BAŞKAN: Var tabi, olmaz olur mu?  Size şu anda ilk aklıma gelen ORYAP ve KARDEŞ KENT projemizden bahsedeyim.
             Kardeş Kent tamam da, ORYAP nedir? Bunu biraz açar mısınız?
        —BAŞKAN: Organik Yaşam Projesi! Bu gün dünyada birçok gelişmiş ülke organik tarımın yapılabileceği tarım arazileri arıyor. Ortaklıklar teklif ediyor. Dünyanın her noktasına ulaşmak istiyor. Bu durumda Iğdır Ovasının tarım arazisinden daha verimli araziyi nereden bulacaklar ha… Bu güzeli verimli toprak nerede var? Daha kimse Iğdır’dan haberdar değil. Biz bu projemizi hayata geçirmekle büyük bir iş sahası açmış olacağız. Üretimi artırarak az da olsa Iğdır da işsizliğin önüne geçmiş olacağımız gibi bölgede tanıtım amaçlı bir örnek çalışma da yapmış olacağız.
         —Ne yalan söyleyeyim Sayın Başkan ORYAP ismini ilk defa duyuyorum. Güzel bir projedir.
  * BAŞKAN: Daha çok şeyler duyacaksınız, yeter ki biraz sabırlı olalım. KARDEŞ KENT projemiz var. Bu proje herhangi bir kenti veya ili kardeş ilan etmek değil, onu da yaparız ancak, ondan da önemlisi, Türk, Kürt, Azeri, Terekem, Laz demeden Iğdır da yaşayan herkesi “ BEN IĞDIRLIYIM” Potansiyelinde buluşturarak Iğdır’ı ayrışan değil, kaynaşan ve kaynaştıran bir Iğdır yapacağız. Öylesine güçlü bir barış kalesi kuracağız ki, bundan sonra hiçbir güç, o kalenin bir tek taşını sökemeyecektir. Iğdırlının bunca yıldır çektiği ırkçı ve ayırımcı politika yetti artık. Iğdır adına yapılan bütün çirkinliklere dur diyeceğiz. Hepimiz onurla ve gururla “Biz Iğdırlıyız”  Demenin mutluluğunu birlikte yaşayacağız Geçmişten gelen anlamsız kısır çekişmeler içerisinde olmayacağız. “Aman ha dikkatli olun oyunuzu bana vermezseniz Kürt gelecek” Politikası artık iflas etmiştir. Varsa hatalarımız bunu birlikte makul ölçülerde çözeceğiz. Kişiler arasında kültür ve sosyalleşme farkları elbette olacaktır. Ama bu farklılıklar birini diğerinden çok üstün olacağı anlamına gelemez. Öncelikle Hepimiz Iğdırlı olacağız. Sloganımız bu olacaktır. Ben 86 yıl sonra gelecek belediyeciler için bir sınav vereceğim. Başarılı olursam ne mutlu bana, başarılı olamazsam, o zaman da, en demokratik yoldan geldim, yine en demokratik yoldan geri dönerim. Bu iş bu kadar basittir. Kişilerden Kişilerin ırkından ziyade onların yapacağı hizmetler önemlidir. Gerisi siyasi çirkinliktir.
    * Ben yıllardır bunun temellerini atmaya çalışıyorum ama hep yalnız kalıyorum. Bir arpa boyu dahi yol almış değilim. Bu konuda yazdığım yazılara atılan bazı olumlu mailler beni mutlu etse de yeterli olmuyor. Siz bu konuda başarılı olabilecek misiniz?
       —BAŞKAN: Başarılı olmak zorundayız. Biz dilimiz döndüğünce anlatmaya, anlattıklarımızı yaşamaya ve yaşatmaya çalışacağız. Samimi olacağız, inanacağız, inandırıcı olacağız. Bu konuda sık sık bir araya gelerek oturumlar, paneller, tartışmalar yaratarak birbirimizin ufkunu genişleteceğiz. Çocuklarımıza, gelecekte sorunsuz bir Iğdır bırakmak istiyorsak bunu başarmak zorundayız.
    —Bu konuda her zaman ben ve benim gibi düşünen onlarca, yüzlerce insanımız vardır. Iğdırlı vardır. Her zaman yanınızda olacağız. Güzel olan her çalışmalarınızda yanınızda olacağız. Bazen karşınızda olmamız gerekse de o zaman da kusurumuza bakmazsınız umarım.
        —BAŞKAN:  Olur mu öyle şey! Elbette eleştireceksiniz, yazacak çizeceksiniz. Asıl eleştirmezseniz işte o zaman bana en büyük kötülüğü yapmış olursunuz. “Oh oh oh… Ne güzel, hiç kimse çalışmalarımı eleştirmiyor herkes memnun. Demek ki ben her şeyi doğru yapıyorum.” Düşüncesine kapılarak hiçbir şey yapmamış olurum. Öyle değil mi?
    * Siz de haklısınız sayın başkan eleştirini olmadığı yerde, her zaman korku ve endişe vardır. İçten içe bir huzursuzluk vardır. Yaratılan yersiz korkulardan korkulmamalı… Vicdani ölçüde, yıkıp dökmeden eleştirmekte fayda vardır.
      Sohbetimiz arasında çağrışımlar da olmasa soru da soramayacağım. Kültür ve sosyalleşmeden bahsedince aklıma okullar geldi. Belediye olarak eğitime katkılarınız olacak mı? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
   —BAŞKAN: Evet; İlimizin en büyük sorunlarından biridir eğitim ve öğretim. Şöyle bir bakın dünyaya… Eğitimli, sosyalleşmiş, kültür seviyeleri yüksek toplumların hem refah düzeyleri yüksek hem de huzur ortamları…  Bu konuda geri kalmış ülke veya toplumlar da ise her zaman huzursuzluk, dert, bela, kötülük ve insanların birbirlerini çekememezlikleri vardır. Her şey eğitimden geçer. Eğitimli toplumlarda ırkçılık yoktur. Bakın dünün Amerika’sına, Birçok işyerlerine “ bu işyerine köpekler ve Zenciler giremez” diye yazıyordu. Bu gün ise aynı Amerika, aynı Zencinin çocuğunu kendisine başkan seçiyor. Dünyaya hükmetmesini sağlıyor. Bana sorarsanız hemen hemen her konuda, çocuklarımızdan önce anne ve babalarımız eğitilmelidir. Bunun da tek yolu okullarımızdan ve o okulların direksiyonuna oturan siz öğretmenlerimizden geçer. Belediyemiz büyük bir borç devralmıştır. Öncelikle bu borcumuzdan kurtulmaya çalışacağız. Daha sonra da siz değerli öğretmenlerimizle Sayın Valiliğimizle, Milli Eğitim Müdürlüğümüzle ve bu işe gönül veren işadamlarımızla geniş katılımlı bir toplantı düzenleyerek belediyemizin bu konudaki katkılarını birlikte tartışarak karara bağlamayı düşünüyoruz.  Öncelikle yoksul ve yardıma muhtaç öğrencilerimiz için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayacağız. Belediyemizin Anlamsız görünen birtakım harcamalarını çocuklarımızın eğitimine kanalize edeceğiz. Yiyeceğinde barınmasına, dershanesinden okuluna kadar her türlü desteği sunarken, siz öğretmenlerimizden de fedakârlık isteyeceğiz.
          —Elbette sunarız. Boş zamanlarımızın birçoğunu okey masalarında geçiriyoruz. Bir saatini de okul dışında öğrencilerimiz için seve seve harcarız. Bu işe gönül veren o kadar çok öğretmenlerimiz var ki…
       Daha şimdiden cimri davranmaya başladınız Sayın Başkan. Bir çay içmekle Belediye batmaz, borçlarınız da ödenmez. Sabahtan beri konuşuyoruz. Ağzımız dilimiz kurudu. Bari bir çay ısmarlayın
         —BAŞKAN: Sahi ya, dalmışız işte. Çay mı, kahve mi? Ne içersiniz
    * Kahve pahalı olur çay içelim Başkanım Sizi fazla zarara sokmak istemem.( Birlikte gülüşüyoruz.) Ve ben devam ediyorum. Almanya’ya, Hollanda’ya Belçika’ya, Fransa’ya, Uzakdoğu ülkelerinden olan Tayland’a kadar gittim. Gittiğim her yerde ilk göze çarpan şehrin ve sokakların temizliği oluyor. Örneğin Paris’in Şanzelize denen bir meydanı var. Her türden insanı orada görmek mümkündür. Meydan cıvıl cıvıl olmasına rağmen, yerde bir tek sigara izmariti bulmak mümkün değil. Yere çöp atanlar olsa dahi oradaki bir vatandaş tarafından uyarılıyor. Geçen gün Nahçıvana gittik grup olarak, Orası da ha keza öyle. Avrupai bir görünüm arz ediyor. Her taraf pırıl pırıldır. Biz de de olacak mı böyle bir şehircilik anlayışı, Ne dersiniz?
     —BAŞKAN: Biraz önce eğitimimden ve eğitimli olmanın yararlarından bahsettik. Burada biri yere çöp atsın, bir başka arkadaşımız da ona, “Lütfen yere attığınız o çöpü alıp çöp kutusuna atarmısınız lütfen.” Dese ne olur biliyor musunuz?  “Sana ne ulan” diyerek belki de adamcağızı döverler. “Sen belediye başkanı mısın” sana ne derler. Vatandaşlarımızın hepsi de mi böyle diyeceksiniz, elbette değil. Benim dediğim sorumsuz davranan insanlarımız için. Çöpünü çöp kutusunun içine değil, kutunun dibine, yere döküyor. Sokaklara bakın, çöp kutularının içi bomboş, etrafında yığınla çöp vardır. Kabullenmesek de bu gibi davranışlar bizim gerçeğimizdir. Onun için Eğitim ve eğitilmenin önemi çok büyüktür. Bu da öncelikle ailenin eğitiminden geçer. Çöp dolu çevreye ve sokağa herkes elindeki çöpü atar ama tertemiz bir çevreye ya da sokağa kimse elindeki çöpü atmaz. Çünkü hemencecik belli olur sırıtır o çöp. Mecburen ne yapacak? Ya elinde saklayacak atacağı çöpü veya sigarasının izmaritini, ya da bir çöp bidonu bulup oraya atacak
     Biz belediye olarak bu konudaki en detaylı hizmeti sunacağız. Her mahallede sinevizyon gösterileri yaparak mahallelilerimizi eğiteceğiz. Çevreye, mahallesine ve sokağına özen gösteren mahalleleri ödüllendireceğiz. O mahallelere oyun parkları, Yürüyüş yolları, spor tesisleri kurarak özellikle bayanlarımızı bu konuda teşvik edeceğiz. İcabı halinde Bu konuda direnen kişi ya da kişilere de yaptırımlar uygulamaktan çekinmeyeceğiz. Bu işe de öncelikle 7 Kasım, Söğütlü, Baharlı, Karaağaç ve 14 Kasım Mahallelerinden başlayacağız. Kısaca Iğdır’ımızı bu konuda eğitimden sağlığa kadar yaşanabilir bir kent haline getireceğiz.
    * Yollar ve Caddelerimiz dardır. Gittikçe yoğunlaşan bir nüfus oranımız var. Şehir her gün göç almaktadır. Yollar, caddeler yaya ve araç trafiğine cevap veremiyor. Caddeler tıklım tıklım araç dolu. Bir zamanların at arabalarının, faytonlarının yerini şimdi Otomobiller, taksiler almış. Bir de şehirde çok sayıda sergi dediğimiz el arabaları vardır. Hatırlarsanız rahmetli Ali Asker Aşırım, çok radikal bir kararla şehirdeki tüm at arabalarını yasaklatarak, az da olsa şehre yeni bir görünüm kazandırdı. Sizin de bu konuda alternatif düşünceleriniz var mı?
    * BAŞKAN: Evet; İyi bir konuya temas ettiniz. Biliyorsunuz, yerliden ziyade dışarıdan Iğdır’a göç edenlerin büyük bir kısmı yokluktan, yoksulluktan kurtulmak, çalışmak maksadı ile Iğdır’a Göç etmişlerdir. Bu maksatla eline bir sergi geçiren, Çoluk çocuğunun nafakası için, üzerine bir şeyler koyarak cadde ve sokaklara çıkıyor. Kimi zaman trafiğin akışını engelliyor, kimi zaman da istemeyerek de olsa etraftaki esnaflara zarar veriyor. Bunlar için Her mahallede semt pazarları oluşturarak bu gibi kişileri o semt pazarlarında istihdam etmek istiyoruz. Özellikle şehir içi trafiğini hafifletmek için de şehrin belli bölgelerinde çok katlı birer otopark düşüncemiz vardır. Hatta merkezi okullarımızın kapalı olduğu veya tatil dönemlerinde geniş olan bahçelerini de kiralayarak, eğitime katkı amaçlı otopark haline getirerek, özellikle belediye meydanını, otomobil mezarlığından kurtarırız. Bu yolla hiç olmazsa birkaç kişiye de ekmek yedirmiş oluruz. Yarın öbür gün, Boralan ve Ermenistan Kapısı da açılırsa son derece kapsamlı ve modern bir otogara da ihtiyacımız olacaktır. Çünkü biz belediye olarak geçmişten ders alarak geleceğimizi düşünmek zorundayız. Uzağı görmek zorundayız. Şehir hem dikine hem de enine genişleyen bir sosyalizasyon arz etmektedir. Alt ve üst yapısıyla gelecekteki on yıllara cevap verecek şekildeki çalışmalar içerisine girmeliyiz.  Su yetersiz, su şebekesi yetersiz, yarın doğal gaz döşenecek altyapısı yetersiz, Neyse ki telekomünikasyon sistemi az da olsa oturmuş, yoksa oda yetersiz olacaktı. Bütün bunlar için cadde ve sokaklarımız yazboz tahtasına çevrilmiş. Neden? Çünkü hiçbir çalışmamız geleceğe dönük değil de ondan. Çalışmalarımızda biraz önce saydığım mahallelerde büyük zorluklar yaşayacağız, sıkıntılar çekeceğiz. Plansız programsız alabildiğine gecekondulaşmış bu alanlara belediye hizmeti götürmek de oldukça zor olacaktır. Bu gibi yerlerin bir an önce vasıflarının değiştirilerek ıslah edilmesi gerekmektedir. Mevcut kanunlar çerçevesinde 18. madde uygulanarak bu bölgeler kurtarılıp belediye hizmetlerinden faydalandırılmalıdır.
      —Peki, bunca yükün altından nasıl kalkacaksınız, her mahalle, her sokak, başlı başına bir sorun haline gelmiştir.
      —BAŞKAN: Bunun için de şöyle bir düşüncemiz vardır. Her mahalle, Mahalle muhtarının başkanlığında, mahalle sakinlerinden oluşan, mahalle komiteleri kuracağız. O komite belediye hizmetleri konusunda mahalle sakinlerine karşı sorumlu olacaklardır. Biz de belediye olarak, o mahallelinin seçtiği komiteye karşı sorumlu olacağız. Mahalleli ile bir nevi sözlü senet imzalamış olacağız. Bu komite mahallenin bizim yapabileceğimiz her türlü sorununu bize taşıyacaklardır. Biz de her konudaki hizmetlerimizi onların aracılığı ile mahalleliğe taşımış olacağız. Böyle bir anlayışla çalışmak istiyoruz.
    * Umarım başarılı olursunuz. Bu düşünceniz de yabana atılacak bir düşünce değildir. Zamanınız varsa ve yeri de gelmişken söyleşimize biraz ara verip size bir fıkra anlatayım. İsterimsiniz?
   —BAŞKAN:  İyi anlat bakalım, senin fıkraların meşhurdur.
   * Yok, hani biraz önce dediniz ya” ben 86 yıl sonra Kürtler adına bir belediye hizmeti sınavı vereceğim.” İşte… Aklıma geldi.
    * BAŞKAN: Eee… Anlat bakalım.
    * Peki; Bir gün padişahın biri, bir ferman çıkarmış. Demiş ki; “ Benim çok sevdiğim bir devem var. Her kim ki benim bu deveme on yıl içerisine konuşmayı öğretirse, ona ağırlığınca altın vereceğim ve o bakıcı on yıl süre ile sarayda yiyip, içip yatacaktır. Her isteği de derhal yerine getirilecektir. Şayet on yılın sonunda devem konuşamazsa işte o zaman da o bakıcının kelesini uçuracağım.” Ülkesinin dört bir yanına bu fermanını ulaştırarak gereğinin yerine getirilmesini istemiş. Zamanın Tellalları caddelerde, sokaklarda, köylerde dolaşarak bu fermanı bağırarak halka duyurmaya çalışmışlar. “ Ey ahali, duyduk duymadık demeyiiinnn! Padişahımız efendimizin fermanıdııırrr. Her kim ki, padişahımız efendimizin çok sevdiği devesine on yıl içerisinde konuşmayı öğretirse, padişahımız efendimiz, onu kendi ağırlığınca altınla ödüllendirecektir. Şayet bu zaman zarfında padişahımız efendimizin devesini konuşturamazsa onun kellesi uçurulacaktııırrr.  Bu fermanı duyan, zavallı, perişan, fakir, acından nefesi kokan biri, Padişaha giderek, “Padişahımız efendimiz, ben bu işe talibim, ben sizin devenizi on yıl sonra konuşturacağım.” Padişah ta sevinerek sormuş! “Sen deveden anlarımsın” demiş. Bakıcı “zaten benim babam da deveci idi” değince, Padişah; ” Bak eğer bunca zaman zarfında devemi konuşturamazsan kelen gider.” Bakıcı hiç tereddüt etmeden, “Emir yüce padişahımızındır.” Bunun üzerine padişah bakıcıyı saraya alarak devesini buna teslim etmiş. Bir süre sonra haberi duyan bakıcının yakınları toplanmış, bakıcıyı çağırarak öğütte bulunmuşlar. “Ya oğlum demişler, sen deli misin, divane misin, hiç deve konuşur mu”?  Padişah senin kelleni uçuracaktır”. Değince, Bakıcı hiç bozuntuya vermeden, “ Anasını satayım demiş, “ Bunca zaman aç sefil dolaştım. Acımdan öleceğime sarayda yiyip, içip, zevk ve sefa içinde ölürüm. Önümde koskoca on yıl var. On yıl sonra ya deve ölecek, ya padişah ölecek, ya da ben öleceğim demiş”.
         —Şimdi Sayın Başkanım, sizin önünüzde koskoca 5 yıl var. Bu beş yıl zarfında ya siz öleceksiniz (Bir dahaki seçimi kaybetme anlamında) ya Iğdır ölecektir, ya da sizin için  “Başaramaz” Diyenler, siz başardıkça onlar da kahrından ölecektir.
   * BAŞKAN: Yani Ekrem Hoca tabiri caiz ise, taşı tam gediğine oturttunuz.
    * Estağfurullah Sayın Başkanım ben ortamın gerilimi biraz azalsın diye takılmak istedim o kadar.  Daha sizinle konuşacak çok şeylerimiz var. Yapılaşmayı konuşacağız.  Yapılaşmaya bağlı olarak Iğdır’ın jeolojik yapısını konuşacağız. Sokaklarımızda başıboş dolaşan yüzlerce köpeğin durumunu konuşacağız, semt parklarını, Evsel atık çöp ve temizlik konusunu konuşacağız. Bir süre sonra sizin çalışmalarınızla, daha önceki belediyelerin çalışmalarını kıyaslayarak, ortaya çıkacak olan şehircilik anlayışını konuşacağız. Benden kolay kolay kurtulamazsınız.
    * BAŞKAN: Anlayacağım kadarı ile daha çok şeyler konuşacağız. İsterseniz biraz bekleyelim. Bizim belediye olarak Sayın Halkımızla paylaşacağımız bir sunumumuz olacak. Ondan sonra daha detaylı konuşuruz.
    * Peki, Sayın Başkanım nasıl arzu ederseniz… Sizin için çok değerli olan zamanınızı aldım. Bunun için size çok çok teşekkür ederken, şahsınızda da tüm çalışanlarınıza da başarılar dilerim. Daha sonra görüşmek üzere hoşça kalın Sayın Başkanım.
    * BAŞKAN: Güle güle Hocam, çok daha güzel günlerde görüşmek üzere…
           Oradan ayrılırken Sayın Başkanı gayet olumlu, hoşgörülü paylaşımcı ve işinin ehli gibi gördüm. Resmiyetin kurallarına olan uyumunu gördüm. Umarım gördüğüm gibi de olur. Haydi, hayırlısı bakalım… Ben de siz değerli okurlara bir dahaki söyleşimizde buluşmak üzere hoşça kalın diyor saygılar sunarım.             
                                             Ekrem BAYDAR

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası