Prof. Dr. Kerem KARABULUT SURİYE VE İDLİB’DEKİ GELİŞMELER
Tarih : 2020-02-17
Tüm Yazılar

Prof. Dr. Kerem KARABULUT



SURİYE VE İDLİB’DEKİ GELİŞMELER

Suriye’nin Kuzeybatısında ve aynı isimli yönetim bölgesinin merkezi olan şehir, 6 bin kilometrekarelik bir alana sahiptir. İç savaş öncesi nüfusu 2 milyona yakınken, şimdi 1,2 milyon civarında bir nüfusa sahiptir. Suriye’nin önemli tarım merkezlerinden birisidir ve 300 hektarlık bir alanda başta zeytin olmak üzere, kiraz, pamuk, buğday ve diğer meyveler üretilmektedir. Suriye’nin meşhur Halep kentine ise 60 km uzaklıktadır. Kültürel özellikler itibarıyla Türkiye’nin Hatay ve Kilis kentlerine benzerlikler gösteren bir yerdir.

İbn-i Haldun’un “Coğrafya kaderdir” sözü Türkiye’nin Suriye veya İdlib gibi bir coğrafya ile komşu olması veya 911 km gibi bir sınıra sahip olmasıdır. Ancak bu kader, orda yaşanacak ve Türkiye'ye olumsuz yansımaları olacak durumlar için kabullenilmesi anlamına gelmez. Yani Türkiye’nin kader gereği bulunduğu bölgede ülke menfaatleri doğrultusunda önlemlerini de alması gerekmektedir. İşte İdlib konusunda yapılan açıklama ve girişimlerin anlamını böyle okumak gerekmektedir. Diğer bir anlatımla kaderimizi Rusya ve ABD’nin insafına bırakmama davranışıdır.

Bilindiği gibi, Suriye ile Türkiye arasında 1998 yılında “Adana Mutabakatı” gerçekleştirilmiş. Bu mutabakat doğrultusunda Suriye topraklarından Türkiye’ye yönelik her türlü terör eylemlerinin önünün alınacağı kararlaştırılmıştır. Ancak 2011’deki iç savaşın başlamasından sonra maalesef Suriye Topraklarından tekrar Türkiye’ye yönelik terör tehdit ve saldırıları üst seviyelere çıkmış ki, bugünkü çabalar da temelde bu gelişmelere yöneliktir. 

İç savaş sonrası dönemde Astana süreci ve en son Soçi Mutabakatı da Türkiye’nin aleyhine yaşanan gelişmeleri önleyemeyince, Türkiye kendi politikalarını kararlı bir şekilde ortaya koymaya çalışmaktadır. Türkiye’nin bu çabası sonuç vermeye başlamış ve “dengeler yeniden şekillenmeye” başlamıştır. Bu şekillenmeleri daha iyi değerlendirmek için Suriye konusundaki aktif rol alan aktörlerin (ABD, Rusya, İran ve Türkiye) durumlarını ayrı ayrı özetlemek yararlı olacaktır.

ABD: Bölgede çekilme-çekilmeme yönündeki kararsız çelişkili davranışları ve terör grupları ile işbirliği yapmasına bağlı olarak bölgedeki etkinliğini zayıflatmış veya kendine olan güveni bitirmişti. Şimdi Türkiye’ye destek vererek; hem Türkiye’nin tamamen Rusya ile birlikteliğini önlemeye çalışmakta hem de Rusya’nın hakimiyet alanını sınırlamaya çalışmaktadır. Diğer taraftan bu davranışı ile gelecekte bölgede var olma arzusunu da ortaya koymaktadır. Ayrıca NATO’yu devreye sokarak da Rusya’ya göz dağı vermeye ve

NATO’nun itibarını korumaya çalışmaktadır.

Rusya: Bölgedeki gelişmeler ile “sıcak denizlere inme politikasını” gerçekleştirmiş gözüküyor ve artık burda kalıcı olmak istiyor. Esad’ın yanında yer almaya devam edeceğini göstermekte ve Türkiye’nin kendisinden uzaklaşmasını önlemek için de dikkatli davranmaya çalışmaktadır. 

Rusya şimdiye kadar Türkiye ile yakınlığı ile çok şey elde etti. Buna ABD’nin akıl almaz hataları da sebep olmuştur. Rusya bu avantajını kaybetmemek için Türkiye’ye karşı biraz daha tavizkâr davranabilecektir. Üstelik TÜRKAKIMI, TANAP, AKKUYU gibi projeler ilişkilidir ve Türkiye’ye önemli bir doğalgaz satıcısıdır. 

İran: Şimdiye kadar daha “görünür politikalar” ile gelişmelerde etkin rol oynadı. Ancak Kasım Süleymani’den sonra “görünür olmayan politikalar” ile gelişmelerin içerisinde olmaya çalışacaktır. Özellikle İsrail karşısında kendi kontrolünde olmasını istediği ülke Suriye’dir. Bu çerçevede, Rusya ve Esad ile birlikte olacağı aşikârdır.  

Türkiye: Türkiye bölgedeki gelişmelerin başından beri vurguladığı “güvenli bölge oluşturma politikası”nın en sonunda ABD ve Rusya tarafından kabullenileceği bir aşamaya gelmiş durumdadır. Son gelişmeler Rusya ile çıkarların daha fazla çatışacağını, buna karşılık ABD ile yakınlaşmanın daha fazla olacağını göstermektedir. Bu çerçevede İdlib konusundaki çıkışı ile şu kazanımlar umulmaktadır denilebilir: 1) Terör gruplarını engellemek, 2) Kendisine gelecek ilave yaklaşık 1 milyonluk göçü önlemek, 3) İnsanlık adına yaşanan ölümleri durdurmak, 4) İstemediği rejimin güçlenmesini önlemek, 5) Uzun dönemde kendi sınır güvenliğini garanti altına almak ve 6) Gelecekte ekonomik bir alan oluşturabilmek.

Türkiye’nin resmi açıklaması da bu doğrultudadır. “Ateşkesi daimi kılmak ve göçü önleyerek istikrarı sağlamak için yığınak yaptığını ifade etmektedir”.

Türkiye’nin tüm müdahalesi ve beklentileri yerindedir. Çünkü; 4 milyondan fazla mülteciyi barındırmaya devam ediyor. 40 milyar dolardan fazla harcama yapmış ve yapmaktadır. Terörden en fazla zarar gören ve uğraş veren ülkelerin başında gelmektedir.

SONUÇLAR

ABD en sonunda Türkiye’nin dediğine geldi. Bundan sonra eğer uzlaşı sağlanırsa, Türkiye’nin eli güçlenir ve terör gruplarının harekat alanı sınırlanmış, bitirilmiş veya zayıflatılmış olur. ABD’de Rusya’da Türkiye ile ilişkilerini korumak için buna yanaşabilirler.

ABD şunu anladı ki; Türkiye’yi dışlayarak veya Türkiye’ye karşı teröristlerle birlikte  olarak bölgede var olması veya başarılı olması mümkün değildir.

Türkiye’nin müdahalesi ve açıklamaları; gücünü ve önemini ortaya koyarak itibarını artırmıştır. Bu itibar ve güvenin bundan sonraki dönemler için Türkiye ekonomisine olumlu yansıyacağı söylenebilir.

ABD’nin kendilerini terk ettiğini düşünen terör grupları Rejim ve Rusya ile yakınlaşma yönünde çaba içerisine girebilirler. ABD’nin bu bölgedeki terör gruplarını terk edebileceği Taliban ile anlaşma yapması ile de bağlantılandırılabilir.

Türkiye’nin “kararlı” İdlib açıklamaları ve yaklaşımı, Suriye olayında “son kavşağa” gelindiğinin de bir işareti kabul edilebilir. Suriye konusunda söz sahibi olmak isteyen aktörler, İdlib gibi stratejik bir yeri hakimiyet altına alarak gelecekteki konumlarını ve söz haklarını güçlendirmek istiyorlar. Bu süreçte en çok söz hakkı ise Türkiye’nin olmalıdır. Çünkü; Askerleri şehit olan, bu olaylara büyük paralar harcayan, milyonlarca insana kapısını açan ve 911 kilometre karelik sınıra sahip ülke Türkiye’dir. Tarihi, sosyolojik, siyasi, kültürel vb. bağları da cabası.

Son söz: Böyle zamanlarda başta TBMM olmak üzere tüm ülkede tek yumruk- tek ses olunması, ülkemizin ABD ve Rusya karşısında elini olağanüstü güçlendirecektir. Hatta çözülemeyen bağlantılı diğer problemlerin bile çözümünü kolaylaştırabilecektir. 

 

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.