Mücahit Özden HUN IĞDIR’DA İZ BIRAKANLAR: CENGİZ EKİNCİ (2)
Tarih : 2019-08-19
Tüm Yazılar

Mücahit Özden HUN



        IĞDIR’DA İZ BIRAKANLAR: CENGİZ EKİNCİ (2)
         Değerli okuyucular! Sizlere bugün Iğdır tarihine damgasını vurmuş önemli bir şahsiyeti tanıtacağım. Birçok okuyucularım onun ismini duymamış olabilir. Fani dünyada isimler çabuk unutulur. Vefa duygusu çabuk törpülenir. Ama biz Iğdırlılar buna izin vermeyeceğiz. Hayatının birkaç yılını Iğdır’da geçiren Cengiz Ekinci bir anlamda Iğdır’da gazetecilik ruhunu ateşlemiş, öncüsü olmuştur. Onun açtığı yoldan Mecit Hun, Fazıl Şıktaş gibi isimler yürümüş Iğdır’ımıza değerli gazeteler kazandırmışlardır. 
         Cengiz Ekinci ismi, Iğdır’ın kültür tarihine altın harflerle yazılmıştır. Bunun böyle olmasının nedeni 28 Eylül 1950 tarihinde Iğdır’da çıkarmış olduğu ve Iğdır’ın ilk gazetesi olan “IĞDIR” isimli gazetedir. Burada bir vefa borcunu hemen hatırlatmak isterim. Kilisli Askeri Doktor Derviş Kuntman’ın anılarından anlıyoruz ki Iğdır’da çıkan ilk gazete 1921 yılında Doktor Derviş Kuntman tarafından haftalık yayımlanan ARAS isimli dergidir. Ancak Cumhuriyet dönemini ele aldığımızda ilk gazete çıkarma onuru Cengiz Ekinci’ye aittir. 
         Bir yıl süreyle çıktığını tahmin ettiğimiz bu gazetenin hali hazırda elde bulunan tek nüshası (Sayı: 32, 15 Ocak 1951 tarihli, Pazartesi ve Perşembe günleri yayınlanır) değerli ağabeyimiz Merhum Turgut Sungar’ın özel arşivinde bulunmaktadır.
         Cengiz Ekinci, her şeyden önce çok yönlü bir kültür adamı, başarılı bir gazeteci ve hiciv ustası idi. Tüm hayatı boyunca siyasetle haşir neşir olan Ekinci, prensiplerinden ödün vermeyen, mücadeleci, demokrasi aşığıydı. Onun hicivlerine tahammül edemeyenlere tahammül edecek denli de hoşgörülüydü. Kars’ın yetiştirdiği bu kültür adamını ve Iğdır’ın gazetecilik mesleğinin fahri babasını bu sayfalarda yâd etmek bizim için onurdur.
          Ankara Hukuk Fakültesi mezunu Cengiz Ekinci, avukatlık stajını tamamlar tamamlamaz (1949) Iğdır’ı ilk görev yeri olarak seçer, ailesiyle birlikte Doğunun bu şirin ilçesine gidip yerleşir (1949 sonu). 9 Nisan 1953 tarihli Ayhavar Gazetesinde Cengiz Ekinci, özgeçmişini kaleme aldığında şu ilginç cümleye yer verir “Iğdır’da hayata atılmış, Iğdır’da mesleğe başlamıştır”
          Cengiz Ekinci, Iğdır’da kendisini yabancı hissetmez. Iğdır’ın önemli şahsiyetleriyle teşriki mesai eder, dostlar kazanır. Bunlar arasında Cafer Sadık Tezel, Hasan Tezel, Nurettin Kirman, Mecit Hun, Fazıl Baykal, Rıza Yalçın, Rahim Yadigâr, Hacı Nağdali ve Gulem Parlar kardeşler gibi isimleri saymak mümkündür.
Kalem ve hiciv ustası Cengiz Ekinci, 28 Eylül 1950 tarihinde teksir makinesinde tek sayfa olarak Iğdır’ın ilk gazetesi “IĞDIR”ı yayımlar. Cengiz Ekinci 1951 yılında Iğdır’ı terk eder, Kars’a yerleşir. 9 Şubat 1953 tarihinden itibaren de Kars’ta EKİNCİ gazetesini yayın hayatına sokar. 
          Elimizdeki bu kıymetli nüshaya dayanarak “IĞDIR” gazetesinin çok yönlü bir amaç güttüğü hemen anlaşılır. Bir yandan Türkiye genelini ilgilendiren siyasal ve sosyal konulara el atar, diğer yandan Iğdır’ın sorunlarına çoğu kez mizah ağırlıklı bir üslupla yaklaşır. Ciddiyet, mizah ve hiciv iç içedir. Okuyucunun bu sınırları iyi anlaması ve hata yapmaması imalı şekilde yazar tarafından temenni edilmiş gibidir.
           CENGİZ EKİNCİ’NİN EŞİ VUSLAT HANIM ANLATIYOR:
            “Babam Raci Çakıröz, Osmanlı ordusunda görevli bir subaydı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Sarıkamış muharebelerinde Ruslara esir düşmüş, Sibirya’ya sürgüne gönderilmişti. Bir grup arkadaşıyla fırsatını bulup Sibirya’dan kaçan babam, Özbekistan’a gitmiş, Semerkant ve Buhara şehirlerinde bir zaman kalmış, orada tanıştığı, Özbek kökenli annem, Râna Hanım’la evlenmişti.
          Babam, yanında eşi, Türkiye’nin yolunu tuttuğunda, annem bana hamileymiş. Babam İstanbul’a yerleşmiş. Ben de çok geçmeden, Cumhuriyetin ilânını izleyen aylarda, 1340 (1924) Üsküdar’da dünyaya gelmişim. Babam subay olduğundan Türkiye’nin muhtelif yerlerinde görev yaptı. Okul yaşına geldiğimde babam Şark hizmeti için Kars’a tayin olmuştu.
         İlkokulu Kars’ta bitirdim. Ortaokul birinci sınıfa da Kars’ta başladım. Babam Maltepe Atış Okuluna tayin olunca İstanbul’a taşındık. Babam sürgün ve esaret yıllarında Rusçayı öğrenmişti. Genel Kurmay Başkanlığında, bu dili bilen subaylara ihtiyaç olunca, Ankara’ya taşındık. Nihayet liseyi babamın yeni tayin yeri Diyarbakır’da bitirebildim.
          Babam emekli olduktan sonra Ankara Genel Kurmayda sivil görevde çalışmaya devam etti. Babam 1977 yılında vefat etti.
          CENGİZ EKİNCİ’YLE TANIŞMA
           Cengiz’le ilk tanışmam, Kars’ta ortaokul yıllarına kadar uzar. Ben ortaokul birinci sınıfta iken, Cengiz, bir üst sınıf öğrencisiydi. Tanışmamız ilk böyle başlamıştı.
Liseyi bitirip, 1943-44 öğrenim döneminde Ankara Hukuk Fakültesi’ne kayıt yaptırmaya gittiğimde, Cengiz’le bunca yıl aradan sonra tekrar karşılaştım. Aramızda sıcak ve samimi bir arkadaşlık ilişkisi hemen doğmuştu.
          İkimizin ailesinin de maddi durumu iyi değildi. Hem Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğünde çalışıyor hem de okula devam ediyorduk.
İkinci sınıfta ani bir kararla Cengiz’le evlendik. Hayatımdaki bu yeni gelişmeler yüzünden Fakülteyi terk etmek zorunda kaldım.
        CENGİZ EKİNCİ KİMDİR?
Vuslat Ekinci anlatıyor:
        “1919 doğumlu Cengiz, kendi doğumunu tarihsel bir olaya bağlar ve şöyle derdi: ‘Ben doğduktan hemen sonra, daha 40 günlük bebek iken, ailem Ermenilerle savaş halinde Gümrü’yü terk edip, Kars’a doğru yola çıkmıştı.’
         Cengiz’in babası Esat Bey, Gümrü’ye (Leninakan) yerleşik bir Azeri’ydi. Ermeni savaşı başlayınca, güvenlik nedeniyle bölgedeki tüm Müslümanlar gibi o da ailesini yanına alarak Türkiye’ye sığınmıştı. Esat Bey’in kardeşi Süleyman Bey, sınırın diğer tarafında mahsur kalmış ve bir daha da kendisinden haber alınamamıştı.
Cengiz’in ailesi, ilk olarak, sınıra yakın Akyaka köyüne bağlı Şahanlar mezrasına yerleşmiş. Birkaç yıl burada kaldıktan sonra Sarıkamış’a ve en nihayetinde kendilerine muhacir hakkı verilerek Kars merkeze iskân ettirilmişler.
      Cengiz’in kardeşlerinden Mehmet emekli olup, Çorlu’da,  Alman vatandaşlığını kabul etmiş olan İsmail de Almanya’da yaşamaktadırlar.
       CENGİZ EKİNCİ’NİN SAKATLIĞI
       Cengiz, 15 yaşında beri sağ ayağından rahatsızdı. Yanlış tedavi nedeniyle diz kapağı kemiğe kaynamış, bacağı kısalmıştı. Bu trajik olay şöyle gelişmişti.
Cengiz’in oturduğu mahallede kör bir adam varmış. Mahallenin çocukları sokak aralarında dolaşan kör adamın eteğini çeker, onunla dalga geçerlermiş. Her nedense kör adam bu işi yapanın hep aynı çocuk olduğunu zanneder, sadece onun ismini çağırıp küfür edermiş.
        Bir gün bu kör adam Cengiz’lerin evinin önünden geçmekteymiş. Tesadüf bu ya, kör adamın ağız alışkanlığıyla kendisine küfür ettiği çocuk da orada oynuyormuş.
Cengiz, mahalleli çocukların yaptığını yapmış, kör adamın eteğini çekmiş. Kör adam da her zaman ki gibi, o çocuğun ismini anarak basmış küfrü. Küfrü yiyen çocuk, Cengiz’in kör adamı mahsustan, kendisine küfür etsin diye rahatsız ettiğini söyleyip Cengiz’in üzerine saldırmış. Kör adamın bastonunu kapıp Cengiz’in dizine şiddetli bir darbe indirmiş. Bu şekilde başlayan kavga bir süre devam etmiş. Evlerden yetişenler bu şiddetli kavgaya engel olup, tarafları zor belâ teskin etmişler.
Aradan birkaç gün geçmiş. Cengiz’in dizi morarıp şişmiş. Tedaviyi bir süre ihmal etmişler. Yara tetanos nedeniyle ciddi şekilde iltihaplanmış, öyle ki doktorlar ilk hamlede bacağı kesmek istemişler. Babası Esat Bey, “Ben topal çocuk istemiyorum. Ölecekse iki ayaklı ölsün!” diyerek karşı gelmiş. Doktorlar, zor bir ameliyatla, bacağı üç yerinden kesip, içindeki iltihabı drenaj etmişler.
         Doktorların tavsiyesi şu olmuş: “Mutlaka bacağı hareket ettirin!” Ancak acı yüzünden Cengiz yürümeyi reddetmiş. Bacağının altına bir yastık koyup, dinlenmeye almışlar. Bu ihmal nedeniyle hem diz kapağı kaynamış hem de bacağı kavisli bir şekilde kalmış. Bu yüzden sağ bacağı biraz daha kısaydı.
Cengiz mezun olur olmaz, avukatlık stajına başladı. Diplomasını aldıktan sonra, nerede çalışması gerektiğine dair kısa bir araştırma yaptı. Gönlünde Kars’a gitmek vardı. Iğdır’da avukat olmadığını, bu işi davavekillerinin yürüttüğünü öğrenince, tereddüt etmeden Iğdır’a doğru yola çıktık (1950).
Cengiz Iğdır’da hem avukatlık yapıyor hem de “Iğdır” isimli bir gazete çıkarıyordu. “Iğdır” gazetesini teksir makinesinde tek sayfa olarak düzenliyordu. Günlük olarak basılan bu gazete ilçede oldukça ilgi görüyordu.
         PİÇ HAMİT OLAYI
           Piç Hamit (Ünver) aslen, bugünkü Ermenistan sınırları içinde kalan Persili köyündendir. Lise tahsilini tamamladıktan sonra yükseköğrenim için çaba sarf etmiş, ancak buna fırsatı olmadan tanıştığı bir Rus kızıyla evlenmişti. 1930’lu yılların başında Sovyet-Türkiye sınırını kaçak geçip hanımı, oğlu Nazım ve kızı Sahibe yanında olmak üzere Iğdır’a gelip yerleşmişti.  
        IĞDIR GAZETESİNDE ÇIKAN HABER
        Kan Verecekmiş! 15 Ocak 1951 Cengiz Ekinci (IĞDIR gazetesi)
Kore’deki kahraman yaralılarımıza yurttan kan gönderileceği haberi yayılır yayılmaz, haber aldığımıza göre Hamit Ünver de ismini yazdırmışsa da reddedilmiştir. Sebebini araştırdık: Kanının ne kanı olduğu anlaşılmadığı için sepetlendiğini söyleyenler olduğu gibi, kanını para ile satmak istediği için döşaplandığını iddia edenler de var.
        Kendisi, kahramanlarımız bu temiz (!) kandan mahrum kaldığı için günde iki kilo eriyormuş. Iğdır’da Piç Hamit lakabıyla bilinen bir muhacir vardı. Her nasılsa Cengiz, IĞDIR gazetesinde onunla ilgili bir yazı yazmış. Bunu ihbar kabul eden Milli Emniyet Müfettişi Hüsnü Bingöl, Piç Hamit’i sınır dışı edilmek üzerine zorla Iğdır’dan çıkartmış.
         Benim bu olaydan haberim yoktu. Bir gün öğleden sonra, evin kapısı –Osman Atman’ın evinde kiracıydık- şiddetli yumruk darbesi altında inledi.  “Kim o?” diye seslendim. “Ben Hamit’in oğlu” diyerek bağıran genç, sonradan öğrendiğime göre, babasının sınır dışı edilmesinden öfkeye kapılmış, bizi cezalandırmaya karar vermişti.
        Oğlum Azer’e hamileydim. Korkuyla, birisini matbaaya gönderdim. Mecit Hun da o sırada matbaadaymış. Kendi adamlarından ikisini, eve gözcülük etmesi için gönderdi. Bu olay nedeniyle de ilk kez Mecit Hun’u tanımış oldum
         KARS GÜNLERİ 
        1951 yılının sonlarına doğru önce Ankara’ya oradan da Kars’a gittik. Çok geçmeden Cengiz kolları sıvadı, Cumhuriyet Gazetesi’nin artık miyadı dolmuş bir matbaasını satın alıp, Kars’ta  EKİNCİ adlı günlük bir gazeteyi yayına soktu. Bu gazeteyle beraber, arada bir olmak üzere, mizah ağırlıklı,  AYHAVAR adlı bir gazete de çıkarmaya başladı.
         AYHAVAR gazetesi büyük ilgi görüyor; çıkacağı gün matbaanın önünde uzun kuyruklar oluşuyordu.
         Cengiz, Kars’ta avukatlık yapmadı. Tüm enerjisini ve gücünü gazeteciliğe adamıştı. Pedalli bir sistem kullandıkları için, işleri çok zordu. Mürettipler her şeyi tek tek dizmek zorundaydılar. Daha sonra bu dizgiler aşağı kata iner, ayakla mekanik bir devinim kazanan matbaada basılırdı. Böyle günlerde Cengiz iç geçirip, “Ah! Gutenberg gelse kendi matbaasını hemen tanıyacak!” derdi.
         DOSTLARIMIZ
         Dr. Abbas Çöllü ve eşi Meral Hanım, aile dostlarımızdı. Bir araya gelir, hoş sohbetlerimiz olurdu. Meral Hanım İstanbulluydu. Dr Abbas Bey’le orada tanışıp evlenmişti. Buğra ve Gamze isminde çocukları vardı.
         Dr. Abbas Bey, daha sonra Iğdır’a taşındı. Güzin Hanım’la evliliği hepimizi şaşırtmıştı. Çok sonraları Meral Hanım’ın kendi ağzından dinlediğim kadarıyla, Dr. Abbas Bey ve Güzin Hanım, daha ilk gençlik yıllarında birbirlerine duygusal olarak bağlanmışlar. Dr. Abbas Bey, Iğdır’a geri dönünce bu aşk yeniden alevlenmiş, evlilikle sonuçlanmıştı.
         Dr. Abbas Bey’in, Güzin Hanım’dan Azer isimli bir kızı oldu. Kars’ta ayrıca Ferruh Barlas ve eşi Hamide Hanım ve Dr. Cengiz Askeran ailesiyle çok yakından tanışırdık. O yıllar Kars, kültürel olarak çok hareketli bir yerdi. Artist Settar’ın Halkevi’nde oynadığı “Meşedi İbat” operası Kars’ta büyük yankı uyandırmıştı.
         SİYASET YILLARI
          Cengiz, YTP’den 1965 yılında Kars Milletvekili seçildi. Daha sonra AP saflarına katılan Cengiz, 1969 seçimlerinde Süleyman Demirel’in isteğiyle, Ordu’dan kontenjandan tekrar seçildi. 1973 yılı seçimlerinde Cengiz’in ismi bu kez, İzmir AP listesinde kontenjandan dördüncü sıradaydı. Ancak seçilemedi.
Cengiz, sonraki yıllar partinin hukuk danışmanlığı ve örgütleme işlerinde çalıştı. Cengiz, Milletvekili seçilince, EKİNCİ gazetesinin sorumlu müdürlüğünü Yusuf Karaoğlu’na bıraktı. 70’li yıllarda matbaa Kemal Alkın’a devredildi.
          BEYAZ GECE
         Cengiz çok usta bir hiciv yazarıydı. Aruz vezniyle yazdığı şiirler birçok kimsenin ezberinde olurdu. Özellikle AYHAVAR gazetesinde yayınlanan bu hicivlerin çoğu siyasi bir nitelik taşır, zamanın vali ve belediye başkanı gibi mercilerini yererdi. Cengiz’in özellikle Kars Valisi Hilmi Dağcıoğlu ve Belediye Başkanı Navruz Gündoğdu’yla olan polemikleri, hiciv şeklinde siyasi bir niteliğe bürünüp şehrin gündemine otururdu.
          Cengiz, hiciv terminolojisini yerel lehçelerden ve Azericeden alır, bazı terimleri de kendisi uydururdu. Cengiz’in örneğin, “Pöçüğünden dıbızlarım” türünden sözleri büyük yankı bulurdu.
          Cengiz de bir olayı yorumlamak için son derece güçlü bir kelime oyunu yeteneği vardı. Örneğin, bir gün Avukat İsmail Alaca, kendisinden yaşça çok küçük bir kızla evlendiğinde, Cengiz bu evliliği gazete köşesinde, “Alaca ile balaca (Azerice “ufak” anlamında) evlendiler” diye duyurmuştu.
Cengiz, eline fırsat geçtikçe yazdığı hicivleri gazete köşelerine gönderirdi. 1950 yılından beri kullandığı üç mahlas vardı: C.E., Hüdaverdi ve Ekinci Cengiz, Ordu Milletvekili iken (1969-73), mensubu olduğu AP’nin, 11 Şubat 1973 tarihinde 12’nci Kuruluş Yıldönümü vardı. Demirel, Ekinci’yi bu özel gece için bir “Anı gazete” çıkarması için görevlendirmişti. Cengiz de, “Beyaz Gece” adını verdiği, sadece bu geceye mahsus bir gazete çıkarmıştı. 
           ( Merhum Cengiz Ekinci’nin “Beyaz Gece” isimli özel sayfada çıkan bazı yazılarını burada okuyucularıma sunmak isterim. “Gördüm” adlı hicvi, imalı şekilde 1971 Askeri Cuntasını hedefler. “Oğluma” adlı hicvi de bir bakıma Tevfik Fikret’in “Oğlum Hâluk’a” adlı hicvini anımsatır. Tek farkla ki Cengiz Ekinci, “yemek” fiiline olumlu (!) bir anlam yükleyerek hicvini yapar. AP’nin kuruluş yıldönümü onuruna hazırlanan bu gazetenin bir yerinde Cengiz Ekinci, ta 1950’den beri tanıştığı dostu ve kendisi gibi AP Milletvekili Musa Doğan’a takılmadan edemez.)
 GÖRDÜM ( Mahlas: EKİNCİ)
Dolaştım dünya âlemi çok garibe diyar gördüm.
Yalnız Türk elinde aczi, maliki iktidar gördüm.
 
Geçmiş milletin kaderi, kadersizliğin eline.
Kimini hab-ı gaflette, kimini bî-karar gördüm.
 
Gider oldum Başvekilin makamı âlisine;
Muhteremin keyfini tam, halini bahtiyar gördüm.
 
Dedim: “Nur yok, su kesilmiş, Kerbelâ olmuş vatan!”
Dedi: “Sen kendini düşün, ülkeyi ben nehar gördüm”
 
Biz çekildik, onlar geldi makamı iktidara,
Baktım icraya külliyen âdemi iktidar gördüm.
 
Ne kabine ol menzile varacak kudrettedir,
Ne “Melen Azimül şânı” müntehibine yer gördüm
 
OĞLUMA ( Mahlas: C.E.)
Olma nefsine zinhar mâni, icabetse de şer,
Yiyeceksin ecdadına lânet eylese beşer.
 
Makbule erişmenin şartı âlemde yemektir,
İkbalin sırrı emek değil, elbet yedirmektir.
 
Hak sahibi bükecek boynunu sen yiyeceksin.
Sâyinle değil, hayatta böyle yükseleceksin.
 
Saracak etrafını sen yedikçe tam itibar.
Yemezsen enayi der, seni yâd ettikçe efkâr
 
DEVRİ TEMAŞA EYLEDİM ( Mahlas: Hüdaverdi /Cengiz Ekinci)
Geldim şehri siyasete şöyle bir devran eyledim.
Gezdim yarü ağyar ile gözlerde seyran eyledim.
 
Gördüm ki düşmüş CHP sol gafletin pençesine,
Yandı âteş ile bağrım, kadere isyan eyledim.
 
Hem büyüttü, hem bırakıp gitti eline Bülent’in,
Aldı kalemi, Paşa’nın iz’ânına tân eyledim.
 
Ortanın solu dediği bir zümrütü-anka ile;
Yıktı dergâhı temelden, ben dahi figan eyledim...
 
          ŞEYH MÜRİTLERİNDE PARA BIRAKMADI
           Kars Milletvekili Musa Doğan aşiret şeyhlerindendir ama muhafazakâr cinsinden değil: Pokeri sever, rakıya hayır demez, modern ölçüleri olan bir şeyh. Geçen yaz Kağızman’da bulunduğu sırada, Şehir Kulübünde müritleri ile pokere oturdular. İkinci seansın, kendisi için kayıplı, gözüne kestirdiği restin de yüklü olduğu bir anında:
“Rest” dedi.
Müritlerden biri gördü.
“Kabul”
“Neyin var?”
“As kare”
Doğan kağıdını açtı ve “ben kazandım” diyerek paraları önüne çekti. Kâğıtlarının beşi de birbirine benzemiyordu.
Müritler birbirlerinin yüzlerine baktılar. Şeyhe karşı bilmeden bir hürmetsizlikte bulunmak istemedikleri hallerinden belli idi. Resti gören sordu:
“Şeyhim senin neyin var?”
“Kançilarya”
“O nedir ki?”
“Beş benzemez”
“Pokerde öyle kağıt olur mu?”
          “Görüyorum ki bilmiyorsun. Yeni sistemde kançilarya, kareleri geçiyor” Müritler tekrar bakıştılar. Saygı ile düşündüler ki, doğru olmasa Şeyh söylemez. Oyun devam etti. Bir süre sonra yeni bir rest çekilmiş, Musa Doğan’ın fula ile gördüğü restleşmede müritlerden biri kançilarya çıkarmıştı. Parayı önüne çekmek isterken Şeyh ikaz etti:
         Bakın söylemeyi unuttum. Yeni sistem pokerde kançilarya bir kere olur. Müritlerde para kalmadığı için oyuna devam edemediler.
         CENGİZ EKİNCİ’NİN VEFATI 
          Cengiz öksürük illetine yakalanmıştı. Hastalık bir türlü geçmiyordu. Doktoru ve hastaneleri sevmediği için, ısrarlarımı kulak ardı edip, doktora görünmedi. Eczaneden kendi bildiğince aldığı ilaçları kullanarak kendi kendini tedaviye çalıştı. Ancak hastalığın seyri gittikçe kötüleşiyordu. Mecbur kalıp doktora gittiğimizde, yapılan bronkoskopi, boğaza yakın bir yerde küçük bir tümör tespit etti. Bir yıl süre ile devam eden kemoterapi ve elektrik tedavisi, maalesef artık beyine sıçramış olan kansere karşı etkisiz kaldı.
          Unutkanlığı gittikçe kronikleşen Cengiz, 13 Aralık 1999 tarihinde 80 yaşında kaldırıldığı Bayındır Hastanesinde vefat etti.
 
          “IĞDIR” GAZETESİ
             HASRETLE BEKLİYORUZ  (15 Ocak 1951)  Avukat Cengiz Ekinci Yıl: 1 Sayı: 32
Okuyucularımız bilirler ki Büyük Mecliste bütçe konuşmaları devam ettiği müddetçe milletvekilleri, bu vesile ile hassaten seçim dairelerinin dertlerine derman arar, kendilerine (eski görüşle) o ikbal mevkiini lütfeden, (yeni görüşle) oturdukları hizmet sandalyesini tevcih eden seçmenlerine faydalı olmak için çalışırlar.
Biz Karslılar elhamdülillah şimdiye kadar ne ikbal ve ne de hizmet görüşünün herhangi bir meyvesine nail olamadık. Merak ediyoruz: Acaba sayın milletvekillerimiz bu seneki dilekler kampanyasında nasıl bir vaziyet alacak, sayısız ihtiyaçlarımızdan hangilerinin telafisi hususu üzerinde duracaklar?
Diyeceksiniz ki, ne patlıyorsun, biraz sabret de eğer muhteremler eski Kars mebuslarının öteden beri tesis ettikleri ananeye uyarak parmak kaldırmakla vakit geçirirlerse o zaman dokunuyor.
         Okuyucularım, testiyi kıran çocuğu herkes dövmüştür ama testinin kırılacağını yalnız Nasrettin Hoca merhum düşünmüştür. Önümüzdeki dilekler kampanyası Kars için verimsiz geçip de desti kırılırsa artık yazsak da fayda vermez, dövsek de dövünsek de... Bu itibarladır ki milletvekillerimizden badema şu veya bu mazeretlerle karşımıza çıkmamalarını ve Kars için faydalı olarak hepimizin kafasında yerleşmiş olan gayri müsait intibahı yıkmalarını temenni ediyorum.
Kendileri Ankara’da oldukları için gözden ırak gönülden ırak faslından belki Kars’ı ve ihtiyaçlarını unutmuş olabilirler. Bu ihtimale binaen nelere muhtaç olduğumuzu peder pey ulaştırmaya çalışacağım.
          ASKERLİK ŞUBE BAŞKANI GELDİ
         Muhterem Albay Evcim’in emekliye ayrılması dolayısıyla açılan Askerlik Şubesi Başkanlığına tayin edilen Binbaşı Sayın Hamdi Okay ilçemize gelerek vazifesine başlamıştır. Hizmetinin uğurlu olmasını dileriz.
          ŞU HALLERE BAKIN
          Hırsızlarla teşriki mesai edenler, birlikte çalar birlikte suç izlerini yok etmeye çalışırlar ve ilgili makamları birlikte şaşırtırlar. Vakte ki iplikleri pazara çıkar o zaman da her biri utanmadan birer ehli namus olup çıkarlar.
Kimisi Türk köylüsünün yüksek menfaatlerinin bekçisi (!), kimisi de müstahsilin hamisi sıfatını takınır...
Af kanunu sayesinde paçalarını adaletin pençesinden kurtaranlar şimdi rahat rahat (namus) ve (şereften) bahsederler.
Ne günlere kalmışız meğer?
         DEĞİŞEN NEDİR?
          Dünya mı değişiyor, cemiyet mi? Eskiden “dilenci” deyince üstü başı yırtık, ayağı yalın, boynunda kocaman bir kuru ekmek torbası, perişan ve pejmürde kimseler akla gelirdi.
Fakat zamane dilencilerinin kravatlı, fötr şapkalı ve kostümlü olduğunu görüyoruz. Garip olduğu kadar da iyi bir şeydir. Zira bu kravatlı dilencilerin mevcudiyeti hiç olmazsa içtimai seviyemizin yükseldiğini ifade eder.
         IĞDIR GAZETESİNE
         “31’nci nüshanızda arandığı bildirilen dolandırıcıyı tanıyorum. İsmini verdiğim taktirde mükafatımın neden ibaret olacağının açıklanmasını rica ederim.”
Trabzon Otelinde Ekber Tuncer
Cevap: Gözümün nuru Ekber, “O”nu beşikteki çocuklar bile tanıyor. Mamafih adresini dolandırılan Ermeni vatandaşlara bildirirsen zannederim ki altı binin yarısını alırsın.
         EŞREF KAYA’NIN BEYANATI
          İl Genel Meclisimiz toplantılarından dönen sevimli Iğdır üyemiz Eşref Kaya, gazetemize aşağıdaki demeci vermiştir: “Bu devre mesaimizin çok verimli olacağından hepimiz ümitliyiz. Toplandık, işleri komisyonlara (yani Allah’a) havale ettik. Hakkı huzurları aldık ve dağıldık. Allah seçmenlerimizden razı olsun...”
Haber aldığımıza göre Doğan üyemiz, daimi encümen seçimlerinin bozulması için fellik fellik sağa sola başvurmakta devam ettiğinden daha bir müddet teşrif edemeyecektir.
NE SANIRSIN (Ekincioğlu (Cengiz Ekinci))
Yüzüne tükürdükçe ebru nisan mı sanırsın?
Ey damgalı!.. Kendini sen de insan mı sanırsın?
 
Diktiğin şerefsizlik âbidesine yaslanıp,
Soyacak kadar dehri, aklı noksan mı sanırsın?
 
Çöplenip hırsızlardan gıranta gezen dilenci,
Koltukta bit olmayı iyi bir “san” mı sanırsın?
 
Zannetme ki yutuyor melanetini cemiyet,
Kılçığın hazmını sen yoksa âsan mı sanırsın?
 
Yağıyor amaline dem be dem lanet yağmuru,
Edilen küfrü acep, tatlı lisan mı sanırsın?
 
Girmedi kursağına aslan helâl bir yudum su,
Haramı kendin için hakkı ihsan mı sanırsın?
 
Sokulup koltuğuna bir muhterem camianın,
Kendini ol meclise haşa yeksen mi sanırsın?
 
Ey düzenbaz maskara!.. Ey sefiller tokmakçısı,
Ne sanırsın kendini? Hala insan mı sanırsın
 
RÜYADA NELER GÖRÜRÜZ  (15 Ocak 1951)
YAZAN: Turgut Sungar  (Rumuz DELİGÖNÜL)
Cemal Toksöz:  Kiraların serbest bırakıldığını
Memurlar: Gelir vergisinden istifade ettiklerini
Musa Doğan: Daimi encümen azası olduğunu
Çalgıcılar: Muharrem ayının ortadan kalktığını
Rahim Yadigâr: Iğdır’a izharen gelme kararının feshedildiğini
Kerem Zengi: Pamuğun kilosunu 750 kuruştan sattığını
Nurettin Kirman : Eski günlerini ve bakkaliyesinin tuhafiye mağazası olduğunu
Osman Ataman : Gençliğinin geri geldiğini ve belediye seçiminin bozulduğunu
Cengiz Ekinci : Aksak ayağının kırk santimetre uzadığını
Belediye Başkanı : Cengiz’in gazetesinin kapatıldığını
Tezel kardeşler : Cengiz’in gazetesinin kapatıldığını
Fazıl Baykal : Milletvekili olduğunu
Savcı : Saç çıkaran bir ilaç bulunduğunu
Kaymakam : Erhacı’daki ördeklerin kör olduğunu
Hâkim : Bıyıklarının siyahlaştığını
Rıza Yalçın : Boyunun uzadığını
Kooperatifçiler : Cengiz’in Iğdır’dan temelli gittiğini
Hamit Ünver : Rahim Yadigâr’ın Birlik Umum Müdürü olduğunu
Mecit Hunoğlu : Birliğe kontrolör seçildiğini
Dr.Kâmil Kaptanoğlu : Milli piyangonun çıktığını ve Amerika’ya ihtisasa gittiğini
Hacı Gulem Parlar : Nevruz’un askerliğinin iki sene temdit edildiğini
Dr. Rahmi (Uluhan) : Her evde bir hasta olduğunu
Mahmut Ön : Kerem Zengi’nin rualarının (iskambilde vale) üç olduğunu
Veli Orkun : Sür Kontorlu iki fazla çıkardığını (Briç oyunu)
Eşref Başaran : Yönetim kurulunun Birlik’e iltihak ettiğini; Hasan Mirza’nın sürgüne gönderildiğini
Abbas Çınar : Tekrar Gençlik Kulübü başkanlığına seçildiğini
Hilmi Aterman : Hacı Gulem’le uylaştığını
Kurban Akar : Londra barı
İsmail Özgür (Terzi) : Eşref Başaran’ın öldüğünü
Hüseyin Yaycı : Salçanın 150 kuruş olduğunu
Emniyet Amiri : Bezikte yendiğini
Yzb. Toraman : Fransa’da oynanacak Türkiye-Fransa maçına hakem seçildiğini
Veteriner Celâl : Yaylı arabasının helikoptere tebdil edildiğini
Banka ve Mal Md : İçki fiyatlarının ucuzladığını
Muharrir Muzaffer : Gece postası tarafından harp muhabiri olarak Kore’ye gönderildiğini
Bozkurt Hoca : Doğu Üniversitesi Türk Edebiyatı profesörlüğüne tayin edildiğini
Ofis şefi : Göbeğinin eridiğini ve Zile’ye tayin edildiğini
Sinemacılar : Birbirinden ayrıldıklarını
icra Memuru : Kozmetiğin ucuzladığını
Feyzullah İnan : Kooperatife avukat tayin edildiğini
Paşa Turan : Milli takımda bek oynadığını
Naci Güneş : Lokantaların parasız olduğunu
Bağır Aras : Varyeteli (şarkılı ve danslı) bir kumpanyanın geldiğini
Ekber Çöllü : Mollaların dükkanına gelmediklerini
Hamit Çiftlik : Iğdır DP’nin lağvedildiğini
Ali Işık : Kredisinin arttığını
Cafer Sadık : Ebdil’in yönetim kurulu başkanı seçildiğini
Ali Usta : Tamire muhtaç çırçırların çoğaldığını
Hacı Nağdali Parlar : İrza Gulu’nun Birlik Yönetim Kurulu Başkanlığına getirildiğini
Deli Gönül(T.Sungar) : Holywood MGM şirketinin kendisini artist olarak  angaje ettiğini
DOĞU ÜNİVERSİTESİ AÇILIRSA 15 Ocak 1951 (Cengiz Ekinci)
Rıza Yalçın : İktisat
Feyzullah İnan : İlahiyat
Kerem Zengi : Nakliyat
Nurettin Kirman : Fecaat (Yürekler acısı durum)
Hamit Ünver : Ahlakiyat
Rahim Yadigâr : Rezalet
Hacı Gulem (Parlar) : İçtimaiyat (Sosyoloji)
Bozkurt Hoca : Edebiyat
Recep Gökgöl (Naki Odoğlu’nun en büyük kızı Fahriye’nin eşi) :Sevkıyat
Cengiz Ekinci :Lâklâkıyat kürsüleri profesörlüklerini işgâl edeceklerdir
KAN VERECEKMİŞ  (15 Ocak 1951)  Cengiz Ekinci
Kore’deki kahraman yaralılarımıza yurttan kan gönderileceği haberi yayılır yayılmaz, haber aldığımıza göre Hamit Ünver de ismini yazdırmışsa da reddedilmiştir. Sebebini araştırdık:
Kanının ne kanı olduğu anlaşılmadığı için sepetlendiğini söyleyenler olduğu gibi, kanını para ile satmak istediği için döşaplandığını iddia edenler de var.
Kendisi, kahramanlarımız bu temiz (!) kandan mahrum kaldığı için günde iki kilo eriyormuş.
AKİBETİ HAYROLA!
1950’de bir belediye seçimi olmuştu da çoluk çocuk sokağa dökülmüş itiraz etmiştik. Ufak bir mübalağa ile nerdeyse 1951 bitecek henüz şu veya bu şekilde resmi bir netice çıkmadı. Yoksa bizim belediyenin seçim külliyatı tetkik ve bir karara bağlanmak üzere Birleşmiş Milletlere mi havale edildi?
PAMUK FİYATLARI
Evvelsi gün İstanbul’dan buradaki tüccarlara gelen bir tel, İzmir pamuğunun birden bire 30 kuruşluk bir iniş kaydettiğini bildirmiştir. Haber hususi mahiyet de verilmiştir.
ARANIYOR
        Beyni çıkarılmış “gic” tavuklar gibi her adımda yarım metre yalpa vuran kooperatif mahreçli (kooperatife ait) bir kaz kümesten kaçmıştır. Rutto’nun eline geçmeden yakalanıp sahibine teslim edenler memnun edilecektir. Eşindiği çöplüğü bilenlerin bildirmeleri rica edilir.
“AYHAVAR” GAZETESİ
         Değerli okuyucular! Cengiz Ekinci’nin dillerden düşmeyen ölümsüz gazetesi “AYHAVAR” (İmdat!) 6 Kasım 1952 tarihinde Kars’ta yayın hayatına başlar. Bazen haftada bir bazen iki haftada bir yayımlanan gazete, eldeki nüshalar dikkate alınırsa 4 Aralık 1955 tarihinde 46ncı sayıyla yayın hayatına son verir.
“AYHAVAR” alışılmışın dışında bir gazetedir. Siyasi mizah ağırlıklıdır. Yazılar ustaca planlanmış, eleştiriler birkaç sözle yerli yerine oturtulmuştur. Zengin Kafkas dillerinden alınan sözcükler -gazetenin adı da Azerice bir kelimeye dayanır- değişime uğratılarak siyasi argo kelimler türetilmiştir.
Cengiz Ekinci, “AYHAVAR” gazetesiyle Kars’ın zengin kültürel yaşamına yeni bir ufuk getirmiş, Kafkas kahkahasını Doğuda yükseltmiştir. Bu türden bir gazetenin tekrar çıkamamasını bölge için şansızlık olarak düşünüyorum.
         Aşağıda okuyacağınız şiir Cengiz Ekinci tarafından kaleme alınmış, AYHAVAR gazetesinde yayımlanmıştır. “Dıbızlarım” kelimesi Cengiz Ekinci’nin kendi uydurmasıdır. Şiirinde Kars Belediye Başkanı Nevruz Gündoğdu’yu hedef alır. Nevruz Gündoğdu, Cengiz Ekinci’yi dava eder. Mahkeme heyeti “Dıbızlamak” kelimesinin anlamını bilmez. Bilirkişi tayin eder. Bilirkişi de bir sonuca ulaşamaz. Olay büyür. Cengiz Ekinci’nin Iğdır’daki dostları da bu olaydan haberdar olur. Önüne gelen içinde “Dıbızlamak” kelimesinin olduğu şiirler kaleme alır, Cengiz Ekinci’ye destek çıkarlar. Önce orijinal şiiri dikkatinize sunuyorum.
 
DIBIZLARIM!   (Cengiz Ekinci)
Bir zaman yal verenlerin koltuğunda beslenirdin         (Yal: Köpek maması)
Bir zamanlar baykuş gibi küçelerde seslenirdin           (Küçe: Sokak
 
Bir zaman da ürümüştün indiki eziz dostuna
Bir zamanlar tülkü teki girmiştin aslan postuna           (Tülkü: Tilki)
 
İndi de her dem angırıp, tezden kulağın cütdeme         (Cütlemek: Eşleştirme)
Basaram engin dağılar, baş kulağıng sıvazlaram
 
Velhasıl balam Narvız, vız narvızın vız vızlaram
Narvız, andolsun Allah’a pöççüğünden dıbızlaram    (Pöçük: Kuyruk sokumu)
 
           “DİL” GAZETESİ
            DİL gazetesi Mecit Hun’un ilk, Iğdır’ın da üçüncü gazetesidir. (IĞDIR ve ARAS’tan sonra). 9 Temmuz 1952 yılında yayın hayatına giren DİL gazetesi teksirde tek sayfa olarak basılır. Eldeki en son sayı (Sayı: 130) 17 Nisan 1953 tarihini taşır. Mecit Hun’un 16 Mayıs 1953 tarihinde ŞARKIN DİLİ gazetesini pedal makinesinde yayınladığı dikkate alınırsa, DİL gazetesinin Nisan 1953 yılı içerisinde yayın hayatına son verdiği anlaşılır.
DİL gazetesi 14 sayı boyunca Çarşamba ve Cumartesi günleri olmak üzere haftada iki gün yayınlanır. 17 Ekim 1952’den itibaren de günlük siyasi gazete olarak okuyucusuyla buluşur.
          Mecit Hun, DİL gazetesini çıkardığında Millet Partisi Iğdır İlçe Başkanıdır. 27 Mayıs 1950 seçimlerinde büyük bir darbe alan CHP, âdeta siyaset sahnesinden silinmiş gibidir. DP iktidarına karşı en etkin muhalefeti de Millet Partisi organize etmektedir. Bu dönem aynı zamanda DP İlçe Başkanı Nurettin Kirman ile Millet Parti İlçe Başkanı Mecit Hun’un siyasi görüş nedeniyle karşı karşıya geldikleri, aralarında sert polemiklerin yaşandığı bir süreçtir.
          DİL gazetesi siyasi görüş ayrımı yapmadan sayfalarını kalem severlere açar.  Böylece Hamza Mızrak, Turgut Sungar, Eczacı Cengiz Sümer gibi isimler gazetenin yazı ailesine dahil olurlar.
 
ŞİİR (DİL GAZETESİ   SAHİBİ: MECİT HUN)
AYBALAM      Yazan: DİLSİZ  (Mecit Hun)
Demirkırat çöktü balam, Ekinci’yi sürdüler,    (Demirkırat: Demokrat Parti)
Narvız beyin hatırına defterini dürdüler.
 
Dedik Cengiz (Ekinci), siyasetin hayrı yoğtur aybalam,
Özge emel tut özüne kozet çoğtur aybalam.
 
Herden biraz dıbızlasan, alazlasan Narvız’ı,
Başımızı düzeldersen palazlasan Narvız’ı
 
Cengiz deyir, el çekemem bir o kala men kalam
Bu diyarı haram etsin, ürküdecem vesselâm.
 
Besti Narvız taladığın aybalam,
Topladığın, kaladığın aybalam.
 
Tükürdüğün, yaladığın aybalam,
“Men ölümle” el çekersen men senden
 
Narvızında bu barade danışmağa hakkı var,
Öz puluynan Ekinci’yi bela etti ayhavar!
 
Tele kurdu, çoğ yalvardı, aldı Kars’a apardı,
Cengiz döndü, Narvız beyin ipini de kopardı.
 
İlan verdi başkan seçti, gerdan kırdı bir ara,
Anladı ki baş çığarmaz, çare kaldı ayhavara.
 
Paz olupsan, koymursan ki dümberçeği şişirek,
Elli dördü boylamadan, biraz işi pişirek.
 
Aldın pulu basmarladın aybalam
Her düvelde senin adın aybalam
 
AYHAVAR’ı çığardığın icadı
Bu pul ile ısmarladın aybalam
 
Yolluğ molluğ hesabiyle Halk Partiyi yiyenler,
Hatır için gayret edip Demokratız diyenler,
 
Müfte pulla geçinerek bedavadan yiyenler,
İmdi dönüp Cengiz ile elleşirler ayhavar,
Bir ucdan da postu serip yerleşirler ayhavar.
AHVALI DP (Demokrat Parti) YAZAN: MECİT HUN
İnönü’ye söymekle Narvız (Gündoğdu) gibi bir kozmel,      (Kozmel: Kambur)
Kars’ta başkan seçildi, keyfini saz eyledi.
Ekinci çok haklıdır onu dıbızlamakla,
Hele bize kalırsa biraz da az eyledi.
 
Divanı haysiyetten Cengiz (Ekinci) alınca davet,
O da Baykal (Fazıl) misali partiye naz eyledi.
 
Kabahat zerendeymiş, bu Erzurum dadaşı,
Cengiz’i doşapladı, Zeki’yi (Aras) paz eyledi.
 
Yazığ topal neylesin, sesi duyulmayınca,
Ayhavar’ı çıkarıp biraz avaz eyledi.
 
Alaca’yla (İsmail) şükufe değirmen kurmak için,
Marşalın kesesini yonulmuş kaz eyledi.
 
Narvız’la bendeleri birazcık çalmak için,
İşi gücü bıraktı, partiyi saz eyledi.
 
Başı düzelir balam, Tiryaki’yle (Saffet) Hamza’nın
Doğrusu bu işere halkçılar haz eyledi.
 
Geçiciler geçince Kars’taki iktidara,
Menderes Partisinin halin ayaz eyledi
 
DİL GAZETESİ      SAHİBİ: MECİT HUN       ŞİİR KÖŞESİ
MENDEDİR       YAZAN: FAZIL ŞIKTAŞ
 
Aşık isen gel beru, aşk bâdesi mendedir,
İnanmazsan kulak ver, sazın sesi mendedir.
 
Şeytana uyma balam bir gün seni azdırır,
Kulak as, dinle meni Nuh suresi mendedir.
 
Bir derde düçar isen, merak etme koş bana,
Sıkılma söyleginen, dert devası mendedir.
 
Şiir yazan çoğ imiş, ustadı men olmuşam,
Hünerli Şairlerin kaidesi mendedir.
 
Men halkı dıbızlamam, doğrusunu yazaram,
Hakikatın doğrunun öz esası mendedir.
 
Ne işim asıp kesmek kopreatif baresinde,
Birliğe ortak oldum gınışksı mendedir.
 
Bana lazım paradır, borçlu kesip üstümü,
Min zehmet ödeyecem borç sevdası mendedir.
 
Pamuğ bildir yüz ondu, imdi adı batıptır,
Korkmayın arakadaşlar pamuk ası mendedir.
 
Yüz kilo pambığ verek bir ıraba tezeğe,
Eğnimde palto yoğtur, titremesi mendedir.
 
İki milyon zarar var, ağlamağa hak yok mu?
Gıcır gıcır paranın boş kesesi mendedir.
 
Ne güne kaldığ yarâb! Günahımız bağışla,
Duvardan boylanmışam yar sevdası mendedir.
 
Asayiş berkemaldir, üç yüz kişi toplandığ,
Koçu olduğ, köy bastığ silah sesi mendedir.
 
İşittim Ankara’dan heyet gelmiş tetkike,
Lüzum yok. Asri çiftlik sevdalısı mendedir.
 
Değerli okuyucular! Yazıyı bir fıkra ile bitiriyorum.
 
AMAN DİKKAT!
Karslı Avukat Cengiz Ekinci 1950 yılında Iğdır’ın ilk gazetesini çıkarır. Bir ayağı aksadığı için topallar. Adı halk arasında Topal Kazetbaz (Gazeteci) olarak bilinir.
İki Azeri yolda yürümektedirler:
“Bu topallar niye böyle belalı oluyor. Bizim mahallede bir topal var, mahalleyi birbirine kırdırır.”
“Bizim mahallede bir topal var. Anasına kan kusturur.”
Biraz yürürler. Bu kez laf gazetecilerden açılır:
“Bu kazetbazlar (gazeteciler) niye böyle belalı oluyor. Eline kalemi alan kan kusuyor.”
Biraz daha giderler, Cengiz Ekinci’nin bürosunun önüne gelirler.
Biri diğerinin kulağına fısıldar:
“Bu adam hem kazetbazdı hem de topal.. Aman özümüze muxat (dikkat) olax…”
 
NOT: Değerli okuyucular! Malum bazı yazar ve bilim (!) adamlarımız yine yalan, duygu sömürüsü ve tahrifat dolu yazılarıyla basında boy göstermeye başladılar. Merhum Cengiz Ekinci’nin deyimiyle bakarsınız bir gün onları, “pöççüklerinden dıbızlaram”  

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.