Iğdır toprağı asildir. Misafirperverliği sever. Acılar çekmiştir ama yüreği yaralı da olsa bağrını yeni gelenlere her zaman cömertçe açmasını bilmiş, onları sevgiyle kucaklamıştır. 
             Iğdır, göçler yolu üzerindedir. Çok uzaklardan gelen leylekler gibi bilinmeyen yerlerden gelip birkaç yılını Iğdır’da geçirip uzak diyarlara gidenlerin sayısı bilinmez. Iğdır’dan ayrılanlar yüreklerinde Iğdır Sevdasını da beraberlerinde taşımışlardır. Iğdır toprağını koklamış, meyvesini, sebzesini yemiş, çayını içmiş, kahvehanelerinde sohbete doymuş, yolları arşınlarken sıra sıra kavak ağaçlarının arasından Ağrı Dağı’nın ihtişamını gözlemlemiş bu insanların yüreğinde şu eşsiz ezgi iz olarak kalmıştır: “Ayrılık, ayrılık yaman ayrılık..”
            Cumhuriyet döneminde Iğdır toprağına her koldan her boydan insanlar ayak basmıştır. Kimisi burayı daimi mekân edinmiş kimisi günü dolunca içinde buruk bir acıyla Iğdır’ı terk etmiştir. Bunların içinde doktor, öğretmen, avukat, gazeteci, tüccar, asker kökenli insanlar vardır. Bu yazı dizisinde elimizden geldiğince Iğdır tarihinde iz bırakmış önemli şahsiyetleri ele alıp, hem onları onurlandırmak hem de Iğdır’ımızın gelecek kuşaklarına geçmişten bazı hatıraları aktararak onların yüreğinde övgü ve gurur duygusunu uyandırmaktır.  
          HÜSEYİN HAN TALINLI’NIN ÇOCUKLUĞU 
          Hüseyin Han, 1899 yılında Erivan yakınındaki Talın bölgesinde dünyaya gelir. Babasının adı Ali Paşa Han annesinin adı Tükezban Suna Hanım’dır. Hüseyin Han, liseyi Erivan Gimnazyumunda okur. Birinci Dünya Savaşı yıllarında bölgede Ermenistan Cumhuriyeti kurulunca birçok Azeriler gibi Ali Paşa Han’ın ailesi de Ermenilerin hedefi olur. Bir gün Taşnak güçleri Talın bölgesini kuşatmaya alır. Ahali katliama uğrar. Hüseyin Han çocuktur. Öldü sanılıp terkedilir. Bölgeden kaçan Azeriler çocuk yaştaki Hüseyin Han’ı da yanlarına alıp Bakü tarafına giderler. 
         MÜCADELE YILLARI
          Sonraki yıllar Hüseyin Han bir yolunu bulup Kars’a gelir. Kendisini sıcak bir mücadelenin içinde bulur. Onu hayata bağlayan tek ülkü, ailesini savaşta ve kıyımda kaybetmiş Azeriler için güvenli bir vatan toprağı yaratmaktır. O yıllar Kars ve civar bölgelerde nerdeyse her köyde her kasabada şuralar (komiteler) kurulmaktadır. Bölgede kurulan bu milli şuralar, bilahare Kars merkez olmak üzere birleşir, 5 Kasım 1918’de, Hüseyin Han’ın da üyesi olduğu 17 Kişilik Kongrenin kararı ile Milli Şura Hükümeti kurulur.
          19 yaşındaki Hüseyin Han heyecanlı ve gayretkeştir. Dava adamıdır. Kaymakam olarak, Kızılçakçak (Akyaka) bölgesine atanır. Sınır Komutanı olarak buradaki milli kuvvetleri bir araya toplamayı başarır. Kısa sürede azmi ve kararlı çalışmasıyla Kızılçakçak Cephesini sağlamlaştırır, güvenli bir bölge haline getirir. 
Hüseyin Han sınır kumandanlığında büyük kahramanlıklar gösterir. Akbaba ve Şüregel’de milis kuvvetleri teşkil eder. Bununla yetinmez Arpaçay’a süvari birliği gönderir, savunmasına yardımcı olur. Özellikle düşman depolarına baskın suretiyle silah temin eder, bu silahların bir kısmını Kars’a aktarır. 
Ermeniler Mondoros anlaşması gereğince Kızılçakçak üzerinden Kars’a gitmek isteyince Hüseyin Han, onların Kars'a girişine engel olur. Ermeniler, durumu İngiliz Genel Valisine telefonla bildirirler: “Buradaki komutan Kars’a girmemize engel oluyor”. 
         Hüseyin Han tüm ailesini Ermeni komitacılara kurban vermesine rağmen kendisine esir düşen Ermeni askerlere ve sivillere son derece hakkaniyetli ve yardımsever davranmıştır. Savaşların ve ölümlerin kol gezdiği böyle bir dönemde yüreğinde Hümanizm değerini taşıması Hüseyin Han’ın üstün nitelikli bir şahsiyet olduğunun göstergesidir.
          Çok geçmeden Milli Şura Hükümeti, 17 Ocak 1919’da, Cenubi Garbi Kafkas Geçici Hükümeti adını alır. Sınırlarını genişletir. Kars, Ardahan, Batum, Gümrü, Sarıkamış, Nahçıvan ve Ordubat’a kadar uzanır. Geçici Hükümet, 25 Mart 1919’da Cenubi Garbi Kafkas Hükümeti Cumhuriyesi olarak ilan edilir. Bütün bu süreçte Hüseyin Han aktif bir rol üstlenir. Göstermiş olduğu kahramanlık nedeniyle Milli Şura Hükümeti tarafından madalya ile ödüllendirilir.
          İngilizler, bu hükümetin çalışmalarına karşı önce ılımlı yaklaşırlar. Fakat bir gün 13 Nisan 1919’da ani bir baskınla bu devlete son verirler.  İngilizler bunu yaparken bir komplo hazırlarlar. Hükümet üyelerini, İngiltere’den gelen generallerle tanıştırmak istediklerini ifade ederek Hükümet Konağında toplanmaya davet ederler. Hükümet üyeleri toplantı halindeyken İngiliz kuvvetleri hükümet konağına baskın yapar, başta Cumhurbaşkanı İbrahim Cihangiroğlu ve Hükümetin 11 üyesini tutuklar, Batum üzerinden Malta’ya sürerler. Bu baskından iki gün sonra Hüseyin Han da tutuklanarak, Batum'a gönderilir ancak buradan kaçmayı başarır. Bir yolunu bulup Azerbaycan’a kaçar. İki yıl Azerbaycan’da kalır. Gence’de tedris ve pedagoji kurslarına devam eder. Mezun olduktan sonra başöğretmen ve öğretmen olarak görev üstlenir.
          Eylül 1921’de Rusya ile Osmanlı arasında imzalanan anlaşma gereği Erivan muhacirlerine Kars'a yerleşme hakkı verildiğini duyan Hüseyin Han Kars'a yerleşir, Cumhuriyet kuruluncaya kadar ki dönemde Kars’ta mücadelesine devam eder.
          Hüseyin Han Rusça, Almanca ve Fransızca bildiği için önemli sınır görüşmelerinde, Türkiye'yi temsilen görev alır.  
Hüseyin Han’ın Mustafa Kemal Paşa ile ilk tanışması onun için unutulmaz bir hatıra olur. İlk kez Mustafa Kemal Paşa’yla 30 Eylül 1924’te Erzurum’da tanışır.  6 Ekim 1924’te de bu kez Kars’ta Mustafa Kemal Paşa’yı karşılayan komite içinde yer alır.
          Hüseyin Han 1926’da Kars Belediye Başkanı olur ve bu görevi dört yıl (1926-1930) devam ettirir. Belediye başkanlığı zamanındaki en önemli hizmeti kireçsiz ve temiz Borluk suyunu Kars’a ulaştırmasıdır. Uzun yıllar İl Genel Meclisi üyesi olarak hizmet verir.
          Hüseyin Han, 1922 yılında Bülbül Hanım ile evlenir, geçimini sağlamak için bakkaliye ve fotoğrafçılık yapar. Türk Ocağı şubesinde idari heyette görev alır.  Ayrıca CHP’nin (Cumhuriyet Halk Fırkası) 1923’te kuruluşundan itibaren 1942 yılına kadar aralıksız il yönetim kurulunda görev üstlenir. Bunun yanında 8 yıl boyunca (1934-1942) Kars Halkevi başkanlığı yapar. 1934 yılında, Soyadı Kanunu çıkınca doğduğu bölgenin adını (Talın) soyadı olarak alır.
         Kars'ta büyüklü küçüklü herkes tarafından çok sevilen Hüseyin Han’a halk arasında kendisine “Han Emi” diye hitap edilirdi.  
        1950 Genel Seçimlerinde CHP’den aday adayı olur ancak önseçimde gerekli oyu alamaz. Yaşamın acımasızlığı tekrar kapısını çalar. İşsizlik dönemi başlar. Birçok kuruluşa iş için başvuruda bulunur, ancak olumlu cevap alamaz.
         Bir süre Kars Hayvan İhracat Birliğinde yazışma (muhaberat) şefi ve tercüman olarak çalışır, 1952 yılında, Iğdır Pamuk Tarım Satış Kooperatifleri Birliği     Murakıplığında (Kontrol Kurulu Üyeliği) görev alır. Anlatılanlara göre bu yıllarda arkadaşları ile sınıra gidip, Erivan'ı yıllar sonra karşıdan seyrettiğinde, yanındakilere,      'Bak orada ne idim şimdi ne oldum’  diyerek iç geçirirmiş.
         Bir ara Iğdır'a gelen Kars Valisi, Kars'a dönmesini, Vilayet Daimi Encümen azalığına müracaat etmesini teklif eder. Ancak, Iğdır’daki son günlerinde, bir kalp sıkıntısı geçirir. Doktor Rahmi Uluhan hastalığı ile yakından ilgilenir. Ancak ikinci krizde hayata veda eder. Iğdırlılar cenazeyi candan bir ilgi ile ve ağlayarak Kars’a yolcu eder.  
           HAMZA AYGÜN ANLATIYOR:
           Hüseyin Han Bey’le tanışmam şöyle oldu:  1953 yılı idi. Iğdır Tarım Satış Kooperatifleri Birliğinde Veznedar Muhasip olarak görev yapıyordum. O yıl Ticaret Bakanlığı, Hüseyin Han Bey’i Tarım Satış Kooperatif Birliğine (TSKB) müşavir olarak atamıştı.
           Babam Rıza Aygün ve Hüseyin Bey, daha önce Kars merkezde tanışıp dost olmuşlardı. Bu nedenle babam, Hüseyin Bey’in Iğdır’a atandığını duyunca, beni yanına çağırdı, “Oğlum Hüseyin Bey, çok sevdiğim ve saygı duyduğum birisidir. Rahat etmesi için kendisine yardımcı ol!” dedi.
           Hüseyin Bey, ilk iki geceyi otelde geçirdi. TSKB Yönetim Kurulu, Hüseyin Bey’in özel işleriyle ilgilenmesi için Kerim Yanar Bey’i (Kerim Ağa) görevlendirdi. Kerim Ağa, TSKB’ye bağlı dairelerden birini boşaltıp, Hüseyin Bey’e verdi. Yatak ihtiyacı için yardım istenince, evimizdeki misafir yataklarından birini Hüseyin Bey’in kalacağı odaya yerleştirdim.
          Hüseyin Bey Iğdır halkı tarafından çok seviliyordu. Bu yüzden nöbetleşe evde yemek hazırlatıp Hüseyin Bey’e ikram ediyorduk. 
           Böylece, geçen zamanla bu değerli insanı daha yakından tanıma şansım oldu. TSKB’de çalışan tüm personel Hüseyin Bey’e karşı içten ve samimi bir saygı gösterirdi. Oldukça yakışıklı ve tam bir beyefendi olan Hüseyin Bey de kendisine karşı teveccüh edilen bu ilgiden son derece mutlu olur, çalışanlarla sohbet ederek onların dostluğuna lâyık olmaya çalışırdı.
            Her sabah, bürodan içeri girdiğinde, Hüseyin Bey’e dönerek, “Günaydın, Han Emmi, bakıyorum bugün çok şıksınız!” diye iltifat ederdim. O da bir çocuk utangaçlığıyla benim bu sözlerim karşısında hafiften gülerek mutluluğunu belli ederdi.
          VATAN YOLUNA HER ŞEY FEDA!
          Iğdır gençliği, Azerbaycan Kültür Derneği için bir bağış kampanyası başlatmış; bu çalışmaların bir devamı olarak bir de bir müsamere düzenlenmişti.
Bir gün gençler, ellerinde biletler olmak üzerek bürodan içeri girdiler. Bana da bir bilet verdiler. Hüseyin Bey az ileride masasının başında oturmuştu. Biletlerden birini alıp Hüseyin Bey’in masasına gittim.
         “Han Emmi, bu gençler bir bağış kampanyasına çıkmışlar. Bu biletlerin maktu (kesin) bir fiyatı yok. Gönlünüzden ne kopsa!” dedim. Hüseyin Bey cüzdanını çıkardı, hiç düşünmeden 200 liralık bir banknotu masanın üzerine koydu. Ben hayretle yüzüne bakıp, “Bu paranın hepsini mi veriyorsun?” diye sordum. Hüseyin Bey, kararlı bir ses tonuyla,  “Evet, dedi, eğer gücüm yetse bunun on katını verirdim!”
           O an çok şaşırmıştım. Çünkü bir memurun maaşının 150 lira olduğu o günler, Hüseyin Bey’in bu davranışı onun ne kadar milliyetçi ve asil bir insan olduğunu kanıtlıyordu. Hüseyin Bey, benim şaşkınlığımı iyi okumuş olacak ki,  “Evlâdım, unutmayın, vatan ve millet yolunda harcanan cana ve mala acınmaz!” dedi.
Onun bu sözleri kalbimize bir şiar olarak nakşetti. O günden sonra ne zaman bir toplantı olsa, Hüseyin Bey’in, maneviyatı yüksek bu kutsi sözlerini tekrar ederek kendimize cesaret verirdik.
          Hüseyin Bey, giyim kuşamına ve görünüşüne oldukça önem verirdi. Her gün özenle tıraş olur, kravatını ve takım elbisesini giyinip sokağa öyle çıkardı. Onun bu titizliğine uzun boyu ve yüz güzelliği de eklenince, Hüseyin Bey, herkesin örnek gösterdiği bir insan olarak dikkati çekerdi.
          Hüseyin Bey, Kars İslâm Milli Şurası’nda görev alıp, önemli hizmetlerde bulunmuştu. Değerli hemşerimiz rahmetli Mecit Hun’un 1952 yılında yayınladığı DİL gazetesinde Kars Milli Şura’yla ilgili bir tefrika yayınlanmış, bu dizi yazının bir yerinde Hüseyin Bey’le ilgili şu sözlere yer verilmişti:
          “15 Kasım 1918 tarihinde Kars’ta 8 kişiden mürekkep Kars Milli Şura Hükümeti kuruldu. Muvakkat Reis Fahrettin Bey başkanlığında Hükümet azaları, Sarıkamış Yedikilise köyünden Hayrullah, Erivanlı Ahund oğlu Taki Karaçantalı, Hacı oğlu Ahmet Ali Afzal, İsrafil Behçet ve Vafyadin idi. 15 gün içinde diğer yerlerden gelen mürahhaslarla kurultay açıldı. Yeni hükümet şu şekilde kurulmuştu:
1. Hükümet Reisi: Cihangiroğlu İbrahim Bey
2. Hükümet Azası: Cihangiroğlu Hasan Bey
3. Hükümet Azası: Dr. Esat Bey
4. Hükümet Azası: Akbabalı Kelbayı Memed Bey
5. Hükümet Azası: Karaçantalı Ahmet Bey
6. Hükümet Azası: Kağızmanlı Ali Rıza Bey (Ataman)
7. Hükümet Azası: Erivanlı Taki Bey
8. Hükümet Azası: Sarıkamışlı Fahrettin Bey
9. Hükümet Azası: Iğdırlı Alibeyoğlu Mehmet
10. Hükümet Azası: Oltulu Molla Bilal
11. Hükümet Azası: Borçalı Emin
12. Hükümet Azası: Cemaldinallı aşiret reislerinden Maksut Ağa
oğlu Hasan Ağa
13. Hükümet Azası: Gümrülü Yusuf Bey
Gerekli maddi yardımı Ahundoğlu yapıyordu. Kurul tarafında Kars vilayetine bağlı kazalara şu isimler atanmıştı:
Kaymakamlıklar:
1. Paşa Han oğlu Hüseyin Han Talınlı
2. Hemişoğlu Rasim Vakiroğlu Ahmet
3. Kadıoğlu Aslan”
          (Bu bilgiler Merhum Mecit Hun’un çıkardığı DİL gazetesinin 30 Ekim 1952 tarihli gazetesinden alınmıştır.)
           Hüseyin Bey bir gün çok keyifsiz görünüyordu. “Beyefendi neyiniz var?” diye sordum. “Hamza, hiç sorma başıma gelenleri! Bu sabah bahçe tuvaletine gidiyordum. Aniden bir yılan kafasını otların arasından kaldırıp bana baktı. Korkuyla olduğum yerde durdum. Yılan da hareket etmedi. Ben yavaşça geri adım atarken yılan da sanki beni kovalar gibi üzerime doğru hareketlendi. Ben tekrar durdum. O da durdu. Anlaşılan benim tuvalete gitmeme izin vermeyecekti. Korkum daha da fazlalaştığı için panik halinde bırakıp kaçtım. Geriye dönüp baktığımda yılan gözden kaybolmuştu. Ama ben korkudan tuvalete gidemez oldum. Ne olacak benim halim?” diye serzenişte bulundu.
          Hemen bir tırpancı kiralayıp, tuvalete giden otları iyice temizlettik. Akşamları ortalık aydınlık olsun diye de bahçenin orta yerine bir elektrik lambası diktik. Tüm bu çabamıza rağmen, Hüseyin Bey’in korkusunu yendiği söylenemezdi. Anlaşılan bu inatçı yılan, Hüseyin Bey’in yüreğine korku salmış, hepten huzursuz etmişti. 
           HÜSEYİN HAN BEY’İN VEFATI
            Bir akşamüstü, Kerim Ağa, bana, “Bir doktor al gel. Han Emmi çok hasta,” diye haber yollamıştı. Rahmi Uluhan isimli bir hükümet tabibi vardı. Vakit kaybetmeden, Erivan’a bağlı Uluhan kasabası göçmenlerinden Dr. Rahmi Uluhan’ı alıp, Han Emmi’nin yanına gittim. Han Emmi çok bunaldığını ve kalbinin sıkıştığını söyledi. Dr. Uluhan, Han Emmi’yi dikkatlice muayene etti, bir iğne vurup gitti.
            Ben ve Kerim Ağa, Han Emmi’nin yatağının iki yanına oturup onunla beraber olduk. Han Emmi, öleceğini biliyordu. Bir ara baygın bir şekilde gözlerin açıp, “Yüzümü pencereye doğru dönderin” dedi. Zar zor karyolayı hareket ettirip, pencereye doğru dönderdik. Kerim Ağa, birden aklına gelmiş gibi, “Öyle zannediyorum, Han Emmi, ‘Yüzümü kıbleye çevirin!’ demek istedi” dedi. Yüzünü bu kez kıbleye çevirdik. Han Emmi bir saat daha yaşadı ve ruhunu teslim etti.
           Han Emmi’nin ceplerinden ve cüzdanından çıkan eşyaların zabıtla bir terekesini tespit ettik. Cüzdanından çıkan ufak not kâğıtlarından birisinin üzerinde şöyle bir not vardı:
Keten yahşi
Giymeye keten yahşi
Gezmeye garip ülke
Ölmeye vatan yahşi
         Han Emmi’ye son görevini yapması için bir hoca getirttik. “Birlik” bahçesinin bir köşesinde teneşirin saklandığı bir bölme hazırladık. Sabun almak için dükkâna gitmiştim. Dükkân sahibi raftan “Lüks” marka bir sabun alıp uzattı:
        “Helâl olsun böyle adama! Ancak böyle bir sabunla yıkanır.”  Uzattığım parayı da kabul etmedi.
Han Emmi’nin ölüm haberini alan Kars’taki dostları cenazeyi almak için Iğdır’a geldiler. Iğdırlılar bu aziz naaşı iki kilometre omuzlarda taşıyarak Kars Caddesinden yolcu ettiler. Allah rahmet etsin.
          “BELİNE TALIN KAYASI DÜŞSÜN!”
          “Talın”, Azerbaycan’ın Tovuz, Kazak ve Kesemen yerleşim merkezlerine yakın bir mekânın adıdır. Kayalarıyla meşhurdur. Bu yüzden bu yörede insanlar birbirlerine kızdıkları zaman, “Beline Talın kayası düşsün!” diyerek serzenişte bulunurlarmış. Bu deyim hâlâ Gence ilinde günlük hayatta kullanılmaktadır.
1998 yılında Gürcistan ve Azerbaycan devletlerine geziye gitmiştim. Azerbaycan’ın Gence şehrinde bir eve konuk olduk. Âdet olduğu üzere, Türkiye’den misafir gittiğinizde, konu komşu nereden geldiğinizi öğrenir, yıllardan beridir ayrı düştükleri akraba ve tanıdıklarını sormak isteyenler akın akın eve gelip, sizi sorgulardı.
Bir komşu hanım ziyarete gelmişti. Hal hatır sorduktan sonra koltuğunun altında özenle taşıdığı bir dosyayı açtı, içinden artık sararmış eski bir resim çıkardı. Gözleri nemli ve gönlü buruk bir şekilde, bu resmi bana uzatarak, “İşte akrabalarım! Bunların hepsi şimdi Kars’ta yaşıyorlar” dedi.
          Resmi elime alınca ilk bakışta Han Emmi’yi tanımıştım. Yarı şaşkın, “Aaa! Bu Hüseyin Tanlı Bey!” dedim. Bu ismi söyleyince komşu kadın bana biraz daha yaklaştı ve ağlamaklı bir sesle,  “Demek sen Hüseyin Bey’i gördün!” dedi. Bunun üzerine Hüseyin Bey’le olan dostluğumuzu ve onun başından geçenleri bildiğim kadarıyla özetledim. Yaşlı kadın bu açıklamama çok sevindi.
         “Acaba siz onun kızı Ayhan Hanım’ı da tanıyor musunuz?” diye sordu. “Elbette tanırım, dedim, Ayhan Hanım çok sevip saydığımız Eski Kars Milletvekili Abdülkerim Doğru Bey’in eşidir. Ankara’da oturuyorlar” dedim.
           Kadın bütün bu açıklamalardan son derece memnun olmuştu. Bizi evine davet etti ama zamanımız yoktu. Ayhan Hanım’a iletmek üzere bize bir armağanı elime sıkıştırdı. Gönlü buruk yaşlı kadınla vedalaşıp ayrıldık.
           IĞDIR’IN KURTULUŞU MÜNASEBETİYLE (GAZETE HABERİ)
            DİL GAZETESİ SAHİBİ: MECİT HUN 30 EKİM 1952
           Fahrettin (Erdoğan) Bey’in teşebbüsüyle 15 Kasım 1918 tarihinde Kars’ta 8 kişiden mürekkep KARS MİLLİ ŞURASI HÜKÜMETİ kuruldu. Muvakkat (geçici) reis Fahrettin Bey başkanlığında hükümet azaları Sarıkamış, Yedikilise köyünden Hayrullah İravanlı, Ahund oğlu Taki Karaçantalı, Hacıoğlu Ahmet, Ali, Afzal İsrafil, Behçet ve Rumlar adına Vafyadin idi.
         15 gün içinde diğer yerlerden gelen murahhaslarla (delegelerle) kurultay açıldı.
Yeni hükümet şu şekilde kurulmuştu:
Hükümet reisi: Cihagiroğlu İbrahim
           Hükümet azaları: Cihangiroğlu Hasan Bey, Dr. Esat Bey, Akbabalı Kelbay Mehmet, Karaçantalı Ahmet Bey, Kağızmanlı Ali Rıza Bey (Ali Ataman), İravanlı Taki Bey, Sarıkamışlı Fahrettin Bey, Iğdırlı Ali Bey oğlu Mehmet Bey, Oltulu Molla Bilal, Borçalılı Emin, Camaldinanlı aşiret reislerinden Maksut Ağa oğlu Hasan Ağa, Gümrülü Yusuf Beylerden müteşekkildi. Gerekli maddi yardımı Ahundoğlu yapıyordu.
         Kaymakamlıklara Paşa Han oğlu Hüseyin Han (Hüseyin Talınlı),Hemşioğlu Rasim, Şakir oğlu Ahmet, Kadı oğlu Aslan, Sarıkamış’ta Bekir tayin edilmişlerdi.
Kars Milli İslam Şurası bu suretle faaliyetine başladıktan sonra Sürmeli çukurunda da faaliyet başladı. Aşiret halkı kendisini müdafaa ve Ermenilerle mücadele etmek üzere silahlanmaya başlamıştı. Evvelce Hasan Bey Vezirof, Ali Mirza ve Meleklili Mazanoğullarından Ali Ekber’in Bakü’den silah getirtme teşebbüsleri, Vezirof’un yolda vefat ve Ermenilerinde müsaderesiyle akim kaldı. Kars ve civarından yeter miktarda silah temin edilerek resmi olmayan fakat derli toplu çeteler teşekkül etmeye başladı. Celâli aşireti (1000 kişi kadar yaya ve atlı) Ali Mirza, Zilan aşireti (800 kişi yaya ve atlı) Şemsettin oğullarından Hamit Beyler idaresinde toplanmaya başladı.
Ermeniler taarruz hazırlıklarını bitirerek kuzeyden Milli Şura bölgesine taarruz etti. O zaman pek genç fakat cesur olan Talınlı Hüseyin Bey, Kızılçakçak mevkiinde Ermeni kuvvetlerini sokmadığı gibi, Arpaçay’ı da gönderdiği süvari kuvvetleriyle müdafaa ediyordu. Fakat Milli Şuranın yanlış siyaseti Gürcülerle Ermenileri de birleştirmişti. Talınlı Hüseyin Han’ın vaziyeti iyi mütalaa etmesine rağmen hükümet reisi de dahil bir çok hükümet erkânının Gürcülerle de harbe girişmeyi kararlaştırması ilk muvaffakiyetsizlik sayılıyordu. Hüseyin Han idaresindeki Akbaba ve Şüregel’li askerler ciddi bir şekilde mücadele ediyordu. Fakat Harbiye Nezareti vazifesini yapan Hasan Han’ın cahilce hareketleri Hüseyin Han’ın faaliyetlerini darbeliyordu. Hüseyin Han İngilizlerden mühim miktarda cephane ve silah çaldırarak kuvvetlerini tamamen silahlandırmıştı. Ermeni ve Gürcülerin mütteniden (sürekli olarak) Milli Şura hudutlarına yaptıkları taarruzlar bir taraftan yerli ve silahlı halkın mukavemeti ile semeresiz kalırken, diğer taraftan da Ardahan civarında Türkler taarruza geçerek 1918 sonuna doğru Gürcüleri Ahıska’dan temizlemişlerdi. Bu sırada İngiliz askeri mümessili, Milli Şura adıyla bir hükümet olamayacağını, eğer mahalli bir hükümet ise bunun daha da ıslahı lazım geldiğini dayatmış ve bu mülahaza ile Milli Şura 1 Ocak 1919 akşamı bir toplantı yaparak Nahçıvan ve Batum’u da içine alarak ismini CENUBİ GARBİ KAFKAS HÜKÜMETİ MUVAKKAT MİLLİYESİ  şeklinde değiştirmiş ve hükümet reisliğine yine İbrahim Bey Cihangiroğlu seçilmiştir. Dahiliye mümessilliğine İbrahim Bey uhdesinde kalmak üzere; Hariciyeye Fahrettin Bey; Harbiyeye Hasan Han Bey; Adliyeye Abbasali Bey; Maarife Rumlardan Mikhail Andyanof; Maliyeye Hududad oğlu Mehmet Bey; Nafıaya mühendis Mahmut Bey; Ziraata Aliekber Bey; Posta ve PTT mümessilliğine Rumlardan Arior seçilmişlerdi.
          Bu isimler derhal Kars’taki İngiliz askeri mümessili Albay Tamperli’ye bildirildi. Bilahare de PTT mümessili Rum kızı Arior yerine Muhlis Bey tayin edilmiş ve İbrahim Bey izlerindeki Dahiliye mümessilliğinde (Ali Rıza Beyle) tevdi edilmişti (bırakılmıştı). Bu sırada General Tomson malum İngiliz siyaseti ile hareket ederek sözünden caymış ve 1914 sınırında yani Aras boyuna kadar Ermenilere verildiğini ve bu suretle Büyük Ermenistan’ın resmen teşekkül ettiğini ilan etti. Nihayet, her taraftan Ermeni akını başladı. Ardahan ve Kızılçakçak hudutları muhkem bir vaziyette idi. İngilizler muharebe yerine başka tabya kullanmaya karar vererek 19 Nisan’da hükümete (Milli Şuraya) müracaatla hükümet erkanıyla tanışmak arzusunda bulundular. İşin nereye varacağını idrak edemeyen hükümet azaları da bu hareketten hem memnun olmuş ve hem de muvafakat etmişlerdi.
          Nihayet aynı günü parlamento binasında bir tanışma zemini hazırlanarak bütün hükümet erkanı celp edilmiş ve gelecek İngiliz mümessiline intizar edilmiştir (bekletilmiştir). Biraz sonra içeride tanışma başlayınca dışarıdan da parlamento muhasara altında alınmış ve bu suretle bütün Milli Şura erkanı tevkif edilerek bu mahalli idareye son verilmişti. Tevkif edilen hükümet erkanı Malta’ya sürülmüştü. Kağızmanlı Ali Rıza Bey Malta’ya gitmeden Batum’dan kaçma fırsatın bularak Kağızman’a gelip yine Ermenilerle çarpışmaya başlamıştı.
           TALINLI HÜSEYİN HAN VEFAT ETTİ  (GAZETE HABERİ)
          (DİL GAZETESİ  SAHİBİ: MECİT HUN  21 KASIM 1952  SAYI:48)
           Iğdır Pamuk Tarım Satış Kooperatifleri Birliği murakıbı Talınlı Paşa Han oğlu Hüseyin Han dün gece yarısından sonra kalp sektesinden vefat etmiştir.
Merhum, gayet asil ve temiz bir ailedendir. Bu gün milli hudutlar haricinde kalan Talın hanlarından olup bütün hayatı milli mücadelede geçmiştir. Henüz pek genç olduğu bir sırada muhacir olarak Kars’a gelmiş ve o zaman Kars’ta başlayan Milli Şura hareketine iştirak etmiştir.
          Kuruluşun ilk günlerinde kaymakam olarak Kızılçakçak civarına gönderilen Hüseyin Han, kısa bir müddet zarfında buradaki milli kuvvetleri bir araya toplamaya muvaffak olmuş ve devamlı çalışmalarıyla Kızılçakçak cephesini müstahkem bir hale getirmişti. Milli Şuranın İngiliz askeri komutanlığı tarafından lağvını müteakip kurucuların Malta’ya sürülmesi üzerine, iki gün sonra Hüseyin Han da tevkif edilerek Batum’a gönderilmişti. Batum’dan bir müddet sonra kaçmaya muvaffak olan Talınlı tekrar Kars’a gelerek mücadeleye devam etti.
          Merhum Talınlı Kars’ta daima sevildi ve sayıldı. Cumhuriyetin kuruluşundan sonra uzun müddet Kars Halkevi Başkanlığı, il genel meclis üyeliği ve daimi komisyon üyelikleri vazifelerini ciddiyetle ifa etti.
           Son zamanlarda kendisinde baş gösteren kalp hastalığı dolayısıyla Iğdır’ı tercih ederek Iğdır Pamuk Tarım Satış Kooperatifleri Birliğine Ticaret Bakanlığı murakıbı olarak atandı. Iğdır’da kaldığı müddetçe, büyük ve küçük herkesin hürmetini kazanan Talınlı Hüseyin Han hiç şüphe yoktur ki Kars’ın en aziz ve kıymetli evladı olarak daima kalbimizde kalacaktır.
           Nur içinde yatsın. Merhumun Kars’taki akraba ve ailesine telgrafla haber verildiğinden, cenaze bugün saat 15’de Kars’tan gelecek akrabalarının da iştirakiyle kaldırılacaktır. Iğdırlıların bu aziz ölüye karşı son vazifelerini de layıkıyla yapacakları tabiidir. Bütün Iğdır adına Talınlı ailesine başsağlığı dileriz.
         DİL GAZETESİ   SAHİBİ: MECİT HUN  (GAZETE HABERİ)
         YAZAN: TURGUT SUNGAR    23 KASIM 1952
         ARKANIZDAN  
          (Bu yazı Hüseyin Han Talınlı’nın vefatı nedeniyle Turgut Sungar tarafından kaleme alınmış ve DİL gazetesinde yayımlanmıştır.)
Size, Iğdırlıların lisanından hitap ediyorum. Ömrünüz; hayatı, bir sürü manasız ve süflü (dağınık) kuvvetlerin terkibi (birleşimi) gibi anlayanlar için ne kati bir tekzipti (yalanlamaydı). Ölümünüz ise, mefkûrenin (ülkünün) ebediyetine ne büyük şahittir. Biraz evvel, aziz na’şınızı Kars’a nakledebilmek üzere, omuzlarımızdan indirirken bizden madden ayrılmanın hüznü içinde hepimizin gözü yaşlı, gönlü mahzun idi.
          Sonbaharın olgun ve renksiz gülleriyle süslü tabutunuzu taşırken, ölümün ne kadar insafsız ve acı olduğunu bir kere daha anladık. 
Gurbette öldüm diye asla ruhunuz muazzep (sıkıntılı) olmasın. Müsterih (rahat) uyuyun. Bütün Iğdırlılar, vakitsiz ölümünüzden büyük bir ıstırap duyuyor. Hepimiz, arkanızdan ağladık, ağlıyoruz. Sizi mesut bir tesadüf neticesinde tanımıştım. İnsana emniyet telkin eden şahsiyetiniz, olgunluğunuz ve kültürünüzle pek kısa bir zamanda Iğdır ve Iğdırlıları teşhir edip kendinize bağladınız. Siz vatanperver ve vazifeşinaslığınızla (ödevine bağlı) bir sembolsünüz. Sizi tarif edemem ve anlatamam. Gönül isterdi ki Hint filozofu Tagor’un kalem kudretine sahip olarak, sizin için dile getiremediğim his ve düşüncelerimi yazabilmek imkanı hasıl olsaydı.
Ruhunuz şad, yeriniz cennet olsun!
Ziya Gökalp’ın dediği gibi, “Fertler fani, milletler ise sırrı ebediyete mahzardırlar”
Aziz Ölü! Manevi huzurunuzda son saygı vazifemi yapmak için artık susuyorum.
(DEVAM EDECEK)  GELECEK YAZIDA CENGİZ EKİNCİ’YLE TANIŞACAĞIZ

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası