İRAN-ABD GERİLİMİ ve ORTADOĞU’DAKİ DURUM KONUSUNDA KISA KISA NOTLAR
           Prof. Dr. Kerem KARABULUT
           İran kısa dönemli bir itibarı koruma operasyonu yaptı. Ancak uzun dönemde bu 10 yıldan daha uzun da olabilir. Bunun acısını çıkaracak ve kendisini sorumlu kılmayacak bir operasyon yapabilir. 
ABD Suikastının İran’a şu faydası oldu: Kendi içinde kenetlenme oldu.
             ABD içinse; Trump’ın iç seçimlerinde etkisi olacaktır. Olumlu etki yapması beklenerek yapılan bu etkinin olumlu mu yoksa olumsuz mu etki yapacağını seçimlerde veya bekleyip görmek lazım.
Bu operasyon için örtük ittifak yorumları yapılabilmektedir. Bunun yanlış olduğu kanaatindeyim. İran ile ABD’nin ittifak yapmadıklarını anlamak için illa da birbirlerini yok etmelerini görmemiz gerekmez. Ekonomik ambargo vb uygulamalar böyle bir şeyin olmadığını zaten göstermektedir.
           Bizim bölgedeki PKK, YPG, PYD, DAEŞ gibi terör gruplarına karşı operasyonlarımız bir anlamda ABD ile mücadeledir.
Hürmüz boğazını kapatmak dünya petrol akışının %60-70’ini durdurmak demektir. İran ancak yok edilme tehlikesi hissederse böyle bir uygulama başivurabilir.
Dünya petrollerinin %60’ı, doğalgazın ise %50’si İslâm ülkelerindedir. Oysa dünya gelirlerinin %7’sini İslâm ülkeleri elde etmektedirler. Ayrıca birbirleri ile olan ticaretleri de toplam dış ticaretlerinin %15-20’si civarındadır. Bu durum İslâm ülkelerinin işbirliğinin olmadığının net görüntüsüdür.
             1938’de İsrail’in bölgede parayla aldığı toprak oranı %8’dir. Sonra ABD 1950’lerde Filistin topraklarının %56’sını İsrail’e ait kılıyor ve bu süreç devam etmektedir.
27 Aralık 2019’da İran-Çin-Rusya Umman denizinde ortak tatbikat yaptı. Bundan sonra Irak ve İran’da gösteriler başladı. Bunların hepsi bölgede ve dünyadaki siyasi ve ekonomik güç çatışmalarının sonuçlarıdır.
NATO’nun finansmanının yaklaşık %70’ini ABD karşılamaktadır. Bu nedenle NATO ABD’nindir demek yanlış olmaz.
              NATO’nun Nisan 2019’daki toplantısında Birinci düşman olarak Rusya gösterilmiştir. Buna rağmen, Ortadoğu’da ABD ve Rusya yeri geldiğinde paylaşımlar yaparak kendi menfaatlerini maksimize edebilmektedirler. Bu durum tüm dünya düzeninin nasıl işlediğinin ve bunun İslâm coğrafyasında nasıl yaşandığının görüntüsünü ortaya koymaktadır.
Türkiye ile Rusya liderlerinin 08.01.2020 tarihinde anlaşarak Libya’ya uzlaşma mesajları vermeleri Rusya’nın işine gelmektedir. Çünkü hem Türkiye’yi kaybetmemiş oluyor hem de batının etkinliğinin azaltılmasını amaçlıyor. Ancak tekrar savaşın başlatılmasının sebebi Türkiye’nin orada varlığından rahatsız olan güçlerdir.
              Çin, ABD-İran gerilimi nedeniyle kendi üzerinde yoğunlaşabilecek baskıların başka yöne yönlenmesinden dolayı biraz rahatlamış olabilir.
              Birleşik Arap emirlikleri ve Suudi Arabistan bu gerilimde, Trump’ın itibar edilmemesi gereken biri olduğunu anlamış olabilirler.
ABD, şimdilik Türkiye’nin gönlünü hoş tutma eğilimi geliştirebilir. Bunu hem İran’ı desteklemesini önlemek hem de Rusya’nın tarafında yer almasına engel olmak için yapabilecektir. 
Çar I. Petro’nun 1725’lerdeki vasiyetinde geçen “Rusya’nın nüfuzunu Asya’da yaymak için Sünni-Şii ihtilafları en iyi vasıtadır. Türkiye ile İran arasındaki muvazeneyi öyle bozmak lazımdır ki (fitne-fesatla) onlar birbirleri ile hiçbir zaman anlaşamasınlar” ifadesini yaşanan gerilim dolayısıyla İslâm coğrafyasında tetikleyen kişilerin olduğu anlaşıldı. Ancak devletlerin 400 yıldır bu tuzağa düşmedikleri bilinmektedir.
21. yy’da artık kesin olan bir şeyin şu olduğu tekrar anlaşılmıştır ki; ülkelerin söz hakları ve güçleri, teknolojiyi üreterek elinde bulundurma ve bunu savunma sanayinde kullanabilmelerine göre belirlenmektedir.
Bir durum kesin anlaşılmaktadır ki, “zorla din olmaz” ve “özgürlüğün olmadığı yerde üretim olmaz”. İslâm coğrafyası maalesef bu konularda iyi bir puana sahip gözükmemektedir.
İslâm coğrafyasındaki ülkeler, “ABD’ye yakın olma yarışına” girmektedirler. Oysa doğru olan düşman olmadan bağımsız ülke olarak kendi dinamiklerini çağın gereğine uygun olarak şekillendirmeleridir.
Bağdat’ta 2013 yılında otelde karşılaştığımız ve yan yana duran biri Sünni biri de Şii iki gencin ülkelerindeki gelişmeleri ifade ettikleri şu cümle aslında bölgedeki durumu da özetlemektedir. “Ben Sünniyim bu arkadaşım Şii. Biz yan yana namaz kılmaktayız. Ancak korkumuz; “bizi birbirimize öldürtecekler”. Tüm bölge ve tüm dünya umarız ders alır ve İnsanlaşma yoluna dönerler.
Türkiye’nin Libya ile Akdeniz konusundaki anlaşması ve asker gönderme kararı doğrudur. Almanya’da olması bunun sonucudur. Uzun dönemli ülke menfaati için bölgede denge politikasını devam ettirmesinde yarar vardır.

 

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.