Ziya Zakir ACAR DEDE KORKUT’DAN /SÜRMELİ/IĞDIR’A
Tarih : 2020-04-07
Tüm Yazılar

Ziya Zakir ACAR



            DEDE KORKUT’DAN /SÜRMELİ/IĞDIR’A     
       Dede Korkut, bozkır hayatının geleneklerini çok iyi bilen, kabile teşkilatını koruyan efsanevi bir bilgedir. Dede Korkut, Türklerin en eski destanlarından bir olan Dede Korkut Kitabı'ndaki hikayelerin anlatıcısı ozandır. Adı, tarihi kaynaklarda kimi zaman sadece ‘Korkut’, kimi zaman ‘Korkut Ata’ olarak geçer. Batı Türkçesinde ‘Dede Korkut’ olarak anılır. Velayetname-i Hacı Bektaş-ı Velî'de, Oğuz padişahı Bayındır Han ve onun beylerbeyi Kazan ile birlikte anılmıştır,
           Dede Korkut, Bayat boyundan olup Kara Hoca'nın oğludur. 295 yıl yaşamıştır
          . Bazı kaynaklara göre 100 yıl yaşamıştır. Oğuz boyunun 9. hükümdarı İnal Sır Yavkuy 10. hükümdar Kayı İnal Han ve ondan sonraki üç Oğuz hükümdarının müşavirliğini yapmış bir bilgedir. (Reşidüddin Câmiü't Tevârih) Ebu'l Gazi Bahadır Han, Şecere-i Terakime adlı eserinde Dede Korkut’un Kayı boyundan olduğunu ve Abbasiler döneminde yaşadığını bildirir. Saltukname yazarı Ebül-Hayrı Rumi, Dede Korkut’un Osmanoğulları ile aynı soydan olduğunu söyledikten sonra bu soyun İshak peygamberin oğlu Ays nesline dayandığını yazar.
           Kazak ve Kırgız ozanlarının piri olarak tanınmaktadır. Bir söylenceye göre Kırgız ozanlarına kopuz çalmayı ve türkü söylemeyi öğretmiştir. Halk rivayetlerine göre aydın, berrak gözlü, bilge bir kişiliktir. Dede Korkut, Selman’ı Farisi ile birlikte Hazreti Peygamber’i ziyaret eder. Tebrizli Bayatî Hasan b. Mahmûd'un Câm-ı Cem- yin adlı eserinde Dede Korkut, 28. Oğuz Hanı Kara Han tarafından Medine'ye gönderilmiştir. Hazreti Peygamber ile tanıştıktan sonra Oğuzlara İslamiyet'i öğretmekle görevlendirilen Selman’ı Farisi ile birlikte dönmüştür. Aynı kaynakta onun Ürgenç Dede adlı bir oğlu olduğu kayıtlıdır. (Selman-ı Farisî, ilk Müslümandı. Hak dine girmek, ahir zaman nebisini görmek için her türlü çileye razı oldu. Köle olarak satıldı. Fakat sonunda, Habib-i Ekrem (s.a.) Efendimizin: "Selman bizdendir. Ehl-i Beyt'ten'dir." iltifatına mazhar olarak onun ailesine katıldı. Onun İslam'a kavuşma yolundaki sabır, azim ve aşkını Resul-i Ekrem (s.a.) şöyle ilan etti. Bir gün onun omuzuna elini koydu ve: "Şunlardan öyle erler vardır ki, iman Süreyya yıldızında olsa muhakkak ona yetişir." Buyurdu)
             Türk destanlarında ve halk hikayelerinde, Dede Korkut adına ve onun mucizevi sözlerine rastlamak her zaman mümkündür. Türk hükümdarlarının akıl hocası ve veziri olduğu bilinen Dede Korkut, bütün Türklüğün yegâne temsilcilerinden ve bugün de yaşatılmaya çalışılan atalarındandır. Destan özellikli pek çok halk kahramanının mücadeleleri anlatılan Dede Korkut hikayelerinde; güzel ve hikmetli sözler, Türklerin tarihine ait rivayetler, han ve beyler hakkında methiyeler, Türk töresine ait pek çok konular işlenerek, iyilere övgü kötülere eleştiri vardır. Dede Korkut hikayelerinde özellikle göçebe Oğuz Türklerinin tabiat şartlarına karşı dirençleri, düşmanlarına karşı sürekli üstünlüğü ve birlik şuurundan doğan kuvvetlilikleri dikkati çeker. Korkut Ata olarak saygı gören Dede Korkut’un hikayeleri yaşlı ve bilginlere büyük değer verildiğini de göstermesi açısından, son derece önemlidir. Doğum, din ve ölüm düşüncesi, hayatin her anında kendisini gösterir. Bugün Dede Korkut ve onun hikayelerinden ve destanlarımızdan alacağımız önemli dersler vardır. Fertler arasında saygı, sevgi, karşılıklı hoşgörü ve mertlik bunların başında gelmektedir.
           Dede Korkut aslında büyük bir vatanseverdir ve milletinin sonsuza dek güçlü ve mutlu yaşamasını gerçekleştirme mücadelesi içindedir. Hikayelerinde ki örnek şahsiyetler olan Bayındır Han, Kazan Han, Bamsı Beyrek, Boğaç Han, Selcen Hatun, Seğrek ve diğerleri toplumda olması gereken ideal insan karakterlerini temsil ederler. 
Bu insanlar, milleti ve vatanı için ölümü göze alan ve tüm zorlukların üstesinden gelebilen kahramanlardır. Türk ve dünya edebiyatının şaheserleri arasına giren ve çeşitli tarihi filmlere de konu olan Dede Korkut Hikayeleri, insani ve yaşadığı dünyayı tüm özellikleriyle ele almıştır. Dede Korkut' un hayatı ve onun hikayeleri, geçmişten geleceğe uzanan mücadelede varlığımızın, birliğimizin ve dirliğimizin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymakta, kahramanlık ruhumuzu coşkun bir üslupla dile getirmekte ve geleceğe ümit ve sevgiyle bakmamızı sağlamaktadır. 
              Dikkat edilirse, hikâyelerde, gençliğe son derece önem verilmekte, onların, ailesine, milletine ve devletine bağlı, cesur ve çalışkan olmalarına işaret edilmektedir. Savaş, av, toy vb. eğlencelere Hz. Peygambere salavat getirilerek başlanması da Türk Kavimlerinin dinî yönden şuurlu olduğunu ve devlet millet birliğinin sağlam temellere dayandığını göstermektedir.
              Dede Korkut, bilinen ilk Türk Ozanı. Orta Asya’da Kopuz, Anadolu’da saz diye bilenen çalgının mucididir. Türk coğrafyasındaki bütün ozanların piridir. 
  Bilindiği üzere Türkiye’nin bir kültür mirası olan Dede Korkut Hikayeleri UNESCO listelerindeki yerini almıştır. “Dede Qorqud/ Korkyt Ata/ Dede Korkut Mirası: Destan, Masal ve Müzik” çok uluslu dosyası olarak geçtiğimiz yıllarda UNESCO’ya gönderilmiş ve Türkiye'nin kültür mirası temsili listesine 17’nci unsur olarak dahil edil dilmiştir. Morityus Cumhuriyeti’nin başkenti Port Louis’te gerçekleştirilen UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması 13. Hükümetler arası Komite Toplantısı’nda temsili listeye alınmış ve Türk destanı artık insanlığın somut olmayan kültürel mirası olmuştur. Türkiye bu kararla temsili listeye en çok unsur kaydettiren ilk 5 ülke arasındaki yerini de korudu.
Hikâyelerinde geçen yer adlarının tespiti sonucu Dede Korkut’un da mensup olduğu Oğuz Taifesinin Horasan’dan ayrılıp Bayındır-Han önderliğinde Kars-Anı bölgesine geldiği, Kars-Kağızman Ağca Kalesi’ni “Yaylak”, Iğdır-Sürmeli Kara Kalesi’ni “Kışlak” seçtikleri belirtilmektedir.
           Dede Korkut kitabında Hazar Denizi’nden Kızıl ırmak başlarına, Kafkas Dağlarından Kerkük ile Mardin’e kadar ki yerlere uzayan Oğuz-eli ülkesinin hükümdar hanedanı olan “Salvan Kalan Han” sülalesinin çifte başkentinden birisi olan “Sürmeli” (öteki: Ağca Kale) şehri örenleri bugün Iğdır’da ve baraj yakınındaki Kara Kalesi yerindedir. Iğdır, Karakoyunlu, Aralık ve Tuzluca ilçeleri bölgeleri için tarihte ve halk arasında yaşaya gelen “Sürmeli Çukuru” deyimi buradan gelmedir. “Kitab-ı Dede Korkut”da gerçek adlarla ifade edilen coğrafi alanlar, bugün de Azerbaycan hudutları içinde mevcuttur ve bu özellik, destanda Dede Korkut’un Bayat boyundan geldiği belirtilmektedir. Bilindiği gibi Oğuzların bir kolu olan Bayat boyu, kısmen İran, Irak ve Türkiye’ye yerleşirken kısmen de bir zamanlar temelli bir şekilde Azerbaycan’a yerleşerek kalmış ve nüfusun bir parçasını oluşturan Türkçe konuşan kabilelerden birisi olmuştur. Boylarda özellikle erken orta çağdan başlayarak 15. yüzyıl sonlarına dek devam eden binyıllık tarihi olayların efsanevi-mitolojik olaylarla süslenen edebi tablolarına rastlıyoruz. Genellikle Kür-Aras ovalığı, Berde-Gence-Gürcistan arazisine kadar, kuzey-doğuda Derbent, kuzey-batıda eski Gökçe civarları, batıda Karadere ağzı, Pasen’e kadar olan topraklar Dede Korkut kahramanlarının vatanıdır. Mil-Muğan sahası onların kışlaları, Altuntaht dağları yaylalarıdır. Dolayısıyla onların sabit sınırlar içinde yurtları, sınırlarını bekleyip korudukları ve Azerbaycan’ın bugünkü coğrafi sınırlarına da tamamen uygun olan memleketleri mevcuttu. 
              Ünlü Sovyet tarihçisi İ. M. Dyakonov son derece ilginç bir tez ileri sürerek “İskit” adını, bazı eski kaynaklarda çeşitli etnik yapıya sahip olduğu belirtilen Urartu devletinin coğrafi sınırlarına ait olup Kafkasya’nın Azerbaycan’ın dağlık kısımlarında bulunan “İşkigulu” vilayetinin adıyla özdeşleştirmiştir. Dyakonov’un bu bilgisi, “Kitab-ı Dede Korkut” da bahsedilen coğrafi alanın Azerbaycan’ın kuzey bölgesi olarak tespitinde son derece önemli bir bilimsel gerçek olarak değerlendirilebilir. Şamil Cemşidov “Aşguz” ve “İşguz” adlarının “İşkigulu” olarak adlandırılmasının büyük tarihi öneme haiz olduğunu belirtmiştir. “Aşguz” ve “İşguz” adları “Kitab-ı Dede Korkut”daki “İç Oğuz” ve “Daş Oğuz” adlarına ve halen Şeki arazisindeki “İç üz” ve “Dış üz”e benzediği gibi “İşkigulu” adı da halen Azerbaycan’da mevcut olan eski kabile ve yer adlarıyla özdeşleşmektedir. Bahsettiğimiz dönemde yaşanan olaylarla ilgili olarak şunu da kaydedebiliriz ki “Dede Korkut” boylarının baş kahramanı olan Salur Kazan’ın kardeşi Karagüne Bey’in Topkapı “Oğuzname”sinde gavur kalesi olarak anılan Hunnarakert’de altı ay tutsak olarak kaldığı belirtilmiştir.
                  Azerbaycan’ın eski toprakları olan Eski Albanya “Dede Korkut” kahramanlarının kendi yurtlarının merkezini oluşturur. “Kitab-ı Dede Korkut”un bazı boylarında olayların hareket yönünü izlersek, eski Albanya’nın, Kür-Aras ovalığının, özellikle de Mil, Karabağ, Muğan sahasının ve ayrıca eskiden Azerbaycan Türklerinin oturdukları Gökçe gölü kıyılarının, Altuntaht yaylalarının, ayrıca Güney Azerbaycan-Tebriz, Urmiye, Hoy sahalarının burada çok geniş şekilde tasvir edildiğini görebiliriz. Oğuz (Kalın Oğuz) doğuda Aras’la Kür’ün kavuştuğu köşeden başlayarak bu nehirler arasında Kağızman Derbendi’ne kadar uzayıp gidiyor. Bayandır Han’ın ordusu nehirler kavşağından batıya taraf tahmini bugünkü Mingeçevir barajına kadar olan alanları kapsamaktadır. Han’ın karargâhı Berde’ye, Gence’ye kadar uzuyor. Kazan Han’ın kışlaları kayınbabasının karargâhına bitişiktir. Çünkü Bekil oğlunu Bayandır Han’ın karargahına gönderdiğinde kayınbaba ile güveyinin ordusuna yakınlığını dikkate alarak oğluna “...Talimatı Han’a ilettikten sonra gidip Kazan Han’ın elini öp”, diyor. Kazan Han’ın da yayla yerleri Gökçe gölü, Aladağ ve Altuntaht’dır. Daş Oğuz Aras nehrinin sağında, bugünkü Güney Azerbaycan’da bulunmaktadır. Ancak bunun güney hudutları belli değildir. Bu topraklar dışında adı geçen kaleler Gürcistan’da, Karadeniz’in güney kıyılarında bulunmaktadır. Elince kalesi de gavurların elindedir. Ancak Kazan Han, Oğuz sınırlarını genişletir. O, Sürmeli’yi alır. 
 
            Dede-Korkut Oğuz namelerinde başkentlerinden biri olarak ismi zikredilen Sürmeli (Iğdır) ne kadar önem arz ettiği ortadadır. Iğdır ve çevresinde Dede-Korkut-Korkut Ata, Dedem Korkut gibi isimlerde birçok yer mevcuttur. Dede-Korkut hikayelerinin baş kahramanlarından biri olan Tepegöz/Kellegöz hikayesinin bir varyantı Aras nehri civarında geçmektedir. Hikâyeyi kısaca anlatalım:
           TEPEGÖZ/KELLEGÖZ IĞDIR RİVAYETİ 
             Fakir bir adamın üç çocuğu varmış. Babaları ölünce Aras’ın ötesinde Sürmeli Çukuruna gelip çalışıp, çabalayarak varlıklı kişiler olmaya karar verirler. Aras kırağında zengin bir adama nöker olurlar. Kardeşlerden biri adamın kazlarını, biri camışlarını otlatır. 
              Bir gün camışlardan (manda) biri yok olur. Ertesi günü biri daha yok olur. Bunun üzerine Büyük kardeş “Bey Böre”, ortanca kardeş Şemsettin’i camışların yanına koyar, kendi gizlenip camışları gözetler. Camış, Aras’ın belli bir yerinden kargılığa girip akşama dek yiyip durur. 
                Çoktandır Aras’ı geçmek isteyen fakat yol bilmeyen kardeşler camışın geçtiği geçidi yol sayarlar.  Akşam kardeşleri kaz çobanı Rüstem’i de götürürler. Yerlerine yurtlarına dönmek için ertesi gün büyük camışın yolunu beklerler. Camış Aras’ı geçerken üzerlerine atlayıp ırmağı geçerler. 
  Karşıya geçtiklerinde Kellegöz’ü bir sürü hayvanla görürler. Selam verirler Kellegöz selamlarını almaz. Kellegöz üç kardeşi de yakalayıp sürüye katar. Akşam sürü ile birlikte bir mağaraya koyar. 
               Kellegöz, ocağa kütükler atar, üç tane şiş hazırlar. Önce büyük kardeşi yer, doymaz sonra ikincisini yer doyar yatıp uyur. Küçük kardeş Rüstem Kellegöz uyuyunca kızgın şişi alıp kellegöz’ün tek gözüne sokar ve kör eder. 
              Kellegöz anırıp Rüstem’in peşine düşer tutamaz ve yorulur, sabaha kalsın der.
Sabahleyin değirmen taşını kaldırıp mağaranın ağzına kapatır.
               Sabahleyin kalkıp değirmen taşını kaldırır ve malları bir bir yoklayarak dışarı çıkarır. Rüstem etli bir öküzün budu arasında sıyrılıp kaçar. Tepegöz ardına düşer. 
Dediklerine göre burada bir şehir varmış. Yetim bir uşak olan Kellegöz’ü besleyip büyütmüşler ancak, büyüğünce başlarına bela olmuş. Halkı yemeğe başlamış. Halk telef olmuş ancak şehir olduğu gibi kalmış. Rüstem kaçıp bir dükkâna girmiş ve canını kurtarmış.
             Bu şehirde bir hafta kalan ve ihtiyaçlarını dükkândan karşılayan Rüstem, bulduğu bir defi çalarak sıkıntıdan kurtulmağa çalışıyormuş. Bir gün defini Aras kenarında çalarken sudan üç kızın çıktığını ve oynadıklarını görür. Bunları tutmak ister ancak kızlar Aras’a kaçar ve kaybolur. 
               Üç gün sonra yine def çalarken kızlar ortaya çıkar. Rüstem bunlardan birini tutmak isterken kız kaçar ve önceden hazırladığı çukura düşer. Kızı tutup dükkânın yanında bulunan bir hamama koyar. Kız hamamdaki havuzda yaşamaya başlar.
                Rüstem’in kızdan bir oğlu olur. Hem anasının hem de babasının dilini öğrenen çocuk aralarında vasıta olur.  Bir gün kadın Rüstem’den erik ister. O erik almağa gidince de çocuğunu omuzlayıp Aras Irmağı’na girer. Rüstem Irmağın kenarına gider ve ağlamağa başlar. Epeyce zaman sonra oğlu başını sudan çıkarır, dayısının gitmesini istediğini söyler. 
               Rüstem oğluna söylediği soylamada Aras’ın öte yanına geçmek istediğini söyler. (Bu soylama Dede Korkut Kitabındaki soylamaya benziyor.) Biraz sonra sudan kara sakallı bir adam çıkar ve Rüstem’i karşıya geçirir. 
                Rüstem yolda giderken bir çiftçiye rastlar. Rüstem çiftçi ile eve gider, onun tek varlığı olan kız ile evlenir.
               Burada bir adet vardır. Karı veya kocadan biri öldüğünde sağ kalanı da diri diri mezara koyarlar. Büyük bir mağara olan mezarın üzerindeki delikten kırk gün yiyecek ve içecek bırakırlardı. Rüstem’in karısı bir gün ölür. Yanında da kırk günlük yiyecek ve içecek koyarak Rüstem’i mezara koyarlar.
                  Allah’a yalvarırken bir ölü daha mezara koyarlar. Onun yanında da bir gelin gelir. Rüstem yavaş yavaş gelinin yanına gelir. Gelin ölü hortladı diye ödü kopar ve bayılır. Rüstem su dökerek gelini uyandırır. Olup biteni anlatır. İkisi de kaderi gözlemeye başlarlar. Bu gelin Kan Turalı’nın gelini imiş. El açıp yalvarmağa başlarlar. (Bu dua Deli Dumrul duası ve Dede Korkut diğer dualarına benzer.) 
               Yücelerden yücesin, Yüce Tanrı! Kimse bilmez, nicesin? Ulu Tanrı! Sen anadan doğmadın, sen atadan olmadın, Kimsenin rızkını yemedin, Kimseye güç etmedin, Her yerde teksin, Allah yücelerden yücesin!  dem Peygambere sen taç giydirdin, Şeytana sen lanet kıldın, Bir suçtan ötürü, Kapından sürdün, çıkardın! Nemrut göğe ok attı, Karnı-yarık balığı karşı tutan ulu güçlü Tanrı sensin!
          Bu arada bir hışırtı duyarlar. Bir “kaftarguş” (ölü eti yiyen hayvan) gelip bir ölünün ciğerini alıp götürür. Kaftarkuşu takip ederler ve ışıklı dünyaya çıkarlar. 
            El ele tutuşup Rüstem’in memleketine giderler. Orada mutlu bir yaşam sürerler.  

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası