Birlik ve Beraberliğin Sembolü “Nevruz Bayramı”

 

Türk milletinin geleneksel millî bayramlarından birisi de Nevruz’dur. Nevruz bayramının tarihi Türklerin tarihi kadar eskidir. Türkler İslamiyet öncesinde bu bayramı “Yeni gün”, “Bahar bayramı”, “Ergenekon bayramı” gibi isimlerle anıyorlardı. Mete Han zamanından beri var olan bu bayram, Türklerde bir tabiat bayramı geleneğidir.
Nizami Gencevi “İskendernâme” adlı eserinde M.Ö. 350 yıllarında Nevruzun Türkler tarafından büyük bir halk bayramı olarak kutlandığını yazmıştır.
Türk insanı bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır. Genellikle Nevruz, yani “Yeni gün” adını taşıyan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayramdır. Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka-başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında yer aldığı da bilinmektedir.
 Burada dikkati çeken husus baharın başladığı zamandır. Türk, bu takvim değişikliğini toprağın uyandığı gün ile özdeşleştirmiştir. Bu coşkuyu Türk kamları dualarında şöyle ifade ediyorlar
: “Gök Tanrı’nın ilk defa gürlediği, yağız yer, altmış türlü çiçeklerle süslendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği zaman sen (Türk’ün Atası) yaratıldın.
Nevruz, toplumsal yaşamda canlandırıcı etkisinin bulunması, geleneklerin sürmesine aracı olması, törelerin kökleşmesini sağlaması yönüyle işlevseldir. Nevruz geleneğini sürdürenler kültür taşıyıcıları olarak görev yapmaktadırlar. Nevruz, halkın ortak duygu ve düşüncelerini dile getiren, Türk kültürünün korunup yaşatılmasında önemli bir yeri olan mevsimlik törenlerimizdendir.
Bayramlar fertleri bir araya getirir, onlar arasında toplumsal bağları güçlendirir, ortaklıkları pekiştirir. İslamiyet’in kabulüyle birlikte Nevruz’un coğrafi ve tarihi nedenlerinin yanı sıra geniş halk kitlelerince inanılan ve menkıbevi nedenlerle kutsal olarak kabul edildiğini görüyoruz. Nevruz, yeni kültürde kutsanmış, bayram olarak kutlanmıştır.
Nevruz, ister ayini, dini ritüele dayansın, isterse din dışı bir ritüele dayansın takvime bağlı bir kültür veya folklor olayı olarak toplumu, belli değerler üzerinde birleştirir.
Iğdır halkının çok büyük bir sevinç ve sabırsızlıkla beklediği ve kutladığı bayramlardan biri de Nevruz Bayramıdır. 
Nevruzda her şeyin yeniden doğduğuna inanılır. Nevruz tabiatın uyanışı
Nevruz Bayramının İlk Habercisi  «Kar Çiçeğidir.» Mart Ayının ikinci Haftasında ortaya çıkar.
Iğdır ve Çevresinde Nevruz Bayramında Yapılan Etkinlikler:
Semeni Yetiştirmek: 
Yöre halkının geçmişten gelen bir geleneğidir semeni yeşertmek. Semeni yeşertmekteki amaç: insanların bahara özlemi, bereket nişanesidir yetiştirilen semeni.
 “Çölün ayazına, boranına”, “toprağın kış uykusuna”, “insanın yaz arzusuna” karşılık olarak çeşitli kaplarda semeni yeşertilir. Nevruza üç hafta kala semeni hazırlanır.
 Semeni yeşil yeşil yeşerdikçe insanların da niyet ve arzuları gerçekleşir.
Semeni yetiştikten sonra kızlar bir araya gelerek suyunu çıkarır, ezer ve helvası pişirilir. Bu işi eğlence ortamında yaparlar, söyleyip oynarlar. Semeni ocakta pişerken kızlarda kendi aralarında eğlenirler. 
Semeni al meni 
Her yazda sen yada Sal meni…
İlde göyerderem seni,
Semeni, sazana gelmişem,
Uzana uzana gelmişem
Her evde baharın işareti olan yeşilliği görmek için semeni mutlaka yeşillendirilir. Semeni, bayramın farklı bir güzelliğidir. Yeşillik bereketi temsil etmektedir.
 
Yardımlaşma:
Nevruz kutlamalarının en önemli özelliği yardımlaşma, sevgi ve şefkat bayramı olmasıdır. Bayramdan önce fakir, hasta ve zor durumda olan kişilere para, giyecek yardımı yapılır ve bayram günü yapılan bayram aşından pay verilir. Yardımlar sırasında insanları kırmamaya dikkat edilir
Bayram günü akrabalar ve komşular birbirlerine bayram ziyaretine giderler. Nevruz sofrası için hazırladıkları yemeklerden, tatlılardan komşularına da mutlaka gönderirler. Çünkü bu bayramda herkesin sofrasının dolu olmasına özen gösterilir. Bu şekilde bir yardımlaşma ile fakir ailelerinde sofraları şenlendirilmiş olur. Yardımlaşma toplumsal yapının ne kadar kuvvetli olduğunu göstermektedir.
Nevruz bayramı aracılığı ile bu yapı daha da sağlam hale getirilmektedir. Yörenin ileri gelenleri bayram sabahı, evleri teker teker dolaşarak, «yoksullar için bayram payı isterler.» Topladıkları yiyecekleri bir yerde biriktirir daha sonra yoksul olanlara dağıtırlar.
Ahir Çarşamba/İlahir Çarşamba:
 21 Marttan önceki salıyı çarşambaya bağlayan geceye ahır “Ahir Çarşamba” yılın ahir tek günü denilir. Bu gecede evlerin bahçelerinde köy ve mahalle meydanlarında öbek öbek ateşler yakılır. Bahçelerin temizliği için toplanan çöp ve kuru otlar yakılıp ateşe verilir.
İlahır Çarşambalar'a ilişkin bir takım eski inançlar vardır: 
 «insanları çok kötü ve zararlı adet ve niyetlerden,  hırsızlıktan, riyakârlıktan, ahlaksızlıktan, kibirlilikten, kıskançlıktan, başkasının varlığına göz dikmekten uzak tutmaktır» 
Onu, helal kazanca çağırmış, insanlarda emeğe,  toprağa derin sevgi aşılamıştır. 
Nevruz ayin ve inanışlarında adalete, hoşgörüye, acımaya büyük saygı vardır. 
“İlahır Çarşambalar'ın her birinde kutsanan mukaddes unsurlar, yıl boyunca insanın yardımına koşmuş, ona elini uzatmış, en zor işlerinde onları çağıran, anlatan nağme, ayin ve itikatlar halkın dilinde yaşamış ve hayatlarının başlangıcından beri onlara eşlik etmiştir.”
Nevruz bayramının bütün mitolojik semantiğinde, bu "mitolojik yolun" kamusal meydandan izleri, mevsimsel özelliklere ve mutfak özelliklerine kadar uzanır. Bu rotayı bayramdan önceki dört Çarşamba gölgesinde düşünmek daha uygun olur.  
Nişanlı Kızlara Honça Götürme
Nevruz Bayramının en güzel örneklerinden biri olan Honça götürme olayında; Nişanlı kız ve yakınlarına bir büyük tepsi içinde yeni çıkmış meyveler ile çeşitli hediyeler alınarak Nişanlı kıza götürülür.
Dört çarşamba gününün Nevruz tatiline kadar yaygın olarak kutlandığı biliniyor
Su Çarşambası:
Yeni yılın gelmesi ile birlikte önce su tazelenir. Onun için, su çarşambasında insanlar, gün doğmadan önce suyun yanına gider, suda ellerini yüzlerini yıkarlar; birbirlerinin üzerine su serperler, suyun üstünden atlarlar. 
Su üzerinden atlarken de: “Ağırlığım-uğurluğum suya/Azarım bezarım suya” derler.
Su tablasındaki suyun özü, ona olan inancında tekrar ifade edilir. Bütün efsanevi metinlerde, su yaşam, diriliş, sağlık ve mutluluk veren kutsal bir güven gibi davranır. 
Efsanevi planda, bu yaratıcılık, yaşamın işlevi, daha derin mitolojilerde insanın yaratılmasında rol oynayan dört unsurdan biri olduğu gerçeğiyle ilgilidir.
Od Çarşambası:
Nevruz Bayramı arifesinde düzenlenen ikinci çarşamba-od çarşambası;  ateş bileşeni ile ilgili aşamanın efsanevi tezahürüdür. Eski Türk mitolojisinin özünde ateşle ilgili çeşitli motifler var olmuştur ve Nevruzdaki ateşle ilgili ritüeller bu görüşmelerle bağlıdır. Bayram arifesinde yapılan eski ritüellere olan «Godu Han" oyunu, onunla ilgili metinler bu kültün sırf Türk mitolojisinden kaynaklandığını ispatlamakta
“Od Çarşambasında insanlar sabah erken yüksek bir tepenin üstüne odun, dal gibi yakılacak şeyler yığıp, bu odunların etrafına daire şeklinde dizilerek güneşin doğuşunu seyrederler.  Güneşin doğuşunu selamladıktan sonra “Godu Han” nağmesini okuyarak, daire içindeki odunlardan, kendi meşalelerini yakıp ocaklarını tutuşturmak üzere evlerine giderler.»
Yel Çarşambası
Nevruz arifesinde düzenlenen rüzgâr Çarşambası da; Eğer toprak ve su insani maddi malzeme ve maddi temeli oluşturursa, ateş ve rüzgâr bu malzemenin oluşumunda dışa dönük bir aracıdır. İkili karşıtlıklar içindedir. Mitolojide mitoloji daha statiktir,  Bu anlamda, rüzgâr, hava doğrudan ilahi kuvvetin iradesi olarak hareket eder.
Toprak Çarşambası:
Toprağın kutsallığının Türk mitolojik buluşları ile birlikte, etno-ahlaki değerler sisteminde, Vatan kavramı ile birlikte, el-Oba’nın yaratılışın maddi temeli olan kutsal mitolojik semantiği vardır. 
Yaz aylarında, toprağın uyanışının efsanevi kökleri, diriliş, yaşamın yeniden canlanması ile ilgilidir. Toprağın ısınması hayatın yeniden canlanması demektir.
Son Çarşamba gecesi halk arasında, Nevruz bayramının en kutsal dakikaları sayılırdı. Yöre Halkı, bu geceyi çok ilginç ve merak uyandıran rivayet ve efsanelerle süslemiş, ona değer vermiştir. 
Bu efsanelerden birinde şöyle der: "...Bu gece (son Çarşamba) bir saatliğine nehirlerin akması durur, ağaçlar dallarını toprağa değirip, kaldırıp, uzun süre birlikte yaşayan ve sonraları küsen Mars ve Venüs, yalnız bu gece birleşir. Sonra yine ayrılıp gelecek yılın Nevruz gecesine kadar sürecek hasretliğe dönerler.
Kim ki Mars'la Venüs'ün birleştiği anı görürse onun bütün istekleri yerine gelecek ve o, dünyanın en şanslı insanı olacaktır."
O gece hiç kimse uyumaz. Sabahı, güneşin doğmasını, birbirlerine kavuşacak olan Mars ve Venüs'ün buluşmalarını görmeyi beklerler. Hatta o gece "
 Tan ağardığında, güneşin doğması ile isteklerinin yerine gelmesi arasında mantıklı bir bağ kurmaya çalışırlardı.
Bu efsanelerden birinde şöyle der: "...Bu gece (son Çarşamba) bir saatliğine nehirlerin akması durur, ağaçlar dallarını toprağa değirip, kaldırıp, uzun süre birlikte yaşayan ve sonraları küsen Mars ve Venüs, yalnız bu gece birleşir. Sonra yine ayrılıp gelecek yılın Nevruz gecesine kadar sürecek hasretliğe dönerler. Kim ki Mars'la Venüs'ün birleştiği anı görürse onun bütün istekleri yerine gelecek ve o, dünyanın en şanslı insanı olacaktır."
O gece hiç kimse uyumaz. Sabahı, güneşin doğmasını, birbirlerine kavuşacak olan Mars ve Venüs'ün buluşmalarını görmeyi beklerler. Hatta o gece "
 Tan ağardığında, güneşin doğması ile isteklerinin yerine gelmesi arasında mantıklı bir bağ kurmaya çalışırlardı.
Yeddi Levin:
Yeddi-Levin yeddi çeşit demektir. Nevruz Bayramının en önemli etkinliklerinden biridir. Yeddi-Levin en az yedi çeşit meyve veya çerezi bir araya getirip karıştırmaktır. Aile reisi maddi durumu ölçüsünde çerez ve meyveleri alır. Akşam yemekten sonra büyükçe bir sofra açılır. Alınan yeddi- levin sofraya dökülerek karıştırılır ve pay edilir.
Aile fertleri arasında paylar ayrılırken ailenin gurbette ve askerlikte olanları için hatta hamile olanların bebekleri için de pay ayrılır.
Kulak Asmak/Gapı Pusmak/Niyet Tutmak:
Yeddi Levin gecesi aynı zamanda kapıların dinlendiği gecedir. Buna halk arasında “Kapı pusmak” veya “kulak asmak” denilir. 
Bu iş yapılırken bir niyet tutulur ve yakın komşuların evi gizlice dinlenilir. Evde konuşulanlar eğer olumlu sözler ise tuttukları niyetlerinin yerine geleceğine inanılır. Yeddi-Levin yapıldığı akşamlar özellikle çok olumlu sözler ve güzel konuşmalar yapılamasına dikkat edilir.
 
Ateşten Atlamak
Geniş Türk coğrafyasında kutlanan Nevruz törenlerinin hepsinde ateşle ilgili pratikler bulunmaktadır. Bunlardan en yaygın olanı büyük ateşler yakarak üzerinden atlama ve bu sırada “Ağırlığım, uğurluğum sende kalsın”, “kırmızılığın bana, sarılığım sana” gibi büyüsel duaların edilmesidir. İnanışa göre nevruz ateşinden atlayanlar hastalıklardan arınır ve yıl boyunca hastalanmaz. Bir diğer pratik, hayvanları ateş üzerinden atlatmak veya iki ateş arasından geçirmektir. Nevruz törenlerinde ateşin kullanılması, onun temizleyici, arındırıcı, hastalıkları, kötülükleri ve büyüyü yok edici özelliğinden kaynaklanmaktadır.
Subaşı Etkinlikleri:
1-Suya İğne Salmak: Genellikle aynı yaşta olan genç kızlar bir araya gelerek solu dolu bir leğenin içine deliklerine pamuk geçirilmiş iki dikiş iğnesi ile yapılan etkinliktir.
2-Suya Yüzük Salmak: Su dolu olan kap içine kime ait oldukları belli olan yüzükler atılır. Bu yüzükler görevlendirilen biri tarafından sudan çıkarılırken bir taraftan da maniler okunur. Her maninin kendisine özgü bir manası mevcuttur. Sudan çıkarılan yüzük sahibini temsil eder. O anda okunan mani de o kişiye ait sırları ele vereceğinden yapılan etkinlik daha çekici, zevkli ve eğlenceli bir ortam meydana getirir.
Bacadan Şal Sallamak/Kapıya Mendil Atmak:
Çarşamba gecesinden sonra komşulardan bazıları gizlice evin damına çıkar ve görünmeden renkli şalını bacadan içeriye sarkıtırdı. Bunun anlamı bayramlığımı istiyorumdur. 
Şalın ucuna bağlanan hediyeler yeddi-Levin yanında önceden evin genç kızları tarafından hazırlanan güllü çoraplar, kenarı işlenmiş ipek mendiller ve kırmızı yumurtalardır.
Kabir üstü Ziyaretleri/Ölü Bayramı
 Nevruz günü, eğlencelerle, törenlerle kutlanıp, gelecek için planlar yapılırken, geçmişe de dönülür ve vefat etmiş büyükler, eş dost ve tanıdıklar da hatırlanır. 
Yörede 21 Nevruz Bayramı haftasında köylerde  (Salı) günü, şehir merkezinde (Perşembe) günü kabir üstüne çıkılır.
Mezarlar onarılır, Kur’an-ı Kerim’den ayetler okutulur. Çeşitli ihsanlar verilir. O yıl içinde yakınları vefat etmiş olan kişileri evlerinde ziyaret ederler ve başsağlığı dilerler.  Kadınlar ise önceden hazırlamış oldukları helva, pilav gibi yemekleri yanlarında götürürler. Kur’an-ı Kerim okunup, dualar edildikten sonra, bu yiyecekleri fakirlere dağıtırlar.
KOSA KOSA 
Nevruz bayramında yapılan en güzel oyunlardan biridir. Gençler ve özellikle çocuklar tarafından çok sevilir.  Kosa oyununda kosa olacak kişiye ceketi ters giydirilir veya varsa bir kürk ters giydirilir. Başına deriden bir papak geçirilir. Yüzü-gözü unlanır. Boynun (çan) takılır. Göbekli olsun diye karnına elbisesinin atından yastık bağlanır. Eline bir çömçe verilir. Kapı kapı gezdirilir, çoluk-çocukları eğlendirir ve pay toplarlar. 
Kosanı gezdirenler maniler söylerler.
Kosanın çıplak ve tüysüz oluşu, kışın doğanın, ağaçların yapraksız oluşunu, çıplaklığını temsil eder.  Genellikle halk hikâyelerimizde kötü kahraman olarak bilinen Kosaya gösterilen ilgi ne kadarsa, burada da kışın temsilcisi olarak görünen Kosaya ilgi aynı derecededir. Kosa kötüdür.
Kosa İnsanları soyar, aç bırakır, istismar eder. Kosaya rakip keçi vardır. Halk hikâyelerimizin iyi kahramanı Keçel (Kel) ile buradaki Keçi arasında da yakın bir ilişki vardır.
Kırmızı Yumurta:
Nevruz Bayramının vazgeçilmez etkinliği kırmızı yumurta geleneğidir. Yumurtalar soğan kabuğunda kaynatılarak boyanır. Özellikle gençler ve çocuklar için büyük bir oyun ve eğlencedir. 
Yumurta tokuşturma oyununda: Tokuşturma sonucunda taraflardan biri diğer şartları yerine getiriyor. Kırılan Yumurtasını rakibine verir.
Aslında; Yumurta kabuğunun kar beyazlığında; insanoğlu göğün berraklığını ve Türk insanının kalp temizliğini; yumurta kabuğunun zarında; kibarlık ve hassasiyeti; yumurta akında; soyundaki kalıtımsal insanî güzelliklerini; sarısında; düşünce ufkundaki yeryüzü ve kâinatın eşsiz gizemlerini ve boyanmış kırmızılığında; bu toprak için akıtılan şehit kanlarının kutsallığını simgeler olmuştur dimağlarımızda.
 Nevruz bayramı ve yılın son Çarşamba gecesi  evlerde yapılan eğlence hazırlıklarda:  Evde her şey yıkanır, temizlenir. Evin içinde ve dışında ne varsa yerli yerine konur, dağınıklık giderilir, aklanır, paklanır. Küskünler barışır, borçlular helalleşir.
Bütün gece sabaha kadar uyumadan, güneşin doğuşu Güleryüz ve sevinçle karşılanır.
 Geride bırakılan yılın dertlerinden, üzüntülerinden kurtulmak için «akarsuda yıkanılır»
Yeni elbiseler diktirilir, giyilir. İmkânı olanlar daha çok kırmızı rengi tercih eder. Yas tutan ailelerin yastan çıkmasına çalışılır. 
Bayram günlerindeki bu sevinç ve mutluluğun anlamı, yılın bereketli ve umutlu olmasını gerçekleştirmeye yönelik mistik bir ruh halinden ibarettir."
“Nevruz, Destanlarımızdaki sabırdır, hünerdir, coşkudur, kahramanlıktır. Orta Asya’dan Anadolu’ya oradan Balkanlara kurulan Toydur.” 
Ve Nevruz Bayramı, Yüreğimizdeki özgürlük, kardeşlik, bir milletin diriliş destanıdır. 
Kardeşliğin, Baharın Bayramı olan Nevruz Bayramımız Kutlu Olsun. İlimize Vatanımıza, Türk Dünyasına ve İslam  lemine hayırlara vesile olsun. 

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.