Ermenistan'ın işgal ettiği Karabağ'dan kaçan 1 milyona yakın Azeri Türkü 17 yıldır Azerbaycan'da topraklarına dönecekleri günü bekliyorlar. 
    Karabağ'ı işgal eden Ermenilerin zulmünden kaçan Karabağlılar, 1992 yılından beri Azerbaycan'ın Berde, İmişli ve Sabirabat kentlerinde kurulan çadırkentlerde, öğrenci yurtlarında ya da kullanılmayan vagon gibi barakalarda yaşam mücadelesi veriyorlar. 
     Evleri, bahçeleri yağmalanan Karabağlılar, yerlerinden yurtlarından koparak geldikleri Azerbaycan'da topraklarının kurtarılmasını umutla bekliyorlar. 
     İmişli kentindeki bir öğrenci yurdunda yarı aç yarı tok yaşamını sürdüren 84 yaşındaki Zarife Aliyeva, topraklarına geri döneceği günü bekleyenler arasında. 
     Yurdun bir odasında 5 yakını ile kalan Aliyeva, “, 17 yıl önce Karabağ'ın Zengelan kentinden Ermeni zulmünden kaçarak İmişli'ye geldiklerini söyledi. 
     Zengelan'daki Ermeni baskınında bir oğlunun öldürüldüğünü anlatırken göz yaşlarına hakim olamayan Aliyeva, ''Ermeni zulmünden kaçarak topraklarımızı terk etmek zorunda kaldık ve buraya yerleştik. Eşimin kalbi vatan hasretine dayanamadı. Ama ben hala topraklarımıza geri dönmenin hayaliyle yaşıyorum. Ümidimi hiç yitirmedim'' diye konuştu. 
     -TÜRKİYE'DEN YARDIM BEKLİYORLAR-      
     Fuzili, Cebrail, Agdam, Zengelan ve Kubalı'dan İmişli'ye gelerek bir çadır kente yerleşen 17 bin 200 kişinin durumu da yürek burkuyor. Sonbahar yağmurlarıyla birlikte su birikintileri ve çamurlar arasında çadırlarda kalan Karabağlılar, yaklaşan kışın telaşını yaşıyorlar. 
     Bir taraftan çadırkentin getirdiği zorluklara direnen kişiler, diğer taraftan topraklarının Ermeniler'den nasıl kurtulacağı konusunda kendi aralarında gün boyu tartışıyorlar. 
     ''Fuzili'de akan sularım vardı, bahçem vardı, meyvelerim vardı, şimdi yok. Onları çok özledim'' diyerek vatan hasretini dile getiren Havva Memedoba da, evsiz ve topraklarından ayrı kalmanın üzüntüsünü yaşadığını söyledi. 
     Ermeniler'in topraklarından çekilmesi durumunda vatanına yalınayak, yürüyerek gideceğini söyleyen Memedova, şöyle konuştu: 
     ''Ermeniler'in sulh yoluyla topraklarımızı terk etmesi mümkün değil. Karabağ'ın Ermenilerden kurtarılmasına Türkiye yardım etsin. Savaşarak toprakları geri alıp doğma yurdumuza dönmek istiyoruz.''      
     —AVRUPA ÜLKELERİNE SİTEM...-     
     Avrupa ülkelerinin, Ermenilerin Karabağ halkına yaptığı zulmü görmezden geldiğini öne süren çadırkent sakinlerinden Metlep Mısir ise ''Avrupa gelsin, gerçeği görsün. Ermeniler, Türk milletinin düşmanı olduğunu açıkça gösteriyor. Türkiye kesinlikle Ermenistan sınır kapısını açmamalı. Avrupa zalim Ermenileri koruyor. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur'' şeklinde konuştu.    
     -TREN VAGONLARINDA YAŞAYANLAR...-    
     Sabirabat'ta kullanılmayan tren vagonlarını mesken tutan Karabağlılar, devletin verdiği gıda yardımı ve belirli miktarda aldıkları maaşla yaşama tutunurken, topraklarına geri dönmenin zamanının geldiğini düşünüyorlar. 
     Topraklarını kurtarmak için gerekirse canlarını vermeye hazır olduklarını ifade eden Karabağlılar, barış yoluyla alınamayan toprakları savaşarak geri alacaklarını dile getirdiler. 
     —TREN VAGONUNDA BÜYÜYEN ŞEHİT OĞLU...- 
Karabağ işgalinin ardından Sabirabat'a gelerek tren vagonlarına yerleşenler arasında o dönemde 1 yaşında olan şehit oğlu Akil İmanov da bulunuyor. 
     Aradan 17 yıl geçmesine rağmen hala vagonda annesi ve kardeşleriyle yaşayan Akil İmanov, şunları söyledi: 
     ''Bu vagonlara bir yaşındayken gelmişim. Babam Karabağda şehit olmuş. 17 yıldır bu vagonlarda yaşıyorum. Artık bıktık bu vagonlarda yaşamaktan. Ya topraklarımızı sulh yolu ile alsınlar ya da savaşalım. Ben cepheye gidip savaşmak istiyorum'' 
     -AZERBAYCAN'IN POLİTİKASI...-     
     Azerbaycan, Ermeni zulmü nedeniyle ülkenin değişik kentlerine yerleşen Karabağlıları, tarımsal koşulların uygun olduğu ve diğer iş imkanları geniş olan yeni yapılan  kasabalara yerleştiriyor.
     Kaçkın ve mecburi göçmenlerin hali hazırda yaşadıkları yerlerde fiziksel ve sosyal altyapı sorunları çözülerek iş yeri imkânlarının açılması ve bu sayede durumlarında iyileştirmeler yapılmasına çalışılıyor. Bir milyondan fazla kaçkının günlük yiyeceği geçimi hükümet tarafından sağlanıyor onlara rahat bir şekilde yaşama imkanı sunmak için çalışılıyor.
AĞLA KARANFİL AĞLA.. KURTAR İŞGAL EDİLMİŞ TOPRAKLARI EY AZERBAYCAN      …. KURTAR Kİ, GÖZYAŞLARI DİNSİN .. AYAĞA KALK EY AZERBAYCAN TÜRK’Ü.. GENÇLİĞİ ARTIK AYAĞA KALK.. KAÇKINLAR ZOR DURUMDA.. 17 YILLIK HASRET, EZİYET YETMEDİ Mİ? İŞGAL EDİLEN TOPRAKLAR KURTARILMALI… VATAN TOPRAĞI HASRETİ İLE YAŞAYANLARIN ÖZLEMİ BİTMELİ…EY HÜR DÜNYA DUY BU SESİ.. NERDE SİZİN VİCDANLARINIZ ..? NERDE İNSAN HAKLARI ..! NERDE ..? NEDEN 1 MİLYON KAÇKININ SESİNİ DUYMUYORSUNUZ..? ERMENİ VAHŞETİNİ SOYKIRIMINI GÖRMEZDEN GELİYORSUNUZ..?

      Yukarıdaki yazıyı okudunuz az çok fikir sahibi oldunuz. Şimdide detaya geçelim…

           Evet, sevgili okurlar sizlere Ermeni soykırımından, vahşetinden kaçıp Azerbaycan da öz vatanlarında kaçkın gibi zor şartlarda yaşayan insanlardan bahsedeceğim. Yüreği Azerbaycan sevdası ile dolu olan Iğdırlı iş adamımız CafereAli Taşbağ’ın katkıları ve yardımları ile belgesel çalışması yapan Ayşegül Ahıskalı ile birlikte Azerbaycan,a gittik. Baku’nün içinde ve İmişli ,Sadirabat ilçelerinde yurtlarda, tren vagonlarında,çadır kentlerde  yaşayan, Ermeniler tarafından yurtları işgal edilmiş, zulme uğramış yakınları gözlerinin önünde öldürülmüş  Azeri Türkleri ile görüştük. Anlattıklarını kamaraya çekerek belgesel haline getireceğiz. Yaptığımız bu çalışmaların bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim. Bu çalışmada bizlere maddi ve manevi destekte bulunan  Kartaş şirketi başkanı Cafer ali Taşbağ,a, Necmettin Taşbağ,a, Kars baş konsolosu Hasan Zeynelov’a , Başbakan yardımcısı Ali Hasanov’a basın danışmanı Sanan Hüseyinova,Şehriyar Aliyev’e ,Gülare Guliyeva,gazeteci ilhame Gasımlı ,TRT muhabiri Ağa Hun ve yardımcı olan herkese teşekkür ediyorum. Gerçekten kaçkınlar zor durumda tek umutları da Türkiye.. Türkiye bizlere sahip çıksın Azerbaycan’a yardım etsin topraklarımıza dönelim diyor. Onların durumunu görünce aklıma Mehmet Emin Yurdakul’un Anadolu şiiri geldi.Bana eski Anadolu’yu hatırlattı. Sizleri bu şiir ve yazıyla baş başa bırakıyorum
Ey vatanın bağrı yanık bucağı! 
Hani senin bereketli hasadın, 
Yeşil yurdun, mesut çatın, şen çiftçin? 
Hani senin medeniyet hayatın, 
Yolun, köprün, kazman, iğnen, çekicin? 
Ey Türklüğün otağı! 
Ne vakte dek bu acıklı sefalet, 
Bu viranlık,bu inilti, bu kaygı? 
Ne vakte dek bu uğursuz cehalet, 
Bu taassup, bu görenek, bu uyku? 
Yazık, sana ağlamayan şiire; 
Yazık, sana titremeyen vicdana 
Yazık, sana uzanmayan ellere 
Yazık, seni kurtarmayan insana! 
MEHMET EMİN YURDAKUL

      Evet ,yazık …Bu kaçkınların durumunu görmeyen hür dünyaya.. Ermenileri kınamayan onlara yaptıklarının hesabını sormayanlara… Çok yazık.. Bunları gazete ve televizyonlarında yer vermeyen Türk basınına… Kaçkınların acılarını, çektiklerini yüreğinde duymayanlara çok yazık… Vicdanları körelenlere… Çok yazık…             

AZERBAYCANDA BİNLERCE ERMENİ ZÜLMÜNE UĞRAMIŞ AZERBAYCAN TÜRK’Ü TOPRAKLARINA DÖNMEK İSTİYOR..     

Ermeniler tarafından işgal edilmiş Karabağ ve onun şehirlerinden kaçan 1 milyona yakın Azerbaycan Türk’ü 17 yıldır vatanlarına dönememenin hasretiyle yaşıyorlar.17 yıldan beri evlerinden yurtlarından kopup gelen bu insanlar çadır kentlerde, tren vagonlarında, öğrenci yurdu olarak yapılmış binalarda çok zor şartlarda yaşam mücadelesi veriyor. Aradan geçen 17 yıllık süre içinde karısını,  kocasını, oğlunu, kızını, annesini,ve babasını kaybetmiş bu insanlar doğma topraklarına döneceğim ümidiyle yaşama sarılmış   yarı aç yarı tok yaşamaya çalışıyor öğrenci yurdunda yaşayan 84 yaşındaki zarife ninenin sözleri yürek parçalayıcı “ zengelan şehrinde yaşıyorduk. Ermeniler baskın verdi bahçede oğlumu öldürdüler bizlerde kaçmak zorunda kaldık geldik buraya yerleştik kocamın kalbi acıya dayanamadı bir yandan toprak hasreti öbür yandan  tek gözlü odalarda yaşam…öldü... Bende çok yaşamam ama ,beni yaşatan, bir gün topraklarımıza döneriz ümidi …. Türkiye bize yardım etsin Ermenilerden topraklarımızı alsın evimize dönelim” sözleri …Bir başka ninenin “yaylaklarım vardı…Akan sularım vardı …Bahçem vardı… Meyvelerim vardı..Şimdi yok…Onları çok özledim sözleri bir başka dramı anlatıyor…Tek gözlü yurt odalarında 5–6 nüfus bir arada yaşıyor. ..Konuştuğumuz insanların hepsi ,Ermenilere lanet ediyor. Kimisi vahşi Ermenilerin yaptıklarını anlattıkça gözleri doluyor ağlamaya başlıyorlar… Topraklarımızı versinler yalın ayak(ayakkabısız)kaçar gideriz..Fuzuli den Zengelen dan gelen kadınlar ,öfkeli ve topraklarını geri istiyorlar. Topraklarımız yakılıyor evlerimiz yıkılıyor.Hür dünya seyrediyor.. Nerde İnsanlık ..Nerde Birleşmiş milletler..Ermeniler İşgal ettiği topraklarımızda tarihimizi yok ediyor…
     Azerbaycan’da İmişli bölgesinde çadır evlerde tek göz odalarda yaşayan yüzlerce aile 17 yıldır neler çektiklerini anlatmakta zorlanıyor. Devletin yaptığı yardım ve verdikleri belli miktar maaşla geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar.kimi çadırlarını çamurlarla örmüş kimi teneke ile ve bu kışın ne yapacaklarını kara kara düşünmeye başlamışlar bile…Çadır kentte yaşamak zor.. Yollar bahçeler çamur… Ama Ermeni zulmünü gören bu insanlar  ..yakınlarını yitiren insanlar topraklarının barış yolu ile alınamayacağı inancında  ..Ve savaşarak toprakları geri almak doğma yurtlarına dönmek istiyorlar.. İMİŞLİ VE Sabirabat şehirlerinde yaşayan binlerce Karabağ kaçkını hala topraklarına dönecekleri günü umutla bekliyorlar. Fuzili,Cebrail,Agdam, Zengelan ve Kubalı dan gelen 17200 kişi bu çadır kentte yaşıyor yaşamaksa eğer. Hepsi Ermenilere lanet okuyor. Şair Metlep Mısir “Avrupa gelsin bu gerçeği görsün Ermeni Türk milletinin düşmanıdır. Aman sınır kapılarını açmayın. Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.diyor çadırla ilgili yazdığı şiiri okuyor” YİNEDE ÇADIRA TEREF,GEME DEYMEYE GEDİREM,DERTLERİME BİR DEFEDE,BOYUN EYMEYE GEDİREM.. Sabirabat’ta tren vagonlarında 15 yıldır yaşama mücadelesi veren bu insanların artık sabrı taşmak üzere hepsinin ortak görüşü” barış yolu ile alınmayan topraklar savaşarak geri alınsın bizler severek savaşmaya gitmeye hazırız diyorlar. Ermenilerin korkak bir millet olduklarını ,arkalarında Ruslar olduğu için topraklarının işgal edildiğini belirtiyorlar bizler Ermenilerle değil Ruslarla savaştık diyorlar.Yaşlıların tek umutları Türkiye ve Türk askeri .. Türk askeri bize yardım etsin topraklarımızı geri alalım diyorlar. Türk askerini bir kurtarıcı olarak görüyorlar. Tren vagonuyla 1 yaşındayken tanışan şehit oğlu Akil’in sözleri unutulurgibi değil” ben bu vagonlara bir yaşındayken gelmişim babam Karabağda şehit olmuş ben şehit oğluyum 14 yıldır bu vagonlarda yaşadım artık bıktık ya topraklarımızı sulh yolu ile alsınlar ya da savaşalım. Ben cepheye gidip savaşmak istiyorum. Demesi babasının resmini göstermesi gözlerinin dolması bir başka dramdı..
     Hocalı’dan kaçanların anlattıkları ise ,  Ermeni vahşetini bir kez daha gözler önüne seriyor.İşgalde  babasını, oğlunu, kızını kardeşini kaybetmiş. Gözlerinin önünde yakınları sevdikleri öldürülmüş. Hepsinin yüreği yanık, hepsi dertli. Ermenilere karşı kin ,nefret dolular… Yaşadıklarını anlatırken hepsinin gözleri doluyor ağlıyor.O günü yeniden yaşıyorlar…Hocalı katliamından kurtulan  Havva Memetova  milletvekili olmuş konuyu her alanda yaşayan biri olduğu için dertli Ermenilerin yaptıklarını canlı bir şahit olarak anlatıyor.Yazdığı kitaplarla Ermeni gerçeğini vahşetini dünya kamuoyuna sunuyor. Ama Avrupa birliği bunları görmezden geliyorlar. İlk zamanlarda gösterdikleri ilgi azalmış gibi bence( ilk zamanlarda kaçkınlara gösterdikleri ilgi Azerbaycan’da iş yapabilmek içindi. Nereye gitsek Amerikalı, İngiliz Fransız   gibi iş adamlarını görürsünüz. Bunlar Azerbaycan petrolünü elinde tutan iş adamları. İşlerini sağlama aldıklarından bir milyon kaçkın umurlarında değil…) Milletvekili Havva Memetova” o günleri şöyle anlatıyor.”Ermeniler Dağlık Karabağ da Azerbaycan topraklarına saldırmaya başladılar. Sıra Hocalı’ya gelmişti. Rusların yardımıyla Hocalı’ya saldırdılar. Gençlerimiz ve halkımız kahramanca direndiler fakat silahı olmayan halk katliama uğradı ve kaçmak zorunda kaldık. Bu vahşi saldırıda insanlar vahşice öldürüldüler. Hamile kadınlar karınlarındaki çocuklarla öldürüldü. Ve bu vahşeti hür dünya seyretti… Hocalı soykırımı dünya ve Ermeni tarihine bir kara leke olarak geçmiştir. Bugün Azerbaycan da bir milyondan fazla kaçkın vardır. Hepsi topraklarına döneceği günü ümitle bekliyor. Ben inanıyorum ki en kısa sürede topraklarımıza kavuşacağız. İster barış yoluyla ister savaşarak… Çünkü bu topraklar bizim öz be öz doğma topraklarımızdır.” Dedi.,,

ERMENİ VAHŞETİNİ YAŞAYANLARIN DRAMI ANLATMAKLA BİTMEZ…

     Ermeni vahşetinden kaçan on binlerce Karabağlı Azeri Türk’ü Azerbaycan’ın çeşitli şehir ve bölgelerinde yaşamakta devlet yeni şehirler kurarak bunları yurtlardan ,çadır kentlerden vagonlardan alarak buralara yerleştiriyor.Biraz olsun sıkıntılarını azaltıyor.. Karabağ'dan Ermeni vahşetinden kaçanlara KAÇKINLAR deniliyor. Azerbaycan’da  bir milyon kaçkın yaşamakta.Kaçkınların durumu içler acısı. Azerbaycan içerisinde 1 milyon 200 bin Azeri halkı yerinden yuvasından olmuş kaçkın durumunda. Çok zor şatlarda hayatına devam eden bu insanların dramı ayrı bir araştırma konusu.
     Medeni dünyanın gözü önünde Azerbaycan'da yaşanan bu insanlık ayıbını Türkiye kamuoyu görmüyor. Bir çok sözde akademisyen ve siyasetçi Ermenistan’a giderken bu bölgelere gelmemesi düşündürücü.. Boğaziçi üniversitesinde Ermeni konferansı düzenleyen sözüm ona aydınlar bir kez olsun Azerbaycan a da giderek kendi ülkelerinde sürgün hayatı yaşayan ve kaçkın 1 milyon 200 bin insanı da görmeli. Fransa’nın Sözde soykırım kararını kabul etmeyenler suç işler kararını alanlar bu Ermeni zulmüne uğramış insanları da görmeli insanlık adına vicdan adına…
     Ermeni vahşetinden kaçanlar ve gerçek Soykırım Türk kamuoyunun Karabağ'da Ermeni vahşetinden kaçanlarla fazla ilgilenmemesi üzücü.. Durum gerçekten korkunç. Çadır kentler yurtlar vagonlar  tam bir toplama kampı, üstelik bilgi ve bilişim çağında 1 milyon 200 bin Azeri Türk’ü, sözde medeni geçinen dünyanın gözleri önünde ölüm kalım mücadelesi veriyor. Bir yaşlı teyzenin anlattıkları iç burkuyor. "Biz yeniden Karabağ'a gitmek aşkı ile yaşıyoruz. Bizim Karabağımız tümü ile kızıl ( Altın gibi yer) verimli bağlarımız tarlalarımız orda kaldı. Biz Karabağ'a gitmek ümidi ile yaşıyoruz. Bizleri yerimizden yurdumuzdan eden Ermenilerin içine Allah bin ateş versin tomarı yansın... Bizim içimiz yanıyor. Görüyorsunuz biz burada perişanız..." diye feryat ediyorlar. Bir zamanlar öğrencilerin  yaşadığı bu yurtta Kaçkınlar yaşıyor,. Çarşaflar asılarak kurulan mutfaklar hem mutfak hem yemek odası ve hem de banyo yapılmış... Eşi Ermeniler tarafından şehit edilmiş bir genç kadın 2 çocuğu ile buraya sığınmış. Acı manzara halen gözlerimin önünde. Gördüklerim gerçekten korkunç..
      Bilgi çağında gördüğümüz manzara karşısında insanlığımızdan utanıyoruz. Tüm dünyanın gözü önünde yaşanan bu acı durum insanlığını kaybetmeyen herkesi dehşete düşürmeli. Bu manzara gerçekten üzücü.. Sözde soykırım tasarısını kabul eden sözüm ona medeni dünya ve dost geçinen sahtekarlar Azerbaycan'a gelip bu acı manzarayı gerçek soykırımı, vahşet ve insanlık ayıbını gözleri ile görmeli. Karabağ'dan kaçan Azeriler gerçekten büyük bir dram ve vahşet yaşıyor..
8 milyon nüfusu olan Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan diğer bir ifade ile ülkede yaşayan her 8 kişiden birisi göçmen durumundadır. Rakamsal olarak bakıldığında dünyada en çok göçmen nüfusunu barındıran ülke İran’dır. Ancak göçmen nüfusun toplam nüfusa bölümünde ortaya çıkan rakam açısından Azerbaycan dünyanın en çok göçmen barındıran ülkesidir. Azerbaycan topraklarının % 20’si Ermenistan tarafından işgal edilmiştir ve nüfusunun % 13’ü kendi tarihsel yurtları içerisinde göçmen durumundadır.
     1988 yılında silahlı çatışmaya dönüşen Dağlık Karabağ sorunu kısa süre sonra Dağlık Karabağ’ın sınırları dışına taşmış ve cephede kazanılan askeri başarılar Ermenilerin Azerbaycan’ın içlerine kadar sokulmalarına olanak sağlamıştır. Netice itibariyle Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si Ermenistan Silahlı Kuvvetleri tarafından işgal edilmiştir. Bu işgal sırasında 18 binden fazla Azerbaycan vatandaşı öldürülmüş (bu konuda bazı yazarlar her iki taraftan 1988–1994 yılları arasında toplam 35 bin kişinin öldüğünü ifade etmektedirler), 20 binden fazlası yaralanmış, 50 bini sakat olmuş ve 5.101 Azerbaycan Türkü ise kaybolmuş /veya esir edilmiştir. Esir olan Azerbaycan Türklerinin 66’sı çocuklardan ibarettir. Azerbaycan’da aile fertlerinden bir /veya birkaçı savaşta öldüğü için 7.737 aile “şehit ailesi” statüsü almıştır. Genelde Azerbaycan nüfusunun 1/3’ü Dağlık Karabağ savaşından doğrudan veya dolaylı olarak zarar görmüştür. Dağlık Karabağ sorunu ile ilgili olarak ta sosyal, ekonomik ve siyasal sorunlardan bütün ülke vatandaşları etkilenmektedir.
     Ermeni işgali Azerbaycan’ın önemli miktarda ekonomik kaybına da sebep olmuştur. 60 Milyar $ olarak hesaplanan bu ekonomik kayıp ile Azerbaycan’ın bu bölgesinde 7.000’e yakın sanayi, tarım ve diğer müesseseler kapatılmıştır. Bu müesseseler ile ülke ekonomisinde toplam tahıl hasılatının % 24’ü, alkollü içki imalatının % 41’i, patates üretiminin % 46’sı, et üretiminin % 18’i ve süt üretiminin ise % 34’ü karşılanmaktaydı. Yanı sıra; bu bölgede bulunan 616 okul, 242 çocuk yuvası, 683 kütüphane, 464’den fazla tarihi eser ve müze, 695 hastane, poliklinik ve sağlık ocağı, Azerbaycanlıların meskunlaştığı 724 şehir, köy ve kasaba işgal edilmiştir. Azerbaycan’ın bu bölgelerinin işgali ile beraber ülkenin ekolojik sistemine önemli miktarda zarar verilmiş, bölgedeki ormanlar tahrip edilmiştir.

Azerbaycan’ın İşgal Edilen Bölgeleri ve İşgal Tarihleri
     1988 yılında silahlı çatışmaya dönen Azeri-Ermeni sorunu kısa bir sürede Azerbaycan ve Ermenistan’ın bir bölgesel savaşına dönüşmüş ve Ermenistan silahlı kuvvetleri bu çatışmalar neticesinde 1988 yılından ateşkesin yapıldığı 12 Mayıs 1994 tarihine kadar Dağlık Karabağ’ın tamamı olmak üzere toplam 890 rayon, köy, kasaba ve yerleşim biriminden ibaret Azerbaycan topraklarının % 20’sini işgal etmiştir. Dağlık Karabağ’da Azerbaycanlılar 2 şehir, 1 kasaba ve 53 köyde meskunlaşmışlardı. Ermenistan silahlı kuvvetleri; 18 Şubat 1992’de Hocavend’i, 25 Şubat 1992’de Hocalı’yı, 26 Şubat 1992’de Şuşa’yı, 18 Mayıs 1992’de Laçin’i, 4 Nisan 1993’de Kelbecer’i, 23 Temmuz 1993’te Ağdam’ı, 24 Ağustos 1993’te Fuzuli, 27 Ekim 1993’te Zengilan’ı, 26 Ağustos 1993’te Cebrayil’i, 31 Ağustos 1993’te Gubadlı’yı işgal etmişlerdir.
     İşgal edilen bölgelerden 4.388 km’lik toprak sahasına sahip Yukarı Karabağ’dan 192.300 kişi, Laçin’den (1.835 km2) 59.500 kişi, Şuşa’dan (970 km2) 29.500 kişi, Kelbecer’den (1.936 km2) 50.500 kişi, Ağdam’dan (1.093 km2) 158.000 kişi, Fuzuli’den (1.386 km2) 100.000, Cebrayil’den (1.059 km2) 51.600 kişi, Gubatlı’dan (802 km2) 30.300 kişi ve Zengilan’dan (707 km2) 33.900 kişi olmak üzere bu yerleşim birimlerinde yaşayan toplam 676.100 kişi yıllarca yaşadıkları ata yurtlarından kovularak Azerbaycan’ın içlerinde çadırlarda yaşamaya mahkum edilmişlerdir.

Hocalı Soykırımı

       Diğer yandan işgal edilen bu bölge içerisinde 936 km’lik alana sahip ve 2.605 aileden ibaret 11.356 kişinin yaşadığı Hocalı kasabası 26 Şubat 1992 tarihinde yüzyılın en acımasız soykırımına maruz  kalmış ve kasaba tamamıyla yok edilerek, 613 kişi (63’ü çocuk ve 106’sı kadın) işgence yapılarak öldürülmüş, 487 kişi sakat edilmiş ve 1.275 kasaba sakini ise esir edilmiştir. 8 aileden ise hayatta kalan kimse olmamıştır.
      Savaştan sonra göç edenlerden çadırlarda barınan 15,530 aile 73.982 kişi, gecekondularda yaşayan 19.782 aile 98.979 kişi, devlete ait konutlarda, çocuk yuvalarında, okullarda ve yurtlarda kalan 43.905 aile 175.255 kişi, tatil köyleri ve sanatoryumlarda barınan 5.236 aile 20.240 kişi, akraba ve tanıdık evlere sığınan 38.926 aile 156.420 kişi, başkalarına ait olduğu halde göçmenler tarafından zaptedilmiş evlerde 8.954 aile 35.472 kişi, inşaatı yarım kalmış binalarda 8.954 aile 44.502 kişi, çifliklerde 7.555 aile 32.721 kişi, yük vagonlarında 2.076 aile, 8.859 kişi, yol kenarlarında ve topraktan kazılmış mağaralarda yaşamını sürdürmeye çalışan 3.418 aile 14.864 kişi. Bunun yanısıra işgal altında olmamasına rağmen Azerbaycan’ın Ermenistan ile olan sınır bölgeleri sürekli ateş hattında ve aynı zamanda ateş altında olduğu için bu bölgelerdeki insanlar da daha güvenli yerlere gitmek için evlerini terketmek durumunda kalmış ve göçmen durumuna düşmüşlerdir. Toplam 20.678 aileden ibaret 86.386 kişinin bölgelere göre dağılımı şu şekildedir:
     Ağstafa: 328 aileden ibaret 1.152 kişi, Ağcabedi: 681 aileden ibaret 3.358 kişi, Gazah: 1.712 aileden ibaret kişi, Gedebey: 87 aileden ibaret 313 kişi, Terter: 1.186 aileden ibaret 4.973 kişi
     Ağdam: 5.369 aileden ibaret 20.443 kişi, Fuzuli: 11.119 aileden ibaret 49.967 kişi, Nahçivan Muhtar Cumhuriyeti’nin Sederek Şehri’nde 103 aileden ibaret 476 kişi ve Şerur şehrinde ise 93 aileden ibaret 273 kişidir. Not: Bu istatistik bilgiler 2000 yılı itibariyledir.Bu bilgiler Sinan Ogan’ın yazdığı Azerbaycan ve kaçkınlar adlı yazıdan alınmıştır.) göçmen olarak yaşayan yaklaşık 1 milyon Azerbaycan Türkü çok ağır şartlar altında yaşamlarını sürdürmektedirler. Azerbaycan’ın ve haliyle göçmenlerin en büyük umutları Türkiye’dir. Ancak ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik şartlar Türkiye’nin Azerbaycan göçmenleri ile yeterince ilgilenmelerine olanak tanımamaktadır. Ancak mevcut şartların içerisinde de yapılabileceklerin en iyisinin yapıldığını söylemekte pek mümkün değildir. Diğer yandan Türkiye kamuoyu da yanıbaşımızda kardeşimiz olan 1 milyon göçmene gerekli ilgiyi göstermemiştir. Bunun bir çok geçerli sebebi olmasının yanısıra en önemli sebeplerden birisi de kamuoyumuzda bu konunun yeterince bilinmemesidir.
     Kaçkınların ve Mecburi Göçmenlerin evlerine dönebilme umutları her geçen zaman içerisinde biraz daha azalırken artık 15 yılı çoktan aşmış olan bu zaman dilimi içerisinde bu göçmenlere yardım eden yerel ve uluslararası yardım kuruluşlarının da sayısında giderek bir azalma görülmektedir. Azerbaycan halkının her ferdi gibi göçmenlerin de en büyük dileği Ermenistan tarafından işgal edilmiş topraklarının kendilerine verilmesi ve en temel haklardan olan kendi evlerinde ve kendi yurtlarında yaşamak haklarının geri iade edilmesidir. Yüzyılın dramını yaşayan Azerbaycan Türkleri’ne yardım elini uzatmak Azerbaycan hükümetinin vatandaşlarına olan tabii vazifesi, uluslararası kurumların insanlık adına olan borcu ve Türk insanının ise bir kardeşlik görevidir. Azeri göçmenler ise herkesten ve fakat özellikle de Türk kamuoyundan bu borcun ödenmesini beklemektedirler. Karabağ’da Azeri kentlerini basarak benzerine ender rastlanacak korkunç katliama girişen, silahsız sivilleri; savaş uçakları ve tanklarla  bombalayan, kadın-çocuk, yaşlı-genç ayırt etmeksizin işkenceyle öldürenler, hamile kadınların karnını süngülerle deşenler, bebeklerin çocukların yüzlerini-gözlerini parçalayanlar, hiçbir yüreğin dayanamayacağı dünyanın en korkunç manzaralarını gerçekleştiren ermeniler sanki bu vahşeti kendileri yapmamış gibi davranıyorlar. Ayrıca işgal ettikleri Azerbaycan topraklarına ek olarak, Türkiye’nin doğusunu Batı Ermenistan olarak adlandırdıklarına ve koşullar elverdiğinde Türk topraklarının bir bölümünü hayali ’Büyük Ermenistan’a katma emellerini de gizlemiyorlar. Uluslar arası hukuku ayaklar altına alıp çiğnemelerine ve işledikleri tüm savaş suçlarına rağmen yinede kendilerini haklı göstermeye çalışıyorlar 20. Yüzyılın en büyük katliamının gerçekleştirildiği yerleşim yeri olan Hocalı kenti, 1992 öncesinde, Azerbaycan'ın Karabağ bölgesinde bulunan ve yaklaşık 7.000 Azeri’nin yaşadığı bir yerleşim yeri idi. Karabağ'daki mevcut tek hava alanının burada olması ve demiryolunun da buradan geçmesi nedenleriyle kentin, stratejik önemi vardı. Fergani'den göçe zorlanan Acara Türkleri ile Ermenistan'dan şiddet kullanılarak çıkarılan Azerbaycan Türkleri zaman içerisinde Hocalı’ya yerleşmişlerdi. Hocalı, 28 Ocak 1992 tarihinde, dönemin Azerbaycan Devlet Başkanı A. Muttalibov'un fermanıyla da Rayon, yani “Özel İdari Bölge” statüsüne kavuşturulmuştu.
     Ne var ki, 25 Şubat 1992 tarihinde, ağır silahlarla donatılmış Ermenistan silahlı kuvvetleri tarafından, Hankendi'ne yerleşen 366. Rus Motorize Alayı’nın da desteği ile Hocalı'ya “gece yarısı baskını” düzenlendi ve maalesef 1600 Azerbaycan Türk’ü hunharca öldürüldü. Yaşlı-genç, kadın-erkek, çoluk-çocuk, sakat-sağlam demeden, yüzlerce insan katledilirken, tarihte eşi görülmemiş işkencelere maruz kalındı. İnsanlığa karşı en gaddar, en acımasız toplu terör olaylarından biri olan “Hocalı soykırımı” ile Azerbaycan kenti Hocalı, tarihin kara ve tozlu sayfalarında yerini almak üzere yeryüzünden silindi.
    Hocalı'daki vahşet ve soykırım, Ermenilerin, "Büyük Ermenistan" ideali çerçevesinde, 1987 yılından itibaren, Ermeni Diasporası ile birlikte yeni hedef olarak seçilen Dağlık Karabağ bölgesinin Azerbaycan Türklerinden temizlenmesi amacına yönelik gerçekleştirilmişti.
    Ermenilerin "Toprak genişletmek" arzusuna, tarihi Türk düşmanlığı ve nefreti de eklenerek işlenen bu katliamla, çağın en büyük zulmü ve soykırımı Hocalı'da yaşanmış oldu. Hocalı vahşeti, yalnızca Azerbaycan halkına karşı değil, tüm halklara karşı işlenmiş ve tarifi imkansız bir insanlık suçuydu.
     Hocalı faciası, bir rastlantı eseri olmayıp, tersine son 200 yıldan bu yana Ermeniler tarafından Azerbaycan halkına karşı yürütülen planlı ve kararlı soykırım ve etnik temizlik siyasetinin sonucuydu. Bu vazgeçilmez sinsi siyaset, Ermeni Diasporası’nın ve lobisinin her türden desteği ve kışkırtmaları ile yıllarca sürdürülmüştü.
     Ermeniler, amaçlarına ulaşmak için, terör, katliam, etnik temizlik gibi insanlık suçlarından çoğu zaman çekinmemişlerdir. Etnik temizlik ve soykırım politikalarına kendi topraklarında maruz kalan milyonlarca Azeri’nin katledildiğine, aralarında hamile kadınların da bulunduğu çok sayıda insana yapılan işkencelere ve bu insanların ata baba yurtlarından zorla çıkarıldıklarına dair eldeki belgeler, çok net ve açık bir şekilde tarihe tanıklık etmektedir. Ne yazıktır ki, tarihin ve insanlığın bu en kanlı trajedisi Hocalı’da yaşanırken ve üstelik masum insanların hunharca katledildiği cinayetin kanıtı niteliği taşıyan video kayıtları ve belgeleri de eldeyken, dünya kamuoyu yeterince bilgilendirilemeyerek yıllarca sonuç alınamamış, nihayetinde, Hocalı vahşetinin,  dünya devletleri ve uluslararası örgütlerce soykırım olarak tanınması için gerekli adımların atılamadığı anlaşılmıştır.
     “Hocalı katliamı”. Adı her ne olursa olsun, nasıl anılıyorsa anılsın, kim tarafından, kime yönelik, hangi şartta ve ne şekilde olursa olsun sonuçta vahim olayların yaşandığı bir vahşet var ortada. Hal böyle iken, insanlık dışı bu olayın, sadece ve sadece Azeriler ve Türkler tarafından anılarak kınanması gerçekten çok üzücü. Diğer taraftan, bu katliamın, aradan 17 yıl geçmesine rağmen halen dünya kamuoyuna anlatılamamış olması da maalesef çok daha üzücü ve düşündürücü.
    Bu itibarla, yüzyılın vahşeti Hocalı katliamıyla ilgili olarak; ülkeler, uluslararası kurumlar, insan hakları ve sivil toplum örgütleri, v.b. gibi çeşitli kuruluşlar, eldeki kanıt niteliği taşıyan belgelerle daha fazla ve ısrarla bilgilendirilmeli, konunun, uluslararası platformlara taşınarak parlamentolarda tartışılması sağlanmalı, Ermenistan'ın işgalci ve tecavüzkar yapısı ortaya konarak dünya kamuoyuna deşifre edilmeli, yaraların bir nebze de olsun sarılması amacıyla, Ermenilerin işgal ettiği Azerbaycan topraklarından çekilmesi de kararlılıkla istenmelidir.
Yaklaşık 1 milyondan fazla Türk’ün göçmen durumuna düşmesiyle sorun insani açıdan dramatikleşti. Ve 1991 yılından bu yana Azerbaycan’ın değişik bölgelerinde oluşturulan Çadır kentlerde yaşayan savaş göçmenleri (kaçkınlar), kışın ayazına ve yazın bunaltan sıcağına rağmen ümitlerini yitirmeden Karabağ probleminin çözülmesini bekliyorlar. Bebek olarak çadır kentte dünyaya gelen çocuklar şu anda 17 yaşında. Gözlerini çadır kentte dünyaya açan binlerce çocuk eğitimini çadır okullarda görüyor, sağlık ihtiyaçlarını çadır hastanelerde gideriyor.

İstatistik bilgi

İşgal olunan şehir köy ve kasaba: 890
Ölenlerin sayısı :20 bin
Yaralı sakat:50 bin
Kayıp olanlar :50101

1999 yılı verilerine göre

Şehit ailesi :7739
Kaçkın ve kökçünler: 289641 erkek 321652 bayan
17 yaşındaki :  196480
Okullu olan  :  126482
Yetim:5000
Kimsesiz:4000
Azeri Türk’ü 565480
Rus :   317
Diğer :131
Çadırlarda yaşayanların sayısı :15530 aile 73972 kişi
Evlerde yaşayanlar :19781 aile 98979 kişi
 

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.