Prof. Dr. Kerem KARABULUT RUSYA-UKRAYNA GERGİNLİĞİ VE TÜRKİYE
Tarih : 2021-04-19
Tüm Yazılar

Prof. Dr. Kerem KARABULUT



RUSYA-UKRAYNA GERGİNLİĞİ VE TÜRKİYE
Rusya Ukrayna’nın bağımsızlık sonrası Avrupa Birliği ile yakınlaşması ve NATO’ya alınma ihtimalinden rahatsızlık duymaktadır. Ayrıca Rusya, Putin döneminde kendini toparlayarak 1991 yılında dağılan eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nden (SSCB) ayrılan ülkeleri kendi etki alanında tutmak istemektedir. İşte bu anlayış ile eski SSCB ülkesi olan Ukrayna’nın Rus yanlısı eski Başbakan ve Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in Ukrayna’dan Şubat 2014’te kaçıp Rusya’ya sığınmak zorunda kalmasından sonra, Rusya Ukrayna’yı kontrolü altında tutacak girişimlere başlamıştır. Bu doğrultuda, Kırım’ın yerli ve gerçek sahipleri olan Tatarlar ve Ukraynalıların karşı çıkarak katılmadığı, 16 Mart 2014'te tartışmalı referandum yapılmıştır. Böylece,  Kırım, Rusya tarafından bir anlamda yasa dışı ve hile ile ilhak edilmiştir. Ayrıca Rus yanlısı ayrılıkçıların sözde halk oylamalarıyla 11 Mayıs 2014'te Rus kökenlilerin çoğunlukta olduğu Donbass bölgesindeki Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetleri isminde iki ayrı özerk yönetim oluşturulmuştur. Böylece Rusya, Kırım ve Donbass ile Ukrayna’yı çevrelemiştir denilebilir. Son olarak 26 Mart 2021’de Donbass bölgesinde 4 Ukrayna askerinin öldürülmesi ile gerginlik tırmanmış ve Rusya bölgeye asker yığmaya başlamıştır. Ukrayna’nın Rusya’nın kontrolüne geçmesinden endişe duyan ABD ve AB, Rusya’nın girişimlerine sert tepkiler vermeye başlamışlar ve yaptırım kararı almışlardır. Rusya ise ABD’nin Rus diplomatları sınır dışı etmesine aynı doğrultuda cevap vermiş ve ekonomik yaptırımlara da karşı yaptırımlarla cevap vereceğini beyan etmiştir.
ABD ve AB’nin destek açıklamalarına rağmen, Rusya ile Ukrayna askeri ve ekonomik güç açısından oldukça eşitsiz konumda oldukları için olası bir ikili savaşta Ukrayna’nın kazanma şansı çok zayıftır. Rus ve Ukrayna askeri ve ekonomik güç verilerinin özeti şöyledir:
Global Firepower'ın 2021 raporuna göre; Rus ordusu dünya sıralamasında ikinci sırada iken, Ukrayna  ordusu 25'inci sıradadır. 141 milyonluk nüfusa sahip olan Rusya'nın aktif asker sayısı 1 milyon 14 bin iken,  Ukrayna'nın ise yaklaşık 44 milyon nüfusu ve 255 bin aktif askeri bulunmaktadır.
Rusya'nın toplam hava aracı 4 bin 144, Ukrayna'nın toplam hava aracı ise 285’tir. Rusya'nın 789, Ukrayna'nın ise 42 savaş uçağı bulunmaktadır. Rusya'nın 538, Ukrayna'nın ise 34 saldırı helikopteri mevcuttur.
Tank gücü bakımından dünyada lider konumunda bulunan Rusya 13 bin tanka sahipken,  Ukrayna ise 2430 tanka sahiptir. Ukrayna'nın uçak gemisi bulunmuyor, Rusya'nın ise bir uçak gemisi mevcuttur.
Rusya'nın 27 bin, Ukrayna'nın 11 bin 435 zırhlı aracı vardır. Rusya 64 denizaltı sahibi iken, Ukrayna ordusunun denizaltısı yoktur. Ukrayna'nın 1, Rusya'nın ise 11 fırkateyni bulunmaktadır. Rusya 48 mayın gemisi sahibiyken, Ukrayna'nın mayın gemisi yoktur.
Rusya'nın savunma harcamaları 42 milyar 149 milyon dolar, Ukrayna'nın savunma harcaması ise 9 milyar 600 milyon dolardır. 
Rusya'nın dış borcu 539 milyar 600 milyon dolar, Ukrayna'nın dış ise borcu 130 milyar dolardır.
Rusya 432 milyar 700 milyon dolar döviz rezervine sahipken, Ukrayna'nın döviz rezervi 18 milyar 810 milyon dolardır.
Rusya, Satın alma gücü paritesine göre, 4 trilyon 025 milyarlık milli gelire sahiptir. Bu rakamla dünyada altıncı sıradadır. Ukrayna ise 378 milyar 450 milyon dolar ile 48'inci sırada bulunmaktadır.
 
Bu göstergelerden de anlaşılacağı gibi, Rusya ile Ukrayna’nın güç dengesi eşit değildir. Bu nedenle, Ukrayna’nın savaşı göze alma ihtimali de bulunmamaktadır. Ukrayna’ya ABD ve AB’nin desteğinin mutlak olacağının garantisi de bulunmamaktadır.
AB VE RUSYA’NIN KONUMU;
Rusya ile Avrupa birliği arasında karşılıklı bir bağımlılık bulunmaktadır. Rusya ekonomisinin temelini oluşturan enerji ihracatının en büyük alıcısı AB’dir. Bu nedenle, Avrupa Birliği Rusya’dan gelen enerjiye muhtaç iken, Rusya’da ekonomik işleyişini devam ettirebilmek için enerjisini AB’ye satmaya muhtaçtır. Bu durum karşılıklı bağımlılık yaratmaktadır. AB ile Rusya arasındaki bu bağımlılıkta Rusya’nın temel stratejisi, AB’yi tamamen kendine bağımlı kılıp bir tekel durumu oluşturmak üzerine kuruludur. Çünkü,  önemli enerji kaynaklarına sahip olan Rusya,  dünya petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 6’sına, AB ise yüzde 0,3’üne sahiptir. Rusya Doğalgaz rezervleri açısından yüzde 18’ine, AB ise yüzde 0,6’ına sahiptir. Rusya ham petrol üretimi ve ihracatında dünya ikincisidir. Doğal gaz üretiminde dünya ikincisi, ihracatında ise dünya birincisidir. Rusya’nın ihracat gelirlerinin yüzde 70-80’ini petrol ve doğal gaz gelirlerinden oluşmaktadır. Enerjide Türkiye yaklaşık yüzde 75,  AB ülkeleri ise yüzde 55 oranında bağımlıdırlar.
AB ise alternatif enerji aktörlerinin AB pazarına girmesi için yollar aramaktadır. İşte bu politikada Türkiye’nin enerji köprüsü olma durumu ve Azerbaycan’ın sahip olduğu enerji kaynakları ön plana çıkmaktadır. 
ABD’NİN TEMEL STRATEJİSİ;
Rusya ile savaşmak değil, Rusya’yı ekonomik yaptırımlar ile çökertmektir. Özellikle AB’nin Rusya’dan olan enerji ithalatını sekteye uğratarak bunu başarmak istemektedir. ABD’nin Ukrayna’daki temel stratejisi budur. 
ABD, doğrudan Rusya ile savaşmayı göze alamaz. Çünkü, Ukrayna coğrafik olarak ABD’den çok uzaktadır. Eğer savaşıp da yenilgi durumu söz konusu olursa, bu durumda Rusya bölgenin tam hakimi olur ki; ABD; AB’yi de kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya gelir. Bu nedenle mümkün oldukça savaşmak istemeyecektir. Savaş gemilerini Karadeniz’e göndermekten vazgeçmesi de bunun işaretidir.
TÜRKİYE’NİN KONUMU;
Türkiye, Rusya ve ABD arasındaki gerginlikte “denge politikası” gütmeye çalışmaktadır. Çünkü Türkiye’nin Rusya, ABD ve AB ile çok çeşitli sosyo-ekonomik ilişkileri mevcuttur. Bunun yanında, her biri ile ayrı ayrı sorunları da bulunmaktadır. Örneğin, Rusya ile Libya, Suriye, Kırım, Gürcistan gibi konularda ciddi menfaat çatışması ve görüş ayrılıkları vardır. Buna karşılık ekonomik anlamda da iyi ilişkileri bulunmaktadır. Yine Karabağ konusunda karşılıklı stratejik davranışları mevcuttur. Rusya Türkiye’nin turizm gelirlerinde en büyük paya sahiptir. Türkiye’nin tarım ürünleri ihracatında da önemli bir konuma sahiptir.
Eğer Türkiye Ukrayna konusunda tercihini tamamen AB ve ABD’den yana kullanmak durumunda olursa, Suriye ve Karabağ konusunda Rusya’dan karşı ataklar gelebilecektir. Rusya’nın Türkiye’ye olan uçak seferlerini azaltıp vatandaşlarını Mısır’a yönlendirmesi de bunun ön işareti olarak değerlendirilebilir.
Türkiye’nin Kırım’ın işgalinden beri sürdürdüğü politikası ise, Rusya’nın burayı işgalinin uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırılığı ve bir işgal olduğudur. Bunu tüm ortamlarda söylemiştir. Çünkü, Kırım’ın Türk olması ve Türkiye ile çok fazla ortak geçmişe ve değerlere sahip olması bunu gerektirmektedir. 
Kırım’ın Türkiye ve Türkler açısından önemi şudur: Osmanlı Kırımı 1774 yılında imzalanan Küçük Kaynarca Antlaşması ile kaybetmiştir. Bunun önemi ilk defa Müslüman bir Türk toprağının kaybedilmiş olmasıdır. Kırım’ın kaybedilmesi ile Osmanlı dünyanın üç büyük devletinden biri olma özelliğini yitirmiştir. Bu nedenle, Kırım Türkiye’nin tarihteki yürek yaralarından birisidir.  
ABD’nin Türkiye’ye yönelik politikasını S-400’lere kilitleyip esnek bir politika izlememesi, bölgede ABD’nin rakibi konumundaki ülkelere alan açtığı gibi Türkiye’yi de kendinden uzaklaştırıcı etki yapmaktadır. ABD’nin yürüttüğü katı politikaların bölge ülkelerinin Çin ile yakınlaşmalarına sebep olduğu bir gerçektir. Örneğin, İran’ın Çin ile “stratejik ortak” olduğunun açıklanması ve Çin’in İran’a 400 milyar dolarlık yatırım karşılığında bu ülkeden enerji alacağını açıklaması, bu düşünceyi doğrulamaktadır. Oysa ABD, Çin’i kendisi için rakip ve tehdit olarak görmektedir. Buna rağmen, yapıcı politikalar geliştirememektedir. 
Türkiye, Ukrayna ile Rusya arasındaki gerginlikte şu hususlara dikkat çekmektedir: 
Ukrayna’nın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunması. 
Kırım Türklerinin hayat standartlarının yükseltilmesi. 
Karadeniz’in bir barış, huzur ve işbirliği denizi haline getirilmesi.
 Kırım’ın ilhakının tanınmaması.
Mevcut krizin diplomatik yöntemlerle çözülmesi. 
AGİT ve Minsk kararları çerçevesinde hareket edilmesi. 
KÖTÜ SENARYO:
Diplomatik yollar ile çözüm olmaz ve ABD, AB ve NATO Rusya’ya karşı savaş ilan ederse; insanlığın bugüne kadar görmediği kadar can kaybı ve yıkımlar olabilir. Nükleer silahların kullanıldığı yıkıcı bir savaş ortaya çıkabilir. 
Bu durumda ABD kaybederse, dünyadaki tüm itibarını yok eder ve Rusya bölgenin sahibi konumuna geçer ki, bu çok tehlikeli sonuçlar da doğurur. Örneğin, tekrar eski SSCB ülkelerini bünyesinde toplamak veya kendine bağlılık antlaşmaları düzenleyerek ilginç gelişmelerin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Ancak böyle bir senaryonun olası gözükmediğini söylemek mümkündür. ABD’nin savaş gemilerini Karadeniz’e göndermekten vazgeçmesi böyle bir olasılığın olmadığının işaretidir. 
 
 
 
 
 

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.