IĞDIR’IN YAKIN TARİHİNE NOTLAR –VI- “EYLÜLDEN ÖNCEKİ SÜRGÜN!”

Tarih : 2020-11-14 / Kategori : Kültür & Sanat

IĞDIR’IN YAKIN TARİHİNE NOTLAR –VI- “EYLÜLDEN ÖNCEKİ SÜRGÜN!” Reklam Alanı

Kışın soğuk ve masraflı ayları bitmek üzereydi.
İnsanlar tarlaya, tapana, toprağa fidan dikmeye hazırlanıyordu.
Mart ayında yapılacak Belediye Başkanlığı seçimleri de hummalı bir çalışma ile sürmekteydi. 
Belediye Başkanlığı seçimlerine katılan  adaylar seçimler yaklaştıkça çok koşturup, yorulup,  hırçınlaşıyorlardı. 


Gazetenin sayfaları tüm adayların haberlerine açık olmasına rağmen, sandıktan çıkan sonucu değerlendirip, eksikleri giderme yerine, suçlu aramaya başlamışlardı bile. 
Her ne kadar Iğdır olarak il olsak bile büyük iller kıyaslamasında küçük yerleşim yeri olduğumuz gerçeğini kabul etmek zorundayız. Ayrıca, seçmenin yakinen tanıdığı adayların daha çok etkili olduğunu da genelde görmekteyiz.
Kış ile başlayan ağır ve yorucu seçim çalışmaları bitmiş ve 28 Mart seçim günü gelip çatmıştı artık.
Zorlu bir maratondan sonra sonuçlar beklenmeye başlanacaktı. Nitekim süreç öyle de oldu.
Akşam oy verme işlemi bitmiş, sandıklar sayılmaya başlanmıştı. 
Sonuçlar geldikçe sonuçlar da netleşmeye başlıyordu.
Bir dönemin seçilmiş adayının, ikinci kez büyük bir çoğunlukla Belediye Başkanlığını kazandığı görülmekteydi. 
Seçim sonuçları aşağı/yukarı şöyle olmuştu;
Kazanan; 9700, Kaybeden ise; 4700.. 
Ben ise, bu seçimin sadece oy veren seçmeni konumunda idim. 
Fakat, bizi hedef göstermeye çalışmaktaydı birileri.
Birileri, belki bu yolla kendi içindeki kıskançlık hastalığının intikamı peşinde idi, ya da birileri, ne kazanç elde edebilirim, nasıl fesatlık yaratabilirim çabasında.
Seçilen kişi, aldığı oyla elde ettiği makama oturdu. 
Beni neden seçmediniz? mantığı ile halkın çoğunluğunun seçmiş olduğuna itiraz eden, sanki sadece bizler yanındaymışız gibi (bende dahil) çalışan yakınlarımıza sürgün listeleri hazırlanmaya başlanmıştı.
“Neden biz?” diye sorduğumuzda ilgilisi  “Kendi adamlarınız liste yaparak önümüze bırakıyorlar, onlara sorun?” diyorlardı. 
Listenin ilk sırası ben ve ailemizdeki diğer çalışanlarmış anladığımız kadarıyla. 
Çalıştığımız iş yeri özelleşmemişti daha. 
İl dışına tayin (sürgün) haberini, dönemin Genel Müdür Yardımcısının  yakın olduğu bir dostuna bilgi vermesi neticesi  öğrenmiştik.
İsteğim dışında çıkarılan tayin yazımın  bir an önce tebliğ edilip, ilişiğimin kesilmesi için baskı yapılmaktaydı. 
Bu arada, rahmetli Babamızın rahatsızlığı nedeniyle sürekli Erzurum’a tedaviye gitmekteydi. 
Böyle sıkıntılı süreçte, sürgün gibi ani tayinimin çıkış nedenini öğrenmeye Ankara’ya gittim. 
Dönemin atamadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısından tayinin gerekçesini öğrenip, kesin neden kaynaklandığı hakkında bilgi almaya çalışmaktaydım. 
Genel Müdür Yardımcısı “Biliyorsunuz, seçimlerin getirisi oluyor böyle ani tayin/geçici görevlendirme işleri, bizim yaptığımız bir şey değil, elimizden gelen bir şey de yok” mealinde konuştu. 
Bende izin isteyerek açıklayayım dedim; “Sayın Genel Müdürüm, seçimlerde kazanan ile kaybeden adayın arasındaki fark ne kadardır biliyor musunuz? Iğdır’da kazanan aday ile bizim sürülmemizi isteyen aday arasında 5 bin civarında oy farkı var. 5 bin oyun yetkisi bende ise kabul, ben suçlu olayım. Ayrıca benim 5 bin oya hükmedecek gücüm olsa hiçbir dakika durmaz hemen kendim  aday olurdum.” dedim. 
Genel Müdür Yardımcısı gülümsedi ve veda edip ayrıldım.
Sonra diğer illerde şube müdürlüğü kadrosu dolu olduğundan mecburen boş kadrosu olan güzel, şirin, tozu, bezi, tuzu, horozu ile meşhur Denizli iline gittim. Elazığlı olduğunu öğrendiğim İl Müdürü Sıtkı bey ve diğerleri merakla neden geçici gönderildiği mi sordular. 
Yaşanılanları ve yaptığımız konuşmaları anlatınca onlarda gülmeye başladılar.
Kurumun yanı sıra bir kıymetli hemşehrimizin ısrarı üzerine geceyi onlarda geçirip sabah izne ayrıldım ve yine hemşerimin arkadaşlığı ile çok beğendiğim Denizli ilinden ayrıldım.
Yapılanın haksızlık ve çekememezlikten kaynaklı olduğu kanaati oluştu ve sonrasında görevlendirme yazısı  iptal edildi.
Bir zaman sonra tayinimi yukarıdan talep eden kişiyle sokakta karşılaştık. Hal hatır sordu, beni diğer kardeşimle karıştırdığını anlamıştım, bir iş hakkında bilgi sormaya başladı. Bende lafın yeri geldiği için şöyle dedim; “A…. bey, işi olan şahıs kardeşimdi, ben sürgüne gönderdiğin şahıs'ım!.” Bu lafım soğuk duş etkisi yapmış, burnuna kadar kızarmıştı.
Kırgınlığımın geçmediğini anlayan A…  bey,  yapılanlara  helallik istemeye çalıştı, ben ise hızla yanından uzaklaştım.
Gözümü çıkaranın kendimden olanlar olduğu gerçeğini unutmayarak..
İyiliğinde, kötülüğünde bir karşılığı vardır yüreklerde..
                                                                        Emir Şıktaş

Facebook Beğenenler

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.