Arslantürk AKYILDIZ GAZİ MECLİSİMİZ 100 YAŞINDA
Tarih : 2020-04-20
Tüm Yazılar

Arslantürk AKYILDIZ



Milli irademizin tecelli ettiği en yüksek mercii olan Gazi Meclisimiz, 100. Yılını doldurdu. Millî Kurtuluş savaşımızı ile doğan Gazi Meclisimiz, geçen bu uzun yıllar içerisinde nice fırtınalara göğüs gerdi.. Geçen bu yüzyılda nice badireler atlattı. İhanetler,İhtilaller , vatan hainleri tarafından uçaklarla bombalamaya kadar birçok saldırı ile karşı
karşıya kaldı. Ama, bütün bunların karşısında dimdik, vakur duruşundan zerre taviz vermeden, kendisine emanet edilen milletin iradesini korumak için, elinden gelen her şeyi yaptı.
 
Her yıl “23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutladığımız bu kutlu olayın açılış yıldönümü, bu yıl Corona ( Covit 19) salgını nedeniyle, olması gereken coşku ile kutlanamayacak maalesef.. Ama ziyanı yok. Türk Milletin kalbinde hiç sönmeyen, bağımsızlık abidesi adresi olan yüce meclisimizin, daha nice 100 yıllarını , hep birlikte, coşku içinde kutlayacağız.
 
Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının ,1919 yılının 19 Mayısında Samsuna çıkması ile başlatılan Milli Kurtuluş Savaşı sırasında, ülke tam manası ile uçurumun kenarına gelmişti. Tabiri caizse her şeyine el konulmuş, senaryosu çok öncelerden yazılmış köleleştirme tiyatrosunun son perdesi oynanıyordu.
 
Atatürk, “Gençliğe Hitabede” o yılları anlatırken yaptığı tespitlerin tamamı, acıda olsa yaşanıyordu. Hitabenin bir kısmına baktığımızda, bu hususlar açıkça görülmektedir;
“İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. 
 
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr-ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.”
 
Hitabede ifade edilen , İstiklalimize kasteden düşmanlarımızın en önde gelenlerinin başında hiç şüphesiz, İngiltere, Fransa, İtalya gibi, o yılların en güçlü devletleri yer alıyorlardı. 1914 ile 1918 yılları arasında milyonlarca insanın ölümün yol açan 1. Dünya Savaşından galip ayrılmanın verdiği öz güvenle, her tarafa hâkim olmaya çalışıyorlardı.
Uzun yıllardır Osmanlı Devleti üzerinde besledikleri hedeflerine ulaşmak, onlar için daha kolaydı artık.
 
Hiç vakit kaybetmeden, ülkemizin Pay-ı Tahtı İstanbul başta olmak üzere birçok strateji yeri, hiçbir gerekçe göstermeden işgal ederken, Ordularımız lağv ediliyor, sanayi tesislerimize, yeraltı, yerüstü bütün varidatarımıza el konulmaya çalışılıyordu. Bunlar yetmemiş gibi, içimizde bulunan Ermeni ve Rum gibi azınlıklar ayaklanarak, işgal güçleri ile elbirliği ederek, Türk – Müslüman kanı akıtmaya, katliam yapmaya başlamışlardı. Koca Osmanlı Devleti’nin yıllar içerisinde kaybedilen topraklarından geriye kalan, son vatan parçası olan Anadolu ve Rumeli de bizlere çok görülüyordu. Adeta içten ve dıştan gelenlerin felaketlerin ardı arkası kesilmiyordu.
 
Osmanlı Devlet idarecilerinin bir kısmı bu felakete çare bulmayı bırakmış, düşmanla iş birliği yaparak, durumu düzelteceklerini düşünecek kadar gaflet içine düşmüşlerdi. 
Damat Ferit Paşa Hükümetleri başta olmak üzere, devleti idare edenlerin bir kısmı, Atatürk’ün Gençliğe Hitabede de belirtildiği gibi, gerçek manası ile gaflet ve hıyanet içerisindelerdi.
 
İşkal komutanlarının, müstemleke vali edası ile verdikleri, köleleştirmeyi amaçlayan bütün emirlerini harfiyen yerine getirmeyi, kendileri için bir vazife kabul eder duruma gelmişlerdi.
 
Bunların dışında, vatanın düşmandan kurtarılması için yapılan Milli Mücadeleye destek veren devlet görevlileri ile Kuvva-i Milliyecileri etkisiz kılmak için her yola baş vuruyorlardı.
 
İşgal devletleri ve Osmanlı Devletinin bazı idarecileri tarafından desteklenen ve donatılan isyancıların yanında, azınlıkların yaptıkları saldırı ve katliamlar tüm hızı ile sürerken, vatanını savunmak için ayağa kalkan Türk Milleti, Mustafa Kemal Paşa etrafında teşkilatlanmasını bütün hızıyla sürdürüyordu.
 
Zira gidecek başka vatanları yoktu. İktidar sahipleri şahsi rahat ve menfaatlerini düşünmenin dışında bir şey yapacak durumda değillerdi. Bu durumun kabul edilmesi tam manası ile köleleşmek olduğunu bilen vatanperverler, ebetteki bu duruma seyirci kalamazlardı. O yüzdendir ki, yıllarca kendi iradesini kullanmasına müsaade edilmeyen Türk
Milleti, vatanın kurtarılması ve bağımsızlığı kazanmanın adresinin kendisi olduğunu çok geçmeden anlayacak ve gereğini yerine getirmek için seferber olacaklar. Bu şekilde “ Ya İstiklal , Ya Ölüm “ sloganı ile , bu vatanın gerçek sahibinin Türk Milleti olduğunu bütün dünyaya göstermişlerdir.
 
Bu gerçekle hareket eden Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, 21-22 Haziran gecesi yayınladıkları Amasya Tamimi ile , mücadelenin adresinin millet olduğunun ip uçlarını
veriyordu. Bu genelgedeki “Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
 
Maddesi, bunu açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü, başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Kuvva-i Milliye taraftarları, Osmanlı Hükümeti ve Saraydan ümitlerini kesmişlerdi. Onlarda büyük bir korku, sinmiştik ve teslimiyet olduğu açık bir şekilde görülüyordu.
 
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri’nce resmen işgali ardından, Misak-ı Milliyi kabul ederek dünyaya ilan eden, Son Osmanlı Mebussan Meclisinin dağıtılması,aydınların ve mebusların tutuklanması ,bir bakıma Osmanlı Devleti’nin de sonunun geldiğinin işaretleriydi. Artık Millet iradesinin tecelli edeceği bir Meclisin Ankara’da toplanması zaruret haline gelmiştir.
 
Mustafa Kemal Paşa , 19 Mart 1920’de tüm yurt sathına yayımladığı genelgede ,Ankara’da olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin toplanacağını haber veriyordu. Yapılacak yeni seçimlerle oluşacak bu meclise, İstanbul’dan tutuklanmamış olan mebusların da katılabileceğini bildirdi. 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan meclis, o günlerde Büyük Millet Meclisi (BMM) olarak adlandırılmış, yaklaşık 9 ay sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) olarak anılmaya başlanmış ve ardından bu ad süreklilik kazanmıştır. Artık Milli kurtuluş mücadelenin gerçek sahibi, Millet adına hareket eden Mustafa Kemal Paşa liderliğindeki Büyük Millet Meclisiydi.
 
Türk Bağımsızlık Savaşı, milletin egemenliğini kendi eline almasıyla başlamış, bu irade gücü ile başarıya ulaşmıştır. Milletimizin yüzyıllar boyunca başına gelen bütün felâketler, kendi kader ve mukadderatını, kendi idaresini başkalarının eline terk etmesinden kaynaklanıyordu.
 
Bu terk ediş sebebiyledir ki , I. Dünya Harbinin sonunda uçurumun kenarına kadar getirilmiş, sonunda galip devletler tarafından nerede ise tarihten silinmez istenmişti. Türk milleti, bu acı tecrübelerin ışığında artık uyanmış, iradesini artık başkasının  elinde görmek istemiyordu. 
 
Bu sebepledir ki, Türkiye Büyük Millet Meclisi;nin açılışı, milletin yüzyıllar süren arayışlarının özünü, onun bizzat kendisini idare etmek şuurunun canlı bir timsalini oluşturmaktadır.
 
Milletin kendi iradesini kullanarak kazandığı bu kutlu mücadeleyi, hür ve çağdaş yaşamanın adı olan Cumhuriyeti ilan ederek taçlandırması, Çağdaş muasır medeniyet seviyesine giden aydınlık yolu açmıştır. Güçlü, müreffeh, bölgesinde ve dünyada gıpta ile bakılan Türkiye Cumhuriyeti, Gazi Meclisi ile nice yüzyıllara akıp gidecektir….
20-04-2020
Öğr. Gör. Arslantürk AKYILDIZ

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.