KORONA VİRÜSÜN EKONOMİK, SOSYAL VE SİYASAL ETKİLERİ-1

Bu yazıda, ortaya çıkan korona virüsü ile mücadeleyi yapan devlet mekanizması ve onun tarihsel rolü kısaca özetlenecektir. Devam eden yazılarda ise dünya ve Türkiye açısından ne tür etkilerinin olabileceği tartışılacaktır.
 
İlk olarak 2019 yılının Aralık ayında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve artık neredeyse tüm ülkelere yayılan Korona virüsünün dünya ekonomik, siyasal ve sosyal yapısı üzerinde ciddi etkileri olmaya başlamış ve devam etmektedir.
 
Virüsün ortaya çıkaracağı etkileri iyi anlamak için kısaca dünya iktisadi ve politik yapısındaki değişimleri ana hatlarıyla özetlemekte yarar vardır. Bilindiği gibi insanoğlu gezici ve toplayıcılık hayatından milattan önce yaklaşık 10 bininci yıllarda yerleşik hayata geçişiyle birlikte karşılıklı etkileşimler ve birbirlerini değiştirmeleri de çoğalmıştır. Yani o günkü koşullarda bir küreselleşme süreci başlamıştır denilebilir. Yerleşik hayat ürün geliştirmeyi sağlamış zamanla değiş-tokuş (takas) ortaya çıkmış ve değişik bölge ve kıtalarla etkileşimler şeklinde süregelmiştir. Bu işleyiş önce zirai devrimle insanoğlunun kaderini değiştirici etkiye sahip olmuş, daha sonra sanayi devrimi ile günümüze kadar ilerleyerek gelmiştir. 2010’dan sonrası ise 4. Sanayi devrimi dönemi olarak adlandırılmış ve dijital bir süreç içerisinde çok hızlı bir şekilde dünya adeta “küresel bir köy” haline gelmiştir. İşte bu hız ve baş döndürücü gelişmeler her konuda olduğu gibi “küresel virüsler” dönemi olarak da insanoğlunun karşısına çıkmaktadır. 
 
Bu çerçevede yaşanan gelişmeler ülkeler ve bölgeler üzerinde ekonomik, siyasal ve sosyal açıdan değişik etkilere sahiptir. Bu etkilerin başında devlet ve devletin ekonomi ve toplumdaki rolü konusunda yaşanabilecek gelişmelere yönelik anlayış gelmektedir. Bunu iyi anlayabilmek için “devletin ortaya çıkış hikâyesi”yle başlayalım. 
 
Hikâye şu: denir ki Japonya’da köylülerin ürettikleri ürünleri her yıl eşkıyalar gelip zorla alırlarmış. Köylüler bu durumu önlemek için yakınlarında bulunan savaşçı Samurailerden yardım almak için onlara giderler. Samurailer köylülerin isteğini kabul ederler ve o yıl için önlem alıp köylülerin ürünlerini eşkıyaların talan etmesini önlerler. Ancak bir iki yıl sonra bu defa Samurailer mademki bu ürünleri biz koruyoruz o zaman köylülerin ihtiyaçları dışındaki ürünleri biz almalıyız düşüncesiyle ihtiyaç fazlası üretilen ürünlere el koymaya başlarlar. Bunun üzerine köylüler tekrar bir araya gelip yeni bir önlem almak için çalışırlar ve sonuçta anlaştıkları durum şu olur. Biz öyle bir organizasyon oluşturmalıyız ki, bu bizim ürünlerimizi eşkıya ve Samurailere karşı koruduğu gibi, bizim birbirimize olan sorumluluklarımızı ve bizim bu organizasyona karşı olan sorumluluğumuzu da düzenlesin anlayışı üzerinde hemfikir olurlar. İşte denir ki o gün bu gündür oluşturulan bu organizasyon veya şemsiyenin adı “devlet”tir ve devlet olmaksızın toplumsal düzen ve huzur sağlanması imkânsızdır.
 
Korona virüsün ortaya çıkardığı önemli sonuçlardan birisi, devletin ortaya çıkış hikâyesinde olduğu gibi devletin anlam ve öneminin bir kez anlaşılmasına sebep olmuştur.
 
Devletin toplumsal ve ekonomik rolü konusunda ise şöyle bir anlayış özet olarak günümüze kadar işlemiştir.  
1450’lerdeki Merkantilizm anlayışında güçlü devlet, güçlü askeriyeye bağlı olarak elde edilen “değerli madenler” ile toplumun refahının maksimize edileceği anlayışı benimsenmiştir. 1750’lerdeki Fizyokratlar ise “doğal düzenin varlığı” anlayışı ile merkantilist anlayışın zayıflatıldığı ve tarım sektörünün ön plana çıkarıldığı bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. 1776’da Adam Smith tarafından yazılan “milletlerin zenginliği” adlı eser ile de “klasik iktisat” olarak adlandırılan ve iktisadın bir bilim olarak başlangıcı kabul edilen dönem başlamıştır. Serbest piyasa ekonomisi anlayışı doğrultusunda işleyen bu dönemde, devletin rolü tamamen sınırlandırılarak sadece “adalet ve diplomasi hizmetleri” ile “iç ve dış güvenlik” ten sorumlu tutulmuştur. Bunların dışında devletin ekonomiye müdahale etmesi işleyen düzeni bozacağı şeklinde kabul edilmiştir. Bu süreç 1929 yılına kadar etkili bir şekilde işlemiştir. Ancak 1929 yılında ortaya çıkan ve tüm dünyayı derinden etkileyen “dünya ekonomik krizi” devletin kriz dönemlerinde ekonomide olmaması durumunda istikrarın sağlanmasının zor olduğunu ve devletin mutlaka müdahalesinin olması gerektiğini göstermiştir. Bu sürecin öncülüğünü ise John Maynard Keynes “İstihdam, Faiz ve Paranın Genel Teorisi” adlı eseriyle yapmıştır. 
1980 sonrası ise Neo-Liberal politikalar ile neredeyse kâr temel hedef ve herşeyin özelleştirilmesi üzerine kurulu bir anlayışın tekrar ön plana çıktığı ve Keynesyen öngörünün bir anlamda ihmal edildiği bir dönem başlamıştır. 2000’lerden itibaren dijitalleşme döneminin hızlanması ve özellikle büyük devletlerin yöneticilerinin hırsları ve kaynakları kontrol etme emelleri hem dünya dengelerini olumsuz etkilemiş hem de yaşanacak krizlerde domina taşına benzer bir gerileme veya etkileşim süreçlerinin yaşanmasına sebep olmuştur.
Bu kısa özetten sonra şimdi devletin rolü ve Korana virüsünün ortaya çıkardığı etkiye bakabiliriz.
 
Günümüzde devletlerin ekonomi içerisindeki payları %25-%75 civarında değişebilmektedir. Bu krize bağlı olarak anlaşılmıştır ki, devletin ekonomik gücünün çok olması kriz dönemlerini kolay atlatmanın en önemli yollarından biridir. Bu nedenle, kriz sonrası çoğu devletin ekonomideki payının artacağını ve bir kısmının da %50’nin üzerinde olacağını tahmin etmek mümkündür.
 
Çin’in korona virüs ile başarısının altında yatan önemli sebeplerden birinin devlet gücünün ve otoritesinin yüksekliği ile bağlantılı olabilir. Nihayet 1929 dünya ekonomik krizini en az hasarla atlatan ülkenin Rusya olması da devletin kriz dönemlerinde etkinliğinin önemini desteklemektedir. Buradan şu sonuç çıkarılmalıdır; merkezi planlı bir ekonomik model savunulmamalıdır, ancak; sosyal devletin etkinliğini artırıcı bir modelin daha rasyonel olduğu düşünülebilir. Sosyal devlet ise ise şöyle tarif edilmektedir; “sosyal devlet, vatandaşlarının onurunu ve gururunu incitmeden insan haysiyetine yakışır asgari bir yaşamı ihtiyacı olan tüm vatandaşlarına sağlamayı kendisi için hedef edinen devlettir”. Virüs mücadelesinde Türkiye’nin ve bir çok devletin çabasının altında yatan ana neden de bu anlayıştır.
Devam edecek…

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.