Ekrem BAYDAR BEN YARATIK ZANNETTİM!
Tarih : 2009-12-31
Tüm Yazılar

Ekrem BAYDAR



     Alışkanlık haline getirmişim. Okuldan çıkar çıkmaz, önce fırından iki  üç tane sıcak ekmek aldıktan sonra eve gidiyorum her zaman olduğu gibi… Saat dört buçuk, beş civarı, yolumuzun sokak lambaları arada bir yanmadığı için biraz da karanlık oluyor. Tek tük aralıklarla yanan lambalar var ama…
    Karanlık çökmüş, iki sokak lambası arası da alaca karanlıktır. Yolu henüz yarılamamıştım. O alaca karanlıkta biraz ileride, bağırmalar, çağırmalar arasında, epeyce kalabalık bir gurup gözüme çarptı.
    Koyun sürüsü desem, koyunlar bu kadar uzun değil, sığır desem hiç değil! Kendi kendime olsa olsa ya katırdır, ya da eşektir bunlar, diye düşündüm ama bu kadar eşek ya da katırın bizim mahallede ne işi var? Boyları uzun olduğuna göre devedir.
     Belki de bir yerlerden çalınıp getirilmişler düşüncesi içerisinde hem yürüyor hem de o yaratıkların ne olduğunu çözmeye çalışıyorum.
     “ Yok, yok kesin, ya katır, ya da eşektir bunlar.” Doğrusu biraz da çekindiğim için yavaş yavaş yürüyorum ki; Mahalleden birileri de gelip bana yetişsinler, ben de içimdeki korkuyu yenerek bir an önce eve varayım.
     Sesler bağırmalar insan sesidir ama yaratıklar insana benzemiyor. Alaca karanlıktan çıkıp sokak lambalarının ışığında geçseler ne oldukları net belli olacaktır ama… Arada bir guruptan kopmalar da oluyor fakat karanlıktan net seçemiyorum. Kendi kendime “Ne ise ne, sana ne sen bir an önce eve gitmene bak.
     Hatta az ilerideki Hamam Sokağına sap, arka yoldan arkana bakmadan sıvışmaya çalış.” Diye düşünüyorum ama içimdeki merakı da yenemiyorum. Ömrümde ilk defa gördüğüm, sesleri insan sesi ama kendileri asla insana benzemeyen bu yaratıklar ne! Bazen koşuyorlar, bazen duruyorlar.
    Ya beni yakalasalar korkusu içinde gittikçe adımlarımda yavaşlıyor. Kendimce yakalanma hayalleri kuruyorum.
    Yakalasalar ne yapacaklar! Bilmem ne… ne… Derken arkamdan bir ses, “Selam ün aleyküm hoca” deyince, ben  “Vay ” diyerek geri dönüp kaçmaya çalışırken, döner dönmez yumuşak bir şeye çarptığımı fark ettim. Tamam demek ki beni yakaladılar. Çarptığım nesnenin de o yaratıklardan biri olabileceğini kafamdan geçirdim ki, aynı ses “Ne oldu Ekrem hoca niye korktun?” diyerek kolumdan da tutunca, ben artık bitmişim… Neyse ki geçten geç komşularımızdan biri olduğunu anlayınca biraz rahatladım.
    * Sahi ne oldu, niye korktun?
    * Sen miydin, ben de seni başka bir yaratık zannettim. Ödümü kopardın.
    * Bak bakalım şu ilerideki uzun uzun şeyler nedir?
    * Şu koşanlar mı?
    * Evet Onlar!
    * Eşek sürüsüdür nedir, yoksa onlardan mı korktun?
    * İyi bak bakalım, Eşek mi değil mi? Adamcağız merakla bir daha bakınca “Sahiden de eşek değil bunlar. Eşek kısa olur bunlarsa eşekten daha uzundur. Allah Allah nedir bunlar peki! Deve olmasınlar! “ Deve mi?
    * Bilemiyorum ki ben de anlayamadım. Baksana insan gibi konuşuyorlar, gülüyorlar, bağrışıyorlar. Birbirlerinin anasına, bacısına küfrediyorlar.
     Bu sefer ikimiz birden bu yaratıkların ne olduğunu düşünmeye başladık. Bir süre sonra Allahtan onlar yanan bir sokak lambasının altına gelince, bir de ne görelim! Ne gördük dersiniz? Kendinizce şöyle bir düşünün bakalım ne görebiliriz!   Bilemediniz. Gördüklerimiz mahallenin gençleriydi.
    Ya!  Evet, mahallenin 16-18 yaşlarındaki ipsiz, sapsız gençleri…
    Biri diğerinin omzuna binmiş, deve taklidi yaparak sağa sola koşan 20-25 kadar genç! Demek ki bunlar mahallemizin gençleriydi, bir günlüğüne deve olmuşlardı.
       Artık korkumu yenmiştim. Bunlara yaklaşınca bazıları diyeceğim ama tümü beni tanıdılar. Sağ olsunlar saygıda da kusur etmezler.
    Ben hemen, “Ya oğlum ödümü patlattınız, ben de sizi eşek ya da katır zannettim. Meğer deveymişsiniz. Sesiniz insan, kendiniz eşek gibi geldiniz bana, bu haliniz ne?  Nerede ise geri dönüp kaçacaktım.  Bu adamı ezecektim sizin yüzünüzden. ” “Kusura bakma hocam aşağıdaki düğüne gidiyoruz.
     Kendi kendimize şakalaşıyoruz.” “Böyle bağrışıp acayipleşerek mi. Sonra milleti rahatsız ediyorsunuz diye polis sizi alır sabaha kadar nezarette bekletir.” Dememe kalmadan içlerinden biri, “Amaaan Hocam Canıma minnet, hiç olmazsa nezarette rahat bir uyku çekerim. Vallahi iki anneden yirmi iki kardeşiz.
    İki odada, koyun gibi, koyun koyuna yatıyoruz.”  “İyi de hiç olmazsa nezarettense eviniz daha iyi değil mi? “Değil tabi hocam Vallahi değil, sen bizim yerimize olsan hiç eve gitmezsin. Okuyamadık, iş yok, güç yok, eve gidince de horlanmalar, dışlanmalar, zengin çocukları ile kıyaslanmalar bizi daha da evimizden soğutuyor. Hele hayırlısı ile bir askere gidip gelelim, işte o zaman da ver elini İstanbul.
    Ondan sonra da kim gelir bu memlekete…
Artık eve de yaklaşmıştım, Komşumuz Fetto kendi evine, ben de kendi evime gittim. Gittim gitmesine ama, gecemi hep o çocukların dediklerini düşünerek geçirdim. Diyelim ki İstanbul’a gittiler, ya sonrası… İşte orası da şimdilik meçhuldür.

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası