TÜRKİYE’NİN DÜNYA EKONOMİSİ İÇERİSİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

Ülke ekonomileri Süper Lig, 1.Lig (üst grup-diğer gelişmiş ülkeler), 1.Lig (Yükselen ekonomiler-Süper Lig adayları), 2.Lig (Güney Asya, Güney Amerika, Kuzey Afrika, Orta Doğu ülkeleri) ve 3.Lig (Ortadoğu, Orta ve Güney Afrika ülkeleri) şeklinde bir sınıflandırmaya tabi tutulduğunda, Türkiye 1.Lig (yükselen ekonomiler-Süper Lig adayları) grubunda yer almaktadır. Peki Türkiye ile birlikte bu gruptaki ülkeler hangileridir? Bu grupta Brezilya, Rusya, Hindistan, Meksika, Arjantin, Malezya gibi ülkeler bulunmaktadır. Süper Ligde ise sanayi devriminden itibaren üstünlüğü yakalayan batı ülkeleri (ABD, AB ülkeleri ve Kanada) yer almaktadır. 

Amaç ileri gitmek olduğu için Türkiye’nin durumunu doğal olarak Süper Lig ülkeleri ile kıyaslamak doğru olmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye’de kişi başına Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) yıllara göre değişiklik gösterse de, batı ülkelerinin yaklaşık %20’si kadardır.

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de ekonominin kurumsal altyapısı kuvvetlendikçe büyüme ile birlikte tüm makroekonomik performans göstergeleri artmakta, kurumsal altyapısı zayıfladıkça performansı düşmektedir. Her kriz sonrası ekonomik büyümenin yüksek olmasının temel sebeplerinden birisi de kurumsal önlemlerin etkinleştirilmesidir. 

Türkiye’nin dünya ekonomisi içerisinde konumunu belirlemek için dikkate alınması gereken göstergelerden milli gelir ve ihracat oranı ile nüfus oranı dikkat çekmektedir. Milli gelir, ihracat ve nüfus açısından çok küçük eksik fazlalar dikkate alınmadığında, Türkiye her üç gösterge açısından da dünyada yaklaşık %1’lik bir paya sahiptir. Peki dünya yatırımlarından aldığı pay ne kadardır?

Türkiye’nin dünya yatırımlarından aldığı pay ise yaklaşık %0,6’dır. Bu durum Türkiye’nin dünya yatırımlarından alması gerektiğinin altında bir pay aldığını göstermektedir. Bunu temel sebeplerine bakıldığında, kurumsal yapıdaki zayıflıklar, adalet, eğitim sistemi, siyaset ve seçim sistemi, teknolojiyi üretme ve kullanma becerisi ve bölgesel konum gibi sebepler ön plana çıkmaktadır. 

Yine milli gelir büyüklüğüne göre dünya ekonomileri içerisinde Türkiye’nin sırası, 2007’de 1980’deki 25’inci sıradan 17’inci sıraya yükselmişken, üstte belirtilen sebeplerle 2021’de 21’nci sıraya gerilemiştir.

Normal şartlarda Türkiye ekonomisinin yıllık ortalama büyüme potansiyeli %5’dir. %5’in altında bir büyüme olması potansiyelin etkin kullanılmadığı anlamına gelmektedir. Asıl başarı bu %5’in üzerine ne kadar eklenebilmesidir. Oysa pek çok dönem %5’in altında bir büyüme gerçekleşmektedir.

Türkiye Avrupa Birliği (AB) ülkeleri arasındaki mesafeyi kapatabilmek için onların yaklaşık 3,5 katı daha fazla büyümek zorundadır. Yapılan hesaplamalara göre Türkiye 2000 sonrası dönemde %7 oranında büyüme devam edebilseydi kişi başına milli gelir açısından 2020 yılında AB’nin yarısı, 2038 yılında ise AB ülkelerine eşit olacaktı. %4,5 ortalama bir büyüme oranı ile 2040 yılında AB ülkelerinin elde ettiği kişi başına milli gelir rakamının yarısına eşit olacağı tahmin edilmektedir. Bu durum Türkiye’nin yapısal reformları ne kadar zaruri olarak gerçekleştirmek zorunda olduğunun kanıtıdır. Aksi takdirde 2100’de bile AB ülkelerine yakınsaması mümkün olmayacaktır.

Bu olumsuz göstergelere rağmen, umut veren göstergelerde bulunmaktadır. Örneğin, İslâm dünyasının en büyük 100 şirketinden 24’ü Türkiye’dedir. Avrupa’nın en büyük 500 şirketi arasında 12 Türk şirketi bulunmaktadır. Yine Türkiye müteahhitlik hizmetlerinde Çin ve ABD’den sonra dünyada 3’üncü sıradadır. 3 saatlik uçuş mesafesi içinde; 51 ülke, 1 milyar insan 5 trilyon dolarlık dış ticaret hacmi, 9 trilyon dolarlık Pazar potansiyeline sahiptir.

Türkiye’nin gelişim trendi gelişmiş dünya ülkeleri ile değil de kendi içinde değerlendirildiğinde çok önemli mesafeler katedildiği görülmektedir. Ancak bunun hem doğru yöntem olmayacağı hem de yeterli olmadığı bilinmelidir. Örneğin 1980’de kişi başına gelir 1500 dolar iken günümüzde 7500 dolar ile 12000 dolar arasında değişen bir gelir durumu sözkonusudur. Ortalama 10000 dolar civarında olan bu rakam uzun yıllardır yükselmemekte ve Türkiye’nin orta gelir tuzağında olduğuna işaret etmektedir. Yine 1980’de Türkiye’nin ihracatı 3 milyar dolar iken, günümüzde 200 milyar doların üzerine çıkılmıştır. Ancak ihracatın ithalatı karşılama oranında büyük bir değişiklik bulunmamaktadır. Turizm geliri 1980’de 300 milyon dolar iken, pandemi döneminin hemen öncesi olan 2019 sonu itibarıyla 34,5 milyar dolardır.

Diğer taraftan Türkiye Avrupa’nın en büyük tekstil üreticisidir. Dünyanın 2’inci büyük cam üreticidir. Yine dünyada en önemli turizm destinasyonuna sahip 6’ıncı ülkedir. Ancak bunlara şöyle bir karşı bakışla bakılabilir. Örneğin Türkiye Avrupa’nın en büyük tekstil üreticisi değil de, 3’üncü büyük bilgisayar üreticisi olsaydı. Ya da dünyanı 2’inci büyük cam üreticisi değil de, 5’nci büyük bilgisayar üreticisi olsaydı. O zaman Süper Lig adayı değil, Süper Lig ülkesi olduğunu görebilirdik. Ya da Türkiye’nin en önemli hedeflerinden olan ilk 10 ekonomi içerisinde olunabilirdi. 

Tüm bu görüntüleri Türkiye’nin lehine çevirmek için “icat çıkaran”, “farklılaşan” ve “markalaşan” bir üretim yapısına ihtiyaç olduğu açıktır. Diğer bir değişle, akıl teri ile alın terini birleştirmeden mesafe alınması 21’inci yüzyıl şartlarında mümkün gözükmemektedir. Bunu başarmak için de teknolojiyi kavrama gücünün artırması gerekmektedir. Günümüz verilerine göre, bu gücün zayıf olduğu ortadadır. Örneğin, ABD 20 trilyon doların üstündeki milli gelirinin yaklaşık %3 gibi bir payını araştırma geliştirmeye ayırırken, Türkiye’de bu oran 800 milyar dolarlık milli gelirin yaklaşık % biri civarındadır.

Mevcut durumdan kurtulup toplumsal başarıya ulaşmanın yolu ise Mustafa Kemal Atatürk’ün veciz sözünün gereğinin yerine getirilmesinde yatmaktadır;

“Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını itiyat haline getiren milletler; önce haysiyetlerini, sonra istikballerini daha sonra da hürriyetlerini kaybetmeye mahkumdurlar”.

Not: yazının hazırlanmasında TOBB başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun 2009 yılında Erzurum’daki sunumundan yararlanılmıştır.

 

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.

Kerbela

Kerbela Sayfası