Ziya Zakir ACAR BİR NEVRUZ BAYRAMININ ARDINDAN
Tarih : 2022-04-02
Tüm Yazılar

Ziya Zakir ACAR



BİR NEVRUZ BAYRAMININ ARDINDAN
 
Dünyanın köklü kültür ve medeniyetine sahip milletlerinden biri olan Türk milletinin, kendine özgü inanç, örf, âdet ve gelenekleri vardır. Çin içlerinden Avrupa içlerine, Sibirya sahillerinden Yemen, Afrika sahillerine kadar nice coğrafyada binlerce yıl hükümran olan Türklerin dünya medeniyetine bahşettiği önemli geleneklerden biri Nevruz geleneğidir. 
Türkler, gecenin ve gündüzün eşit olduğu 21 Mart gününü yılın ilk günü kabul etmiş ve binlerce yıl bu günü, “Yeni Gün” veya “Ergenekon Günü”, “Çağan”, “Ulusun Ulu Günü” gibi adlarla yılbaşı olarak kutlaya gelmişlerdir. Dünyanın en eski bayramlarından biri olan Nevruz, dinî bir bayram olmaktan öte bir halk bayramıdır. Her dinden insanlar bu bayramı kutlamaktadır. Nevruz, tabiatla insan arasındaki münasebeti artıran neşe demlerinden biridir.
Nevruz, Türk dünyasında, ortak kültürel değer olması yönüyle önemli bir yere sahip olup, Türklük dünyasında ve Anadolu’da ortak inanmalarla, ortak heyecanlarla yüzyıllardır Türk kültürüne özgü özelliklerle kutlanılmaktadır.  Başka bir ifade ile Nevruz, Türk boylarının genel ve ortak bir tarihî değeridir. Nevruz’a mahallî veya politik renk verenler yanılırlar. “Nevruz ulu Türk tarihinin, Türk millî tefekkürünün, halk felsefesinin bayramıdır”. Bu bayram, Azerbaycan, Başkurt, Gagauz, Hakas, Karaçay, Kaşkay, Kazak, Kırgız, Nogay, Özbek, Türkmen, Uygur gibi bütün Türk boyları tarafından bilinip, kutlanmaktadır. Her biri farklı bir coğrafyada yaşayan bu Türk boyları öz millî, tarihî, coğrafî, geleneksel zenginliklerini bu bayrama katmışlardır
Türkler, İslâm dinine girdikten sonra bazı Türkçe adların yerine Farsça, Arapça adlar almışlar. “Tanrı” kelimesinin yerine genellikle “Rab, Halik, Huda”; “Yalvaç” yerine “Peygamber, Resul”; “gök” yerine “asuman” gibi. Aynı şekilde “Yeni Gün” yerine de “Nevruz” kelimesini almışlardır.
Büyük Türk Bilgini Kaşgârlı Mahmut, Divanü Lûgat’it-Türk adlı eserinde “Nevruz” yerine “Yeni Gün” ifadesini kullanmıştır: “Yeni gün (Nevruz) den sonra ilkbahara “oğlak ay” derler, sonra “uluğ oğlak ay” derler; çünkü bu ikinci parçada oğlak büyür.
Nevruz Bayramı kutlamalarında İlahir Çarşambaların çok önemli bir yeri bulunmaktadır. Su Çarşambası,  Od Çarşambası, Yel Çarşambası, Toprak Çarşambası ve Ahir Çarşamba. İlahır Çarşambalar'a ilişkin bir takım eski inançlar vardır: 
 «İnsanları çok kötü ve zararlı adet ve niyetlerden,  hırsızlıktan, riyakârlıktan, ahlaksızlıktan, kibirlilikten, kıskançlıktan, başkasının varlığına göz dikmekten uzak tutmaktır» Onu, helal kazanca çağırmış, insanlarda emeğe,  toprağa derin sevgi aşılamıştır.  Nevruz ayin ve inanışlarında adalete, hoşgörüye, acımaya büyük saygı vardır.  İlahır Çarşambalar'ın her birinde kutsanan mukaddes unsurlar, yıl boyunca insanın yardımına koşmuş, ona elini uzatmış, en zor işlerinde onları çağıran, anlatan nağme, ayin ve itikatlar halkın dilinde yaşamış ve hayatlarının başlangıcından beri onlara eşlik etmiştir.
Nevruz bayramının bütün mitolojik semantiğinde, bu "mitolojik yolun" kamusal meydandan izleri, mevsimsel özelliklere ve mutfak özelliklerine kadar uzanır. Bu rotayı bayramdan önceki dört Çarşamba gölgesinde düşünmek daha uygun olur. 
Türk soyunun özgün hasletleri içerisinde atalara saygı vardır. Buna Ata Kültü diyoruz. Türk insanı, dünyaya gelmesinin müsebbibi olan atalarına karşı daima hürmet besler. Türkler, atalarına olan bu bağlılıklarını ve saygılarını, Nevruz Bayramı gibi özel günlerde açıkça sergilerler. Hayatta olan büyükler ziyaret edilip elleri öpülür, hediyeler sunulur. Ölenlerin kabirleri ziyaret edilir. Bu durum, tamamen Türklerin, ata, analarına minnet ve şükran ifadeleridir. 
Türk milletinin özgün inançları içerisinde yer alan bir diğer husus da suya verilen kutsiyettir. Su hayattır. Türklerce su kutsaldır. Bunun tezahürünü Nevruz törenlerinde görürüz. Birçok Türk yurdunda, yılın son çarşamba sabahı, genç kızların akan suların kıyısına giderek suya selâm vermeleri, soğuk su ile yüzlerini yıkamaları, üzerlerine su serpmeleri ve suyun üzerinden atlamaları, Türklerin suya olan inançlarından kaynaklanan hususlardır. Arife günü yıkanma ananesi de bundandır. Yolcu ettiğimiz insanların arkasından su serpmemiz, sevdiğimiz veya memnun kaldığımız insanlar için “Su gibi aziz olasın!”, “Ömrün su gibi uzun olsun!” diyerek, iyi dileklerimizi ifade etmemiz, tamamen suyu aziz bilmemizden ve suya olan saygımızdandır. 
Türk insanının kutsal bildiği, mübarek saydığı ve saygıyla yaklaştığı bir diğer varlık da ateştir. Türklere göre ateş, ocaktır. Ateş, var olma, yaşama, dirilik alâmetidir. Türkler, ateşin gökten indiğine inanırlar. Bunun için de onun kutsal ve temizleyici bir gücünün olduğunu kabul ederler. Mehmet Akif, Türklerin, aynı ateşten ateş almalarına veya aynı ocaktan ocak yakmalarına, bununla da dünya durdukça var olacaklarına İstiklâl Marşımızda yer vermiştir: “Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak, Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak!”
Toprağın kutsallığının Türk mitolojik buluşları ile birlikte, etno-ahlaki değerler sisteminde, Vatan kavramı ile birlikte, el-Oba’nın yaratılışın maddi temeli olan kutsal mitolojik semantiği vardır. Yaz aylarında, toprağın uyanışının efsanevi kökleri, diriliş, yaşamın yeniden canlanması ile ilgilidir. Toprağın ısınması hayatın yeniden canlanması demektir.
Nevruz Bayramında bir sürü etkinlikler yapılır. Yedilevin, (Yeddi-Levin yeddi çeşit çerez) Kulak Asmak/Gapı Pusmak/Niyet Tutmak:, Ateşten Atlamak, Subaşı Etkinlikleri:( 1-Suya İğne Salmak, 2-Suya Yüzük Salmak) Bacadan Şal Sallamak/Kapıya Mendil Atmak, Kabir üstü Ziyaretleri/Ölü Bayramı, Kosa Kosa oyunu, Yumurta tokuşturma (Yumurtayı soğan kabuğunda kırmızıya boyamak.)
 Yumurta kabuğunun kar beyazlığında; insanoğlu göğün berraklığını ve Türk insanının kalp temizliğini; Yumurta kabuğunun zarında; kibarlık ve hassasiyeti; Yumurta akında; soyundaki kalıtımsal insanî güzelliklerini; Sarısında; düşünce ufkundaki yeryüzü ve kâinatın eşsiz gizemlerini ve boyanmış kırmızılığında; bu toprak için akıtılan şehit kanlarının kutsallığını simgeler.
Bu duygular içerisinde bu yıl nevruz bayramını Türk Dünyasına açılan kapı durumunda olan Iğdır’da; Türk Cumhuriyetlerinden gruplar ve âşıklar getirerek Birlik ve beraberlik içerisinde “her şey Iğdır için” sloganı altında kutlamak istedik. Sponsorluğu Alagöz Holding Sahibi Sayın Cantürk ALAGÖZ tarafından yapılan organizasyonda  Gelen gruplar, örf, adet ve gelenekleri ile Dedelerimizin geldikleri Orta Asya’dan bize rüzgârlarını getirdiler, havasını teneffüs ettirdiler. Zengezur koridoru açıldığında Iğdır’ın öneminin çok artacağı aşikârdır. Birlik ve beraberlik içerisinde bu koridorun nimetinden Iğdırlıların faydalanması gerekir. Iğdır’ın önemi arttıkça bu yörede yaşayan insanlar maddi ve manevi kazanç elde edecekleri açıkça ortadadır.
Ancak gel gör ki Iğdır’da küçük işlerle uğraşan kişiler var ki birlik ve beraberliğimize sürekli zarar vermektedirler. Birileri kalkmış halay oyununun kendilerini temsil takıntısı içerisinde, birileri neden biz oynayamadık dedikodusu peşinde. Nevruz kutlamalarında Programın sahnede sergilenmesinde şahsım olarak uzaktan, yakından ilgim yoktur. Ben sadece gelen misafirlerimizi en iyi şekilde ağırladım. 
Her yörenin kendine özgü bir oyunu bulunmaktadır. Iğdır’da yaşayan genellikle iki grup çoğunlukta. Geçmişte her iki grubun toy ve düğünleri hemen hemen aynı özellik taşımaktaydı. Davul ve zurna kırsal kesimde ortak çalgı aletleri idi. Halaylar ise her kesimin ortak oyunu konumundaydı. 
Yörede yaşayan Azerbaycan Türklerinin oynadığı oyunlar ve dolayısıyla örf adetlerinin tamamı Azerbaycan kültürünün özüdür. Oynanan oyunları asıl adı da “Azerbaycan Türk Halk Oyunları” dır.  Konuyu teorik anlamda araştırmayan, sadece oynamayı marifet bilen birkaç kişi “Kafkas Halk Dansları” adı altında oyun oynayarak yöre oyunu oynadıklarını zannetmektedirler ve Azerbaycan Türklerinin kültürüne çok büyük bir zarar vermektedirler. 
Kafkasya çok geniş bir coğrafyadır. Burada yaşayan halk sayısı oldukça fazladır. Bu halkların da oyunları farklı farklıdır. Kuzey Kafkasya'da Karadeniz kıyısından doğuya, Hazar Denizi'ne doğru, Rusya (RF) resmi tanımlamasına göre, şu halklar sıralanmıştır: Çerkes, Abaza, Nogay, Karaçay, Kabartay, Balkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halkları. Dağıstan'da Ruslarla birlikte dili tanınmış 14 halk bulunur. Ayrıca Abhazlar, dil ve etnik yönden Kuzey Kafkasya halklarından sayılırlar. Güney Kafkasya'da ise, Karadeniz kıyısında Gürcistan, Hazar Denizi kıyısında Azerbaycan, bu iki ülkenin güneyinde de Ermenistan bulunur.
Bunun yanı sıra etnik anlamda dört tane Güney Kafkas halkı vardır. Gürcüler, Megreller, Lazlar ve Svanlar. Lazlar’ın tamamına yakını Müslümandır. Bunun yanı sıra daha çok Batum ve Acara'da yaşayan Gürcülerin yarıya yakını tıpkı diğer kardeş halk Lazlar gibi Müslümandır. Geri kalan Güney Kafkasyalılar ise Ortodokstur.
Etnik ve Genetik yönden, Kuzey Kafkasya halklarından Karaçay Balkar Abhaz, Abaza Oset, İnguş, Çeçen, Çerkes[1][2] ve Dağıstanlıların çoğu (Avar, Dargin, Lak, Lezgi, Tabasaran, Rutul, Agul ve Tsahur) ile Güney Kafkasya halklarından Gürcüler, Svanlar, Megreller ve Lazlar yerli Kafkasya halklarını oluştururlar.
Iğdır’da oynanan oyunların adı da “Azerbaycan Türk Halk” oyunlarıdır. 
"Dedikodu ve iftirayla meşgul olmamayı bir prensip olarak benimsemelidir. Zira gök kubbe altında hiçbir vasıflı insan yoktur ki, onun aleyhinde doğru veya yanlış birçok şey konuşulmuş olmasın." - 'Bilgili, hünerli, işinde başarılı olan kimseler kıskanılır, eleştirilir ve işlerini yapmaları zorlaştırır. `
“Hayatta başarılı olanlar, kendilerine gereken bilgileri öğrenmekten bir an geri kalmazlar ve hadislerin sebeplerini her zaman araştırırlar.”
“Büyük çalışmaların ve büyük başarıların büyük riskler içerdiğini unutma. Kim iyi yaşamış, bol bol gülmüş ve çok çalışmışsa, başarıyı yakalamış demektir.”
Nice güzel, birlik ve beraberliğin gerçekleşeceği nevruzlara…

Henüz yorum yapılmadı!

Bu içerik için yorum yapılmadı. Yorum yapmak için aşağıdaki formu kullanınız.

Yorum Yaz!

E-Posta adresiniz yayınlanmayacaktır.
* İşareti olan alanlar gereklidir.