Ziya Zakir ACAR SARIKAMIŞ DESTANINDA MİLLİ RUH
Tarih : 2020-12-22
Tüm Yazılar

Ziya Zakir ACAR



SARIKAMIŞ DESTANINDA MİLLİ RUH

Sarıkamış şehadetinin sene-i devrindeyiz. Yaralarımız kabuk bağladığı ve üzerinden bir asır geçmiş olmasına rağmen hafızalarımız hala tap taze…

Sarıkamış şehitlerimizin huzurunda, bütün şehitlerimize, gazilerimize şükran ve minnet duygularımı sunuyorum. Kabirlerinden nur eksilmesin, Mekânları cennet olsun, Allah’ın rahmeti onları kuşatsın.
İman¸ cesaret¸ fedakârlık ve asalet abidesi masal kahramanı binlerce Mehmetçiğin; kış kıyamette¸ paltosuz¸ postalsız¸ gömlek ve çarıkla¸ 2400 rakımlı ve -40 dereceli Allahuekber Dağlarına ve cehennemî tipinin ortasında verilen vatan mücadelesi…

Şanlı tarihimizin¸ şerefle dolu yaprakları yanında az da olsa acı ve hüzün yüklü yaprakları da vardır ve belki de bunların millî hafızaya kazınmış en acıklı ve unutulmaz olanı Sarıkamış Harekatı’dır. O gün bugündür üzerine sayısız söz söylenen ve yeni yeni yazılıp çizilmeye başlanan Sarıkamış¸ “Osmanlı’nın Beyaz Kerbela'sı” olarak tarih sayfalarında buzdan bir kor halinde ışıldamakta.

Sarıkamış¸ Türk milletinin tarihinde bir şereftir. Türk Milleti¸ son harpte bilhassa iki yerde tabiat ve imkânsızlıkla boğuşturuldu: Çöl ve Sarıkamış! Allah'ın birini ateşten¸ birini buzdan yarattığı iki müthiş cehennemden Türk sabrı¸ Türk cüreti imtihandan geçti.

Sarıkamış şehitleri¸ bir güneş aksinin hasreti ile öldüler. Fakat Türk'ün ruhu oldu? Bu ruh gösterdi ki¸ hâlâ güneşten daha zorlu ve buzdan daha yakıcıdır.
Bugün, başta Sarıkamış ve vatan uğruna canlarını feda eden şehitlerimiz ile Karabağ şehitlerimiz olmak üzere, tüm şehitlerimize, Mehmet Akif’in şu dizeleriyle seslenmek istiyorum:

Gök kubbenin altında yatar, al kan içinde,
Ey yolcu, şu topraklar için can veren erler.
Hakk’ın bu veli kulları taş türbeye girmez;
Gufrana bürünmüş, yalnız Fatiha bekler.

Millet için, vatan için, bayrak, inanç, namus ve şeref için canlarını ortaya koyan Mehmetler, bugün bizlerden dua bekliyor, bugün bizlerden bir Fatiha bekliyor...

Millet olarak, şehitlerimizi unutmayacağımızı, dualarımızla, Fatihalarımızla, minnet ve şükran ifadelerimizle onların aziz ruhlarını ve muhterem hatıralarını her zaman yâd edeceğiz.

"Dondurucu soğukta ve tipi altında şehit olurken bile kol kola giren ve ebediyete yol alan Mehmetlerimizin bu destanı, birer fedakârlık ve kahramanlık örneği olmanın yanı sıra birlik ve kardeşlik dersidir. Sarıkamış, aziz milletimizin her bir karışı kanla, canla kazanılmış bu mukaddes vatanı müdafaa etmek uğruna ne denli zorluğu göze alabileceğinin ispatıdır."

Sarıkamış'ın, Çanakkale gibi milletin destansı kahramanlıklarını hatırlamak adına ülkenin geleceği açısından çok önemlidir. "Sarıkamış ruhu, milletimizin onurlu duruşu, Çanakkale, Milli Mücadele ve 15 Temmuz ruhudur. Bu canım topraklar üzerinde kirli emelleri olanlara en büyük dersi işte bu ruh vermiştir. Bu ruh yaşadığı müddetçe vatanımız üzerinde kirli emelleri olanlar korkmalı, aziz milletimizin gönlü rahat olmalıdır.

Sarıkamış üstünde kar,
Kar altında Mehmet’im yatar.
Gülüm donmuş, kara dönmüş
Gören sanmış yârin sarar

Kimi yemen, kimi Harput
Üzerinde ince çaput.
Avut yiğit, gönlün avut
Yar sarmazsa, Mevla’m sarar

Yemen’den, üzerlerinde sahra elbiseleriyle, sahra kıyafetleriyle buraya gelmiş Mehmetlerin, Allah-u Ekber Dağları’nda çektiği acıyı anlatmak mümkün değil.
Hani diyorlar ya... G H KAR YAĞARDI, G H KARANLIK... Bu dağlar, ALLAHU EKBER Dağları, 1914 ve 1915 kışında, beyaz ölümü, sessiz ölümü Mehmetçiğin adeta üzerine yağdırdı. 1915 baharında, yağmur yağıp gün ışıyınca, Mehmetlerin Şehit bedenleri bu topraklar üzerinde ışıldamaya başladı. Sarıkamış’ta kırılan gonca gülün tazeleri bir bir yer yüzüne çıkmaya başladı.
Türk Dünyasından Mehmetler, Sarıkamış’a şu marşla uğurlanmıştı:

ŞEHİTSEN, SECDELER YÜCE RUHUNA DER
YER ALLAHU EKBER, GÖK ALLAHU EKBER...

Türk Dünyasından, Kudüs’ten gelen nice erler, nice Mehmetler, Allah-u Ekber Dağı’nda, dayanılmaz uykuya, soğuğa, ayaza, açlığa, susuzluğa son raddeye kadar kahramanca direnip, ruhlarını sükûnetle sahibine teslim ettiler.
Bütün şehitlerimize minnet duygularımızı ifade etmekte gerçekten yetersiz kalıyoruz.Ama bugün burada, aziz şehitlerimizin manevi huzurunda, onların aziz hatırasına sesleniyorum:
Aziz Şehitler...
Bizler, bugün, torunlarınız olarak burada, huzurunuzdayız.
Sizler, Allah-u Ekber Dağları’nda bir destan yazdınız.
Sizler, burada, fedakârlığın, tahammülün, inancın ve sevdanın olduğu kadar, kahramanlığın ve kardeşliğin de destanını yazdınız.
Sizin yazdığınız bu destana sahip çıkacak, sizin kutsal emanetinizi asla ve asla yere düşürmeyeceğiz.
Canınızla, kanınızla yazdığınız kahramanlık anıtı olan vatanımıza, sizin kadar sahip çıkacak, onu yüceltmeye, onu büyütmeye devam edeceğiz.
Sizin hatıranıza halel getirmeyecek, aziz ruhlarınızı, şehit bedenlerinizi incitmeyeceğiz.
Sizin bize en büyük vasiyetiniz olan kardeşliği yıpratmayacak, tıpkı sizler gibi, kardeşliğimize uzanan harici ellere karşı göğsümüzü siper etmeye devam edeceğiz.
Sizler, Sarıkamış cephelerinde, Allah-u Ekber Dağlarında, Bitlis’te, Bayburt’ta, Oltu’da, Tortum’da, Erzurum’da, Kop Dağı’nda, Bardızı’da, Soğanlı’da; Vanlı, Iğdırlı, Diyabakırlı, Edirneli, Üsküplü, Gazzeli, Bakülü kardeşlerinizle omuz omuza çarpıştınız, beraber şehadet şerbetini içtiniz.
Ruhunuz şad olsun. Mekânınız Cennet olsun.
 Sizlerle bir mektup paylaşmak istiyorum. 4 Kasım 1914’te Iğdırlı Ali Çavuş, arkadaşlarıyla beraber, Yemen Çöllerinden sağ kurtulan askerler olarak, 4 ay yol yürüyerek Sarıkamış’a geldiler. Sarıkamış’ın korkunç soğuğu karşısında Yemen’in çöl sıcaklarını aradığını belirten Ali Çavuş, ‘Kıymetli Valideciğim, 4 ay yol yürüyerek Yemen Çöllerinden Sarıkamış’a geldik. Yemen çöllerinin korkunç sıcaklığını Sarıkamış soğuğu karşısında arar vaziyetteyiz, çünkü Yemen’den yazlık kıyafetlerle geldik. Ama neyse ki başkomutan vekilimiz (Enver Paşa) yakın zamanda Sarıkamış’a gelecek ve bizlere kışlık giyecek ve yiyecek getirecekler.”
İman abidesi insan, kış kıyamette paltosuz, postalsız, gömlekle, çarıkla cehennemî tipinin ortasında vatan mücadelesi için ordadır. O günlere şahit olan Iğdırlı Ali Çavuş’un mektubu, olayın küçük bir boyutunu günümüze söyle taşır: 

“Bu yaz, iki alayımızla Yemen’den buraya naklolduk. Yola koyulmamızdan dört ay sonra buraya ulaştık ki, Arabistan’ın cehennemî sıcağı Köprüköy’deki ayaz yanında nimet-i İlahi imiş. Burada çadırın perdesi buza kesmiş oğlak kulağı gibi kırılmakta ve kopmakta. Bölük kumandanım, beni sıhhiyeye nakletmiş ise de, tabip ve ilaç yokluğundan çaresiz kalıp tekraren takımıma döndüm. Akşam yaklaşınca Köprüköy’e civar dağlardan tipi boşanır. Kumandanımız, gelecek Cuma, Başkumandan Enver Paşa Hazretleri’nin teftiş ve hücum için geleceğini müjdeledi. O gelinceye kadar da yün içlik, çorap ve paltoların verileceğini ve Yemen yazlıklarını atacağımızı müjdeledi. 
“Allah, devlete ve millete zeval vermesin.” Başkumandan Paşa Hazretleri’nin gelmesi ile Moskof’un kahrolacağından ve kâfirin, karşımızdaki tepelerde geceleri seyrettiğimiz ocaklı ve mutfaklı karargâhlarını ele geçireceğimizden subaylarımız çok emin. Şafak söktüğünde 2059 rakımlı Kızkulağı Tepesi’nden Moskof obüs yağdırır ama şükür olsun,” zafer bizim olacak.” Gece bastırdığında, tepelerdeki Moskof ocaklarının ateşi gözlerimizdeki ayazı tandır közüne tebdil eyler. 
         Iğdırlı Ali Çavuş yazlık giysiler içerisinde titreye titreye bu mektubu yazdıktan sonra donarak şehit oluyor.
      İstanbul’dan gelecek olan kışlık giysileri beklerken, Karadeniz’de başka bir facia yaşanıyordu. Ruslar,  Osmanlı ordusuna erzak, mühimmat ve giyecek getirmekte olan gemileri sulara gömmüşlerdi.
Ruhları Şad Oldun.
                                                 Ziya Zakir ACAR

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.