Tanrı Dağlarından Ağrı Dağı’na Türk’ün Yolu

 
Kırkız’ım, Özbek’im, Kazak, Türkmen’em,
Başkurt’um, Kerkürk’em, ele Görk mənəm.
Senin gözlediğin asil Türk mənəm!
Salam, Darağacı! Aleyküm-selam.
Tanrı Dağları ya da Tien-Şan (Eski Türkçe:, Tenğri tağ/ Uygurca: , Tengri Tagh/ Orta Asya'da bulunan büyük dağ sistemlerinden birini oluşturan sıradağlardır. Bugünkü siyasi coğrafya dikkate alınırsa, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin merkezi kısımlarına yayılır. Tanrı Dağlarının 1.000.000 km² lik alanı kapladığı hesaplanmıştır.
Tanrı Dağlarının Doğu bloğu 2013 yılında, Batı bloğu ise 2016 yılında Dünya Mirası olarak ilan edilmiştir. Altay ve Tanrı Dağları, Türk tarihi açısından oldukça öneme ve kutsallığa sahiptir. Türklerin tarih sahnesine çıkışlarına şahitlik etmiş olan bu kutsal bölgeler, atalarımıza yurtluk etmiş ve Türk ismiyle özleşmiştir. Türklerin Türeyiş destanlarına konu olan Altay-Tanrı Dağları, tarih boyunca Türkler tarafından kutsal sayılarak inançlarının, ata kültürlerinin ve adetlerinin yeri olmuştur.
Eski Türk kültüründe büyük bir dağa sahip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı hâkimdi. Asya’nın geniş alanlarına dağılmış Türk budunları efsaneleştirdiği Tanrı dağı…
Tanrı dağı denince aklımıza ilk gelen şey Doğu Türkistan olsa gerek, kan gözyaşı ve zulmün ana vatanı Doğu Türkistan. Elbette Türkistan denince de aklımıza TURAN geliyor. Büyük okyanustan Avrupa içlerine, kuzeyde Sibirya, güneyde Hindistan’ında içinde bulunduğu büyük bir coğrafyadır Türk yurdu. Ve elbette bu yurdun simgesidir Tanrı Dağı. Şiirlerimize, türkülerimize, marşlarımıza taşıdığımız ve hiç görmediğimiz halde içimizi burkan bir güzelliktir Tanrı Dağı. Tanrı Dağı Kızıl Elma’ya yapılan kutlu yolculuğun başlangıç noktasıdır. Tanrı Dağı zaman zaman bozulan Türk birliğinin yeniden toparlanmak için seçtiği bir baba otağıdır. Karlı zirvelerine bakıp özgürlüğü yüreğimizde hissettiğimiz, yamaçlarında hayvanlarımızı otlattığımız, etrafı çöllerle kaplı Türk yurdunun yaşam kaynağıdır bir bakıma. Bağrından çıkan buz gibi sularıyla hayat verir ovalara, vadilere, tabiat ve insanlığa.
Kürşad'ın narasıyla indik Tanrı dağından,
Ruhumuzu kandırdık Orhun'un kaynağından,
Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur.
Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur.
 
Türk milliyetçiliğinin mihenk taşı olmasının ve Türk’ler için kutsal sayılmasının elbette sebepleri var.  dem peygamber (A.S) ilk insandı. Cennetten ayrılıp ta dünyaya geldikten sonra peygamber olarak bin yıl yaşadı. Kendi neslinden kırk bin insanı gördü. Öldüğünde yerine Şit (A.S) peygamber oldu. Dokuz yüz on iki yıl sonra yerini Anuş’a, oda yerini Mehlail’e bıraktı. Nüfusları çoğaldı ve Babil ülkesi üzerinde Süs şehrini kurdular. Sonrasın da Hak Teâlâ İdris (A.S.) ‘ı peygamber yaptı. İdris (A.S.) zamanında insanlar Rab’lerini unutup farklı inançlara girmeye başladı. Seksen iki yıl peygamberliğinden sonra cennete göçerken yerine Matoşallah’ı bıraktı. Metoşallah’tan sonra ise Nuh (A.S.) iki yüz elli yaşında peygamber oldu. Yedi yüzyıl halkını imana davet ettiyse de halkından seksen kişi dışında kendisine inanan olmadığı için bir Rabbinden; kendine ve hak dine inanmayanları cezalandırması için duada bulundu. Allah Teâlâ duasını kabul etti. Cebrail yeryüzüne inerek büyük bir gemi yapmasını ve her canlıdan birer çift alarak kendine inananlar ile birlikte gemiye binmesini emretti. Gemi tamamlanıp ta her canlıdan birer çift gemiye konulduğunda gökten ve yerden sular fışkırmaya başladı. Tüm canlılar ve kâinat sular altında kalmıştı. Allah kendine isyan edenleri böylece cezalandırıyordu. Tufan tam olarak altı ay on gün sürdü. Sonunda sular çekilmeye başladığında Nuh’un gemisi Cudi dağı üzerinde karaya oturdu.
Ortadoğu yeniden insanlığın başlangıç noktası olmuştu. Gemide bulunan seksen kişi hastalık yüzünden ölmüş ve geriye sadece Nuh peygamber ile karısı ve Nuh’un üç oğlu Ham Sam ve Yafes ile karıları hayatta kalmıştı. Nuh (A.S) peygamber, Ham ‘ı Hindistan bölgesine, Sam’ı İran tarafına, Yafes’i ise doğuya gönderdi. Yafes ve oğulları Türk yurdu olarak bilinen coğrafyada uzun süre bir yurt kurmak için dolaşıp durdular. En sonunda Tanrı Dağı’nın ortasında dünyanın en güzel manzaralarının bulunduğu Issık gölünün olduğu yeri yurt bellediler. Yasef’in oğullarından en küçüğü henüz adını almamıştı. Onun için uygun bir isim düşünürken Gök tanrı meleğini göndererek oğlunun adını Türk koymasını bildirdi.
Bunun üzerine adı Türk oldu ve TÜRK adı Gök tanrı tarafından kendi askeri olarak büyümesi ve dinini yayması için bu kavme isim olarak verildi. (Burada Gök tanrı ismi Allah-u Teâlâ için kullanılmıştır. Nuh peygamberin altı oğlundan diğer bir rivayete göre dört oğlundan üçü mümin idi ve inançlarını yaşardı bunlardan biride Yafes’tir. ) Yafes bir ırmaktan geçerken boğularak ölünce onun yerine ailenin en küçüğü ama en akıllı ve güçlüsü olan Türk geçti. Türk’ün sülalesi büyüdü ve genişledi, Issık gölü ve Tanrı (Tengri) Dağına sığmaz olunca Türk yurdu olarak bilinen alana dağıldılar. Her biri kendi boyunu ve milletini oluşturdu. İşte Türk ırkının oluşumu kısaca böyledir.
O yüzdendir ki Tanrı dağı bir ırkın doğup büyüdüğü ve dünyaya hâkim olduğu yerdir. Türkler için kutsiyeti buradan gelir. Buraya kadar anlatılanların bir masal olduğunu zannedenlere bu konu ile ilgili birçok kaynak göstermek mümkündür.
Deguignes'e  göre Yafes'in sekiz oğlundan en büyüğü Türk ismine sahipti. Hammer tarihinde "şecerenin ilki olan Türk... Her halde Heredot'un eserindeki Targitaos ve Mukaddes Kitap (Tevrat)’taki Taghrama'dır" Yaşar Kalafat'a göre Türklük, ismini işte bu Türk Ata'dan almıştır. Türk Ata, Hz.  dem’in torunlarından olan Hazer'in oğlu Yafes'ten türemiştir. Türk Ata, ilahi tebligat yapılan tebligatçılar hiyerarşisinde yer almaktadır.
Rehber Ansiklopedisi'nde Yafes hakkında şöyle bahsedilmektedir: Nûh aleyhisselâmın oğlu Yâfes mümin idi. Evladı çoğalınca, onlara reîs olmuştu. Hepsi, dedelerinin gösterdiği gibi Allah-ü teâlâya ibâdet ediyordu. Yâfes, nehirden geçerken boğulunca, Türk ismindeki küçük oğlu, babasının yerini tuttu. Gittikçe artan nesli Türk adıyla anıldı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Türk tarih tezini savunurken şunları söyler: "Efendiler bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında da bir derinliği vardır. Efendiler bu derinliği isterseniz ölçelim: Birinci ölçek tarih öncesi devirlere ilişkin ölçektir. Bu ölçeğe göre Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhi selamın oğlu Yafes'in oğlu olan kişidir. Tarih döneminin belge tedarikinde pek hoşgörülü olan ilk evrelerine biz de hoşgörü gösterelim, fakat en açık ve kesin ve en maddi tarih kalıntılarına dayanarak söyleyebiliriz ki Türkler, on beş yüzyıl önce Asya'nın göbeğinde muazzam devletler kurmuştur ve insanlığın her türlü yeteneği onda ortaya çıkmıştır."
Vâni Mehmed Efendi, "Araisü'l-Kurân" adlı eserinin birinci bölümünde şöyle der: "Türklerin Benî İshâk‘tan kabul edilmesine gelince; buradaki İshâk'ın, İshâk Peygamber olduğu açıktır. Bil ki, ben Türk tarihlerinde, Oğuz Han'ın Yafes'in neslinden olduğunu gördüm. Türkler'in tamamı O'nun neslindendir. Oğuz Han, Hz. İbrahim‘le çağdaş idi. Hatta Türkler, O'nun İbrahim'e iman ettiğini ve İshak'ın kızıyla evlendiğini de iddia ederler ve Türkler, Kur’an-ı Kerîm'de zikredilen Zülkarneyn ile kastedilen, Oğuz Han'dır derlerdi.
Arap tarihçisi el-Mesudi'ye (X. yy.) göre, Türkler, Nuh Peygamber'in üç oğlundan biri olan Yafes (diğerleri Ham ve Sam)'in soyundan iniyordu. "Tac-üt Tevârih" yazarı Hoca Sadettin Efendi dâhil bütün Osmanlı vak'anüvis (resmî devlet tarihçi)leri bu görüşü aynen benimsemiştir.
Joseph Deguignes de "Büyük Türk Tarihi" adlı kitabında, Türklerin atası olarak Nuh Peygamberin oğlu Yafes'i zikretmekte, hatta Yafes'in oğullarından birinin adının Türk olduğunu, Hazar, Türkistan ve Volga ırmağı çevresinde yaşadığını ifade etmektedir. Bunları çoğaltmakta mümkündür Şöyleki;
Ebülgazi Bahadır Han'ın “Şecere-i Terakime”sinde, Reşideddin'in "Cami'üt-Tevarih"inde, Oğuz Kağan Destanınında, "Tarih-i Enbiya" ve "Hükem"de, Ebülgazi Bahadır Han'ın “Şecere-i Terakime”sinde, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat'ta, Kırgızistanlı öğretim üyesi Prof. Dr. Ömürkul Yasayev'in tüm dünyada kabul gören makalelerinde ve Türkmenistan devlet başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın "Ruhnâme" adlı eserinde bu konu detaylı olarak anlatılmıştır.
Tanrı Dağı Tarihte adı geçen, geçmeyen unutulmuş büyük kahramanlara ait destanların yazıldığı yerlerdir. Böylesine büyük kahramanlıkların yaşandığı bu coğrafyaya şimdi hüzünlü bir bakış sergilememizde sanırım bizlerin de hataları olsa gerek. Tanrı dağının en tepesine ulu hakanının ismini verenler, bugün bu topraklar da Turan’a ulaşamadığı için boynu bükük bir ifade ile mazide yaşadığı o haşmetli günlerini arıyor. Kağan Tanrı tepesi ( Khan tengri ) kutsal Tanrı dağının zirvesinden, Türk’ün silik mazisine hüzünle bakıyor.
Tanrı dağları’nın tepelerinde kar, eteklerinde her rengin kuşağını içinde barındıran yeşillik vardır. Ormanlarla kaplı Tanrı dağı’nın çoğunluğunu çam, ardıç, şimşir gibi ağaçların kaplar. İşte bu ağaç ve bitki kokularının büyüsü Tanrı dağına ayrı bir güzellik ve haşmet verir. Kendisi birer efsane olan Türkler Tanrı dağını kutsal bilmiş, ne Tanrı dağının altında nede üstünde "altın" olmadığı halde bazen "altın dağları" demiş, içinden çıkan nice kahramanlarına yuva olan bu tepelere ağıtlar yakmıştır. 
Dağları yaşamlarıyla ilişkilendiren Türkler dağların ulaşılamaz devasa haşmetinden etkilenmiş ve nice efsanelerine taşımışlardır. Türklerin ilk medeniyetini Tanrı dağları etrafında kurduklarını söyleyen birçok kaynak vardır. Eski Türk kültüründe büyük bir dağa sahip olmayan medeniyetlerin yok olacağı inancı hâkimdi. Asya’nın geniş alanlarına dağılmış Türk budunları efsaneleştirdiği Tanrı dağına daima kutsal gözle bakmış, tarihten gelen gücünü ve kudretini neredeyse Tanrı dağından almıştır. Bu gün Oğuz soyunun sahibi olan Anadolu Türklerinin Tanrı dağına ilgisini anlayabilmek için, önce Türk gibi düşünmek zarureti vardır.  
Türklerce kutsal kabul edilen, cennete açılan kapı olarak görülen, Uygurcası Tengri Tagh olan dağ. İnanılır ki; kahramanlar ya da uçmağa gitmeye hak kazananlar bu dağa çıkar ve buradan kendilerine müjdelenmiş olan uçmağa ulaşırlar. Kutsiyeti büyük olan bu dağın adına nice mısralar, şiirler yazılmıştır. Hüseyin Nihal Atsız'ın yazdığı şu iki mısra belki de en güzelidir: Sen gurbette kalırsan ben ölürsem ne çıkar Ruhlarımız buluşur tanrı dağında
Bir slogan vardır: “Tanrı Dağı kadar Türk, Hıra Dağı kadar Müslümanız...” Tanrı Dağları Orta Asya’da bir sıradağ. Türk mitolojisine göre Tanrı Dağı’ndaki Issık Gölü kıyıları Türklerin doğduğu yurttur; Kızılelma’dır, Turan’dır... Hıra Dağı,  Mekke’ye birkaç kilometre uzakta bir dağ. Dağın adı Cebel’un-Nur yani Nur Dağı. Hıra da onun üstündeki bir mağaranın adı. Ancak dağ da, mağara da İslam’da kutsallık taşıyor. Hıra mağarasında inzivaya çekilen İslam Peygamberi Hz. Muhammed’e,  (S.A.V) Kuran’ın ilk ayetlerinin orada indirildiği kabul edilir.
Ve Ağrı Dağı: Anadolu Türklerinin ataları Oğuzların, Tanrı Dağlarının eteklerinden Ağrı Dağının eteklerine uzanan yolculuğu da dağla ilgili bir olaya dayanmaktadır.
Göz kamaştırıcı görkem ve güzelliği ile beyaz duvaklı gelin gibi bölgeyi kucaklayan Ağrı Dağı, kutsal kitaplara konu olan, sadece Türk kültürü açısında değil, dünya kültürü açısından da önemli, farklı kültürleri bir araya getiren bir dağdır. 
Tanrı Dağlarının eteklerinden kopup gelen Türk boyları, Anadolu’da karşılarına çıkan bu ulu dağa, Yakut Türkçesinde Tanrı anlamına gelen “Ağr” adını vermişlerdir. Ayrıca kurultaylarını Ağrı Dağı eteklerinde yapmışlardır.
 
Ağrı Dağı, Oğuzların kışlağıdır. Dede korkut Destanlarında: “Mere Kavat, Kalk ubanı Kağan Han yirinden turu geldi, Ala Tağ’da çadırın otağın dikti, Üçyüz altmış altı alperenler yanına yığınak oldu, Yimek, içmek arasında bigler seni andı. Sözlerinde olduğu gibi Ağrı Dağı eskilerden beri Türk bölgesi olduğu bir gerçektir. Oğuzlar, Ağrı Dağı’na Ala Tağ demektedirler.
 
Bir âbide istersen eğer, Ağrı'ya git!
Yükseklerden gelen büyük çağrıya git!
Çıkmışken yolcu, Ağrı'nın zirvesine,
Dönmek ne demek? Kanatlanıp Tanrı'ya git! (A.N. Asya)
Türk insanının öteden beri var olan hasletlerinin başında onun; dürüstlüğü, çalışkanlığı inançlarına bağlılığı, kahramanlığı, cesareti avcılığı, savaşçılığı, misafirperverliği, hoşgörüsü, merhameti fedakârlığı, gelenek, görenek ve törelere bağlılığı insan haklarına saygısı, adaleti koruyup gözetmesi ile inanç ve ideallerini hayata geçirmedeki kararlılığı gelmektedir. Sahip olduğumuz bu değerleri, Ağrı dağında uçan yahut uçmasını istediği kuşun varlığında görmeyi arzulamaktayız. Esasen Kuş; bahis konusu değerlerle mücehhez olması istenen, toplumların dolayısıyla da milletin dinamiklerini harekete geçirecek, ona millî mücadele ruhu verip idealizmi aşılayacak olan Müslüman Türk insanının bizzat kendisidir. Bu hasletlerin hayata geçirilmesinin arzulandığı mekân Ağrı Dağı olmakla beraber; gökteki “Ay’ın, yerdeki “bey çadırı ile” “Hazar’ın varlığında tecelli eden bütün bir Müslüman Türk coğrafyasıdır.
Bugün Anadolu dâhil, muhtelif Türk zümrelerinin içinde bulundukları şartlarla, Türk tarihinin ihtişamlı devirlerinin mukayesesini yapıldığında; fert ve cemiyet hayatının özünü kemiren tembelliğe, uyuşukluğa umursamazlığa, şekilciliğe, taklitte, cehalete bağnazlığa, ahlâksızlığa ve zulme asla ve asla tahammülü yoktur. Köklü bir devlet ve millet geleneğini sarsar onun çöküşüne zemin hazırlayan bahis konusu olumsuzluklar, üç kıtaya yayılan bir devlet coğrafyasının parçalanmasına sebep olmuştur. İşte bu coğrafyada yaşayan Müslüman Türk zümrelerinin birliğine, bütünlüğüne ve dirliklerine duyulan hasret vardır. 
“CAN ona derim ki AĞRI’ yı bile;
Tepeden tırnağa sevda kesile.
Gün ona derim ki, hep mutlu CUMA,
Ruh AĞRI’ da uçan bir ışık Hüma.
Yanımda, canımda buldum AĞRI’ yı.
Sonsuza bir köprü bildim AĞRI’ yı.
Dedim: Ey kutlu dağ, artık elveda,
Cihansın, soylusun teksin dünyada!
Bir yanım sıla der, bir yanım AĞRI,
Gezinir içimde bir ince ağrı.
Gittiğim her yerde ben onu gördüm,
Yerle gök arası bir sırlı düğüm. (B. Karakoç)
Şiirlerimize, türkülerimize, marşlarımıza taşıdığımız, adını duyunca içimizi burkan bir güzelliktir Tanrı Dağı, Ağrı Dağı… Tanrı Dağı ve Ağrı Dağı Türkler için on bin yıl boyunca çevresinde yaşadığı sıladır. Bilge Kaan, Kültigin, Oğuz Kaan’ın ayak bastığı yerlerdir. 
 
Tanrı Dağları ve Ağrı Dağları Türk’ün içinde beslediği büyük bir özlem, buram buram kokularıyla bizlere ana kucağıdır. Tanrı Dağları ve Ağrı Dağları bir dilektir. Türk’ün şerefli mazisinin devasa ispatıdır. Tanrı Dağlarından Ağrı Dağına uzanan yolculuk Türk’ün yoludur…

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası